30 Ağustos 2017 Çarşamba

Uluslar arası toplumun acımasızlık sendromu




Bugün dünyanın içinde bulunduğu hâkim anlayış, “yapanın yanına kar kalır” anlayışı olmuştur.
Bu nedenle yeryüzünde mazlum milletlerin sayısı her geçen gün artıyor.
Dünyaya hâkim zihniyet uluslar arası toplumun önde gelen üyeleri bu zulüm anlayışının artma ve yaygınlaşmasına göz yumuyor.
Bu göz yumma haçlı taassubunun bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.
Dünya insani problemlerine yaklaşım hep bir geçiştirme politikasıyla yönetiliyor.
Menfaatleri gereği insanlığın temel değerleri ayaklar altına alınıyor.
Ellerinde tuttukları siyasi, diplomatik, ekonomik güçleri ve kurumları savundukları değerlerin muhalefeti doğrultusunda kullanıyorlar.
Uluslar arası toplumda açıkça mazlum ve Müslüman topluluklara karşı sınırsız bir acımasızlık sendromu hakim durumda.
Bu insanlık dışı sendromu bir türlü üstlerinden atamıyorlar.
Bu halin tedaviye ihtiyacı var.
Bu nasıl tedavi olur, bunun cevabını bulmak gerekiyor.
Mağdur, mazlum, işkence ve zulme maruz kalan toplumların maruz kaldıkları insanlık dışı hal bunlara nasıl anlatılır?
Özellikle bu yüzyılın başlarından itibaren kelimelerle anlatılamayacak derecede artan bir şekilde en temel haklarından mahrum kalmaya başladılar.
2003 evvelinde Afganistan olmak üzere, emperyalist güçler en büyük zulmü bu tarihte Irak’a yaptıkları işgalle başlattılar.
Bununla kalmadılar ve kalmayacakları apaçık!
Bu zihniyet İslam ve mazlum topluluklara yeni yeni gaileler açmanın hain planları ve çabaları içinde olduklarının izlenimini veriyor.
İşte Suriye, Yemen, Mısır, Filistin, Libya; bunlar hain ve insanlık dışı zihniyetin ürünleri.
Müslüman topluluklara uygulanan bu zulüm ise genellikle Müslüman ülkeler kullanılarak yapılıyor. Emperyalistlerin elindeki en büyük koz Müslüman ülkelerin mazlum milletlere yapılan haksızlıklar karşısında sessiz kalmaları oluyor.
İşte uluslar arası huzur ve güveni tesis etmek maksadıyla kurulmuş olan Birleşmiş Milletlerin yüklendiği bu insani görevin üstesinden gelemediği meydanda.
Nerede bir hayat hakkı gibi temel insan hakları ihlali olsa sadece bir kınamayla geçiştiriyor.
Kullandığı klişeleşmiş birkaç kelime var; genel sekreter sözcüsünü basın karşısına çıkarıp “Genel Sekreter derin endişe duymaktadır” bunu söylemekle sözde görevlerini yapmış saymaktalar.
Endişe duymak hiç yeterli değil, bu ifade sadece bir aldatmaca!
Son 4 -5 yıldır Arakanlı Müslümanlara yapılan işkence ve katliamlar karşısında bütün dünyada olduğu gibi BM de sessiz ve sadece kınamakla yetiniyor.
Bu insanların yaşadıkları evleri, malları, işleri ellerinden alındığı gibi, acımasızca katlediliyorlar.
Yaşadıkları mekânlara bakıldığında kümes ve kulübeler yanlarında çok lüks kalır.
Bu insanlık dışı yerlerde kalmalarına dahi Myanmar devleti müsamaha gösteremiyor.
Haber kaynaklarına göre, Arakanlı Müslümanların yaşadıkları bölgelerin ateşe verildiğini, bu yetmiyormuş gibi bu savunmasız insanlar çoluk çocuk demeden öldürülüyor ve ateşe atılıyor.
Bu vahşete kaç İslam ülkesi tepki gösterdi!
Bu vahşete hangi uluslar arası toplum ve kuruluş sesini yükseltti!
Sessiz kalanları da bu acı durumu hatırlatmak insanlık görevidir.

Myanmar yetkililerini de en ağır bir şekilde, kınamak kelimesi hafif kalır, en ağır bir dille tel’in etmek gerekiyor. Bu yapılanlar müşrik kinin tezahüründen başka bir şey değil.