21 Nisan 2017 Cuma

Confidence and stability favored



Having been on the Turkish agenda for long years, finally the purposed constitutional amendment including some of the articles has been approved by the Turkish people with a referendum held 16th April.
Thus, a new white page has been opened in front of the country.
So, the two-headed administration - which involved President and Prime Minister System that has been in the force for decades in the country - was ended. 
The new system will be completely entering into force in 2019.
Previously the constitutional amendment had been brought on the agenda via civil presidents from time to time, but it was remained unresolved.
The reason of constitutional amendment principally was to be removed the two-headed governing system. Because of decision making processes could not advance swiftly.
In order to solve this hindrance, remedy was to change at least some of the articles of the constitution.
Despite suggestion and drafts have been prepared and offered to the Grand National Assembly for making the amendment, somehow success was not obtained until this verdict of Turkey’s grand national assembly.
But this time, the efforts of the ruling party achieved to get rid of a bulky system.
With this new system no longer the country will face coalition governments.
So, stability management system will be in the force.
Checks and balances system will be justly in implementation.
In accordance with this new system, as soon as one of the presidential candidates is won the election, the winning president will also constitute the council of ministers out of the grant national assembly.
This new governing system will also attract more foreign direct investment.
From now on investors will trust more in our country to make investment regrading stability.
Thanks to this new administration system the gears of economy will work better without facing any hindrance.
Production, distribution and consumption chain will also operate in a stabile way.
Solving this crucial problem Ak Party has played important role regarding experiencing the old system handicapped.
Having been in the office as a single party advantage since 2002, ruling Ak Party has brought radical solutions in other issues as well.
Its decisive stance has played positive role in overcoming the challenges arisen both from the home and abroad to date.
Nearly 15 years ago existing high inflation and interest rates and other economic troubles in the country have been solved pretty much through in its period.
Meanwhile, per capita income has risen over threefold.
The country exports have also surged over fourfold.

In this period, huge investments were made and entered into force. We believe that positive developments will increasingly boost with this new system more. Regarding these positive acquisitions most of the Turkish people have approved this new system. 

16 Nisan 2017 Pazar

Yeni sistemin hayırlı olması dileğiyle



 

Anayasanın 18 maddesinin kabulünün propaganda kampanyası önceki seçim kampanyalarından çok daha farklı geçti.

Çok daha renkli geçti diyebiliriz.

Çünkü bu kampanya sadece ülkemiz sınırları içinde kalmayıp yansımaları gerek Amerika ve gerekse Avrupa medyasında sıklıkla yer aldı.

Özellikle hayır cephesini destekler nitelikte oldu.

15 temmuzun rövanşı niteliğinde olan bir önem taşıyan bu kampanyada iç ve dış mihraklar gerçek yüzünü gösterdi.

Tarafını belli etti.

18 maddelik anayasa değişikliğinin halk oyuna sunulması bu bakımdan büyük önem arz ediyordu.

Karşı cephede PKK vardı, gizli ortağı FETÖ vardı, İmralı vardı, DAEŞ, diğer terör örgütleri ve bir kısım Avrupa ülkeleri vardı.

Bir kampanya bakıma hak ve batıl mücadelesine dönmüştü.

Bu oylama sözde darbe anayasasına karşı olanlarla, özde darbe anayasasına karşı olanların mücadelesi oldu.

Bu oylama özde vesayet odaklarına karşı çıkanlarla sözde vesayet odaklarına karşı olanlar arasında geçen bir mücadeleydi.

Bu mücadele mazlumlar, mağdurlara sahip çıkanlarla, küçük olsun benim olsun miyop görüşüne sahip olanlar arasında geçen bir kampanyaydı.

Bu kampanya eski Türkiye ile yeni Türkiye taraftarları arasında geçen bir kampanya oldu.

Bu kampanya istiklal, istikbal, istikrar ve güven yanlılarının mücadelesi oldu.

Bu kampanya ileriyi görenlerle, ufukları ülkemiz sınırlarını bile aşmayanlar arasında geçen bir mücadele oldu.

Bu kampanya on yıllardır ülkemize ayak bağı olan anlamsız tabuların yıkılmasını taraf olanlarla, bu anlamsız tabuların kalmasından yana olanlar arasında geçen bir kampanya oldu.

Bu kampanya asker kılıklı teröristler ve paralel devlet yapılanmasıyla ülkemizi emperyalist güçlere peşkeş çekenlere karşı duruş sergileyenlerin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Kampanya süresince Sayın Cumhurbaşkanımız ve başbakanımız yüksek bir performans göstererek yürüttükleri bir kampanya oldu.

Beklenen gün geldi millet sandık başına giderek tercihini yaptı.

Sandıktan aklıselim sahiplerinin tercihi çıktı.

Sandıktan vatan ve millet sevdalılarının haklı kararı çıktı.

Kalkınma ve güvenin sürdürülebilir bir rotada yürümesine onay çıktı.

Hisleriyle değil, aklıselim ve mantıkla hareket edenlerin tercihi çıktı.

Bu sonucun getireceği yararlar sadece bu değişime “evet” diyenlerin değil, bütün ülke vatandaşlarının olacağına inanıyoruz.

Bu sonuç artık koalisyon dönemlerinin bitişine ve seçimlerin normal dönemlerinde yapılması; acaba nasıl bir sonuç çıkacak endişesinin de sonu olmuş alacak.

On yıllardır gündemde olan fakat vesayet odaklarının bir türlü onay vermediği bir düzen gitmiş, yerine ülkemiz şartlarına daha uygun olan bir yönetim sistemi gelmiş olacak.

Devletin ve bürokrasinin çarkları daha hızlı işleyecek.

Bir anlamda yeni hükümet sistemi dördüncü sanayi devrimi olan dijitalleşme dönemine girmiş olacağız…

Fakat unutulmaması gereken önemli bir husus var ki o da ülkemiz birliği, dirliği, kardeşliğine göz diken gerek iç ve gerek dış güçlerin varlığını göz ardı etmemektir.

Bu yeni sistemin hayırlı olmasını ve hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

9 Nisan 2017 Pazar

"Evet" istikrar ve güvenin teminatı olacak


 

Yaklaşık 3 yıldır ülkemizde seçim havası var.

Bundan yaklaşık 3 yıl öncesine döndüğümüze, seçim takviminde 2014 mart ayında yapılan yerel yönetimler seçimini görüyoruz.

Yine 2014 ağustos ayında cumhurbaşkanı seçimi.

2015 yılında genel seçimler...

2015 haziran ayında yapılan genel seçimlerde sandıktan birinci parti olarak çıkan Ak Parti, 2002 yılında girdiği ilk genel seçimde ve takip eden dönemlerde; yani 2007 ve 2011 yıllarında oylarını artırarak genel seçimlerden başarıyla çıkmıştı.
Ancak 2015 haziran ayında yapılan genel seçimlerde ilk defa girdiği 2002 yılından itibaren zaferle çıkan Ak Parti sandıktan seçmenlerin çoğunun tercihini kazanmasına rağmen hükümeti kurmak için sayı yeterli olmamıştı.

Bu durum, Ak Partinin kurulduğu yıl olan 2001 yılından 2014 yılı ağustos ayına kadar genel başkanlık görevini ve başbakanlık görevini üstlenen ve cumhurbaşkanlığı seçimiyle görevi devreden sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın genel başkanlık görevini bırakmasından mı kaynaklandığı sorusunu akıllara getirebilir.

Çünkü bunun en çarpıcı örneği merhum Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesinde görülmüştü. 1980’li yıllarda iki dönem iktidarı kazan kurduğu parti sonraki seçimlerde yok olmuştu.

Ancak Ak Parti’de böyle bir durum olmamasına rağmen tabii liderinin ayrılmasını takip eden ilk seçimde bir düşüş meydana gelmişti.

2015 haziran ayı seçim sonuçları önceki yıllarda ülkemiz siyasi hayatında iz bırakan olumsuzlukları da gündeme getirmişti.

Söz konuş sürecin basiretli bir yönetimle bu hata bertaraf edildi.

Genel seçimlerin tekrarı yönünde karar alınarak, 2015 kasım ayında yenilendi.

Böylece ülkemizin tekrar, 1970’li ve 1990’lı yıllarda karşı karşıya kaldığı o fetret dönemi, istikrarsız dönem atlatılmış, Ak Parti bu seçimlerde %50 civarında seçmen teveccühünü kazanarak seçimin galibi olmuş ve hükümeti kuracak sayının çok üzerine milletvekili kazanmıştı.

Güven ve istikrar ortamının devamı tekrar sağlanmıştı.

2019 yılına kadar devam edecek bu durumun mevcut sisteme göre bu tarihten sonrası için bir garantisi olmayabilirdi.

Tek başına bir partinin iktidar için çoğunluğu sağlama garantisi mevcut sistemde yoktu.

Sağlasa bile her kazanan partinin de olması gereken performansı sağlamasının da garantisi yoktu…

Mevcut yürütme sisteminin bugüne kadar ülkemize verdiği sıkıntıların bertaraf edilmesi, güven ve istikrarın sürdürülebilirliğinin sağlanması için önümüzdeki Pazar günü yapılacak referandum neticesinde çıkacak olan “Evet” oylarının %50’nin üzerinde olması, on yıllardır ülkemizde geçmişte zaman zaman meydana gelen ve mevcut sistemin devamı halinde meydana gelmesi kaçınılmaz olan istikrarsız dönemin sonu olacak.

Çünkü yeni sistem bu olumsuzlukları devre dışı bırakıyor.

Geride bıraktığımız son üç yıla baktığımızda ister istemez ülke olarak gündemimizin önemli bir kısmını seçimlere ayırmışız.

Geride bıraktığımız üç yılda, bir yerel seçim, bir cumhurbaşkanı seçimi ve iki genel seçim yapılmış ülkemizde. Biri bitmiş işin tabiatı gereği bir diğerinin çalışmaları başlamış.

Zihinlerimiz ister istemez bununla meşgul olmuş

İşte 16 nisan Pazar günü yapılacak referandumla anayasanın 18 maddesinin değişimi onaylanacak. “Evet” oylarının %50’nin üzerinde çıkmasıyla ülkemiz bundan önceki dönemlerde özellikle 2002 yılından önce kurulan koalisyon hükümetleri dönemlerinde karşı karşıya kaldığı eksi kalkınma, istikrarsızlık ve güven eksikliği gibi olumsuzlukları geride bırakmış olacak.

Seçimler 5 yılda bir yapılarak, her halükarda cumhurbaşkanı ve yeni yürütme sistemi seçilmiş olacak.

Ülkede hiç bir kesim güvensizlik ve istikrarsızlık gibi bir endişeyi kafasında taşımayacak.

Artık ülke gündemi istenmeyen maddelere değil, kalkınma ve güçlü Türkiye’nin hesaplarıyla meşgul olacak… İnşallah "Evet" tercihi güven ve istikrarın teminatı olacak.

8 Nisan 2017 Cumartesi

Ülkesini satan zalim


 

 

ABD’nin Suriye’nin askeri hava alanına yaptığı füze saldırısından sonra Rusya devlet başkanı Rusya devlet başkanı Putin saldırının uluslararası hukuku ihlal ettiğini söylüyor.

Ancak Putin birkaç yıl önce uluslararası hukukun ölümle pençeleştiğini bir vesileyle ifade etmişti.

O zaman işine öyle geldiği için o ifadeyi kullanan Putin, bugün ise hukukun ihlal edildiğinden dem vuruyor.

Uluslararası hukuk bunların işlerine geldiği zaman ihlal edilmiş oluyor.

Oysa dünyada cereyan eden insanlık dışı olaylara baktığımızda uluslararası hukukun sadece kâğıt üzerinde kaldığını görüyoruz.

Bu ihlalin Bosna savaşında ve özellikle 2011 yılından beri yakın coğrafyamızda, yani İslam coğrafyasında iyice açığa çıkmış olduğuna şahit oluyoruz.

Eğer uluslararası hukuk işlemiş olsaydı, bugün Suriye’nin zalim lideri hesaba çekilmemiş miydi?

Yedinci yılına giren Suriye’deki eşi görülmemiş katliamlar olur muydu?

Maalesef sömürü ve emperyalist zihniyetin insanlığa ve hukuka bakışı bu şekilde...

İşlerine geldiğinde hukuk ve insan haklarının aklılarına geldiğine şahit oluyoruz!

Rusya ve İran’ın, Suriye’nin gaddar liderine açıktan sahip çıkarken, ABD ise işi akışına bırakarak bölge üzerinde başka hesaplarının olduğu izlenimini vermişti.

Suriye’de 7 yıldan beri süregelen katliamlar bu ülke içinde yaşanan bir iç savaşın neticesiydi.

Ancak bunu fırsat bilenler özellikle Rusya ve İran bu zulme açıktan ortak olmuşlardır.

Mazlumların karşısında zulmün yanında yer almışlardır.

Şimdi, İdlib’de sivillere ve çocuklara son yapılan katliam bardağı taşıran son damla mı oldu?

Ya da bu zulmün artık saklanacak bir tarafı kalmadığı için mi ABD bu saldırıyı yaptı.

Çünkü kimyasal gaz kullanımı daha önce de olmuştu.

Nedense, ne Birleşmiş Milletleri ve ne de uluslararası toplum ve ABD bu konuda ciddi bir duruş göstermemişlerdi.

Bu katliamları hep geçiştirdiler.

Kapalı kapılar arkasındaki hesapları herhalde bir türlü bitiremediler.

Bu arada Esad rejimi ilk günden beri başladığı katliamlarına yıllardır devam ediyor, savaş sucu işliyor, katliamlar yapıyor.

Ne hak ve ne de hukuk tanıdığı var.

Yıllar öncesinden BM’nin Suriye’de en acımasız bir şekilde bu zalimin katliamlarını belgelemesine rağmen bu konuda olumlu bir adım atılmadı.

Suriye’nin diktatörü yeni değil yıllardır diktatörlüğünü sürdürüyor.

Sığınmacı sorunu derinleşerek devam ediyor.

Amerika askeri hava üssüne yaptığı hava saldırısıyla gerek insan katliamını ve gerekse bölgedeki terörü sonlandırmayı amaçladıklarını söylüyor.

İşin garip ve üzüntü verici yanı ise toprakları bombalanan ülke Suriye bu son tartışmaya müdahil olmadığı, fakat dalaşan ülkelerin ise Amerika ve Rusya olması.

Neticede, insanlarını acımasızca katleden ve ülkesini şahsi menfaatleri adına emperyalistlere peşkeş çeken bir zalimin bu hususta kendini tescil etmiş olduğunu görüyoruz.

1 Nisan 2017 Cumartesi

Demokrasi için "Evet"


 

Bugüne kadar yapılan anket sonuçları ve meydanların diline baktığımızda on yıllardır süregelen bir sıkıntı 16 nisanda yapılacak referandumla sona erecek İnşallah.

Mevcut yürütme sisteminin ülkenin istikrar ve kalkınma hızının önünde on yıllardır süren bir engel olarak gösteriliyor.

Geçmişte yürütmenin başında bulunanların hepsi iki başlı bir sıkıntının vermiş olduğu rahatsızlığı dile getiriyorlar.

İki başlı bir yürütmenin mahzurları anlatılıyor.

Birinin ak dediğine diğerinin kara dediği örneklerle anlatılıyor.

Yani mevcut sistem ülkenin önünde bir ayak bağı olarak duruyor.

İşte bu iki başlılığı ortadan kaldırmak için Büyük Millet Meclisinde meclis çoğunluğuyla kabul edilen 18 maddeden ibaret olan bir anayasa değişikliği 16 nisanda milletin reyine sunulacak.

Şu anda yürürlükte olan yönetim şekli ülkemizin istikrarı ve güven algısı bakımından olumsuzluklara yol açtığı haklı gerekçesiyle “Evet” oylarının çoğunluğuyla sona ermiş olması temennimizdir.

Cumhurbaşkanlığı sistemi, aynı kişiye sadece iki defa tekrar seçildiği takdirde toplamda on yıl görev yapma şansı veriyor.

Her beş yılda Büyük Millet Meclisi üyeleri ve cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılmış olacak.

Böylece ülkeye istikrar gelecek.

Seçimler düzenli olarak zamanı geldiği tarihte olacağı için, ne sıradan vatandaş, ne yerli ve ne de yabancı yatırımcı istikrar endişesine kapılmadan yatırımlara devam edecek.

Cumhurbaşkanlığına aday olan zatın seçilmesi aynı zamanda bakanlar kurulunun da seçilmesini sağlayacak.

Seçimler neticesinde, Mecliste bir parti hükümeti kuracak çoğunluğu sağlasın, sağlamasın yürütmeyi üstlenecek Cumhurbaşkanlığı sistemiyle bakanlar kurulu kurulup hemen icraata başlamış olacak.

Özellikle koalisyon hükümetlerinde uygulanan milletin iradesini pazarlığa dönüştürerek kişisel menfaat sağlama dönemi son bulacak.

Yeni oluşacak sistemde Cumhurbaşkanın seçilmeme gibi bir durumu da söz konusu olmadığı, 1. Turda seçilmezse 2. Turda seçilmiş olacak.

Bu konuları gerek Sayın Cumhurbaşkanımız ve gerekse Başbakanımız, meydanlarda ve salon toplantılarında kamuoyuna anlatıyorlar, yeni sistemin ülkeye ve millete sağlayacağı yararları anlatıyorlar…

Fakat yeni sistemin demokrasiden, seçme ve seçilme hakkından vazgeçilmeyeceğini, yeni sistemin aslında bir istikrar meselesi olduğu; ülkenin istiklalinin, istikbalinin ve istikrarının meselesi olduğu anlatılsa da birileri bunu mecrasından saptırmanın çabası içinde.

Birileri azınlık zihniyeti ile 16 nisandan sonra oluşacak yeni sistemi 180 derece ters gösterme çabasında.

Ülkemizi şaha kaldıracak bu yeni sistem bazılarının akla ziyan karşı çıkışıyla engellenmeye çalışılıyor.

Bunların kim olduğuna baktığımızda ise; hepsinin ülkemize bariz bir şekilde düşmanlık beslediklerine şahit oluyoruz.

Nedense bir kısım Avrupa ülkeleri var güçleriyle ülkemizin menfaatine olacak bu yeni sisteme karşı çıkıyor.

Bunun yanında PKK, Kandil, FETÖ gibi terör örgütleri ve özellikle ana muhalefet partisi ülkemizin faydasına olacak bu yeni sisteme karşı olduğunu dile getiriyor.

Karşı çıkan terör örgütlerine baktığımızda, bunların ülkemize kan ve gözyaşı döktürenlerin olduğunu, kırk yıldır ülkemizin huzur ve güvenini tehdit edenler olduğunu görüyoruz.

16 nisandan sonra “Evet” oylarının çoğunluğuyla neticelenmesiyle vesayet anlayışı son bulacak, asıl o zaman demokrasi kurum ve kurallarıyla yerini bulmuş, hukukun üstünlüğü işlemiş olacak.

Bu yeni sistem, sadece “Evet” diyenlerin menfaatine değil, bütün ülke vatandaşlarını kucaklayan bir sistem.

Bu sisteme karşı çıkanlar, aslında çok az bir kesimi temsil etmektedirler.

Çünkü onların düşüncesi bu ülke değil, bu ülkenin geleceği ve güçlenmesi değil, onların düşüncesi sadece ve sade çok küçük bir azınlıktır. Çok küçük bir elit kesimin menfaatidir.

İşte bu gerçeğin şuurunda olarak, “Evet” diyoruz.

Sadece içinde bulunduğumuz zaman dilimini değil, geleceğimizi de nazari dikkate alarak “Evet” diyoruz.

Sadece ülkemiz, bölgemizin değil; yeryüzündeki mazlumların, mağdurların da temel insan haklarına kavuşmasına katkı sağlayacak bir sistem için “Evet” diyoruz…

18 Mart 2017 Cumartesi

Amerika'nın katliama dönüşen yanlışlıkları


 

Amerika’nın Halep’te namaz esnasında bir camiyi bombalaması yaptığı ilk insan katliamı değil.

Amerika ve işbirlikçi ülkeleri sistemli bir şekilde Müslüman katliamı yapıyor. Amerika’nın akıl almaz bahanelerle Irak’ı işgalinin arkasında yatan gerekçe neydi?

Sözde El kaide terör örgütüydü, sözde bu ülkeyi özgürleştirmek, demokrasi getirmekti.

Aradan 14 yıl geçti bunların hiçbiri yerine gelmedi.

Bu zaman zarfında Irak parçalanma noktasına geldiği gibi bu ülke artık yaşanmaz hale döndü.

Amerika’nın ve koalisyon güçlerinin yaptığı katliamlar, bu ülkeyi terör yuvasına dönüştürmekten başka bir gaye taşımadığı başlangıcından belliydi.

Amerika’nın gayesi İslam coğrafyasını kan gölüne dönüştürmek, Müslüman katliamı yapmak olduğu artık göz ardı edilemez bir noktaya ulaşmıştır.

Bir yerde Amerika varsa orada ne huzur ve ne de can güvenliği olacağı zihinlerde yer etmiştir.

Amerika Suriye’de yaptığı katliamları sözde terörü önleme bahanesiyle Afganistan’da yapmadı mı?

Nice katliamlara, en temel insan hakları ihlallerine yol açmadı mı, girdiği ülkelerde…

Bugün İslam dünyası kan ağlıyorsa bunun arkasında Amerika var, bunun arkasında Birleşmiş Milletler var...

Gerek Ortadoğu’da ve gerekse Afrika ülkelerinde en temel insan hakları ihlalleri işleniyorsa bu uygulamaların arkasında Amerika ve işbirlikçileri var.

Bu katliamların arkasında sözde insan hakları kuruluşları var, uluslararası hukuk ihlalleri var, uluslararası ceza mahkemesinin çalışamaz durma getirilişi var.

Bu katliamların arkasında yeryüzünde ne kadar terör örgütü varsa bu örgütler var.

Bu örgütleri de el altından kurmasallaştıran yine Amerika ve işbirlikçileri var.

Bu örgütleri besleyen ve her türlü desteği veren yine bunlar.

FETÖ’sü, PKK’sı, PYD’si, YPG’si, DEAŞ’ı, Taliban’ı, El Şebab’ı, Boko haram’ı ve bunların yanında irili ufaklı ne kadar terör örgütü varsa hepsinin ağababası Amerika ve işbirlikçi devletleridir.
Yoksa üç beş kişi bir araya gelecek de bir devlete karşı savaş açacak, nereden geliyor bunların her türlü teçhizatı, mühimmatı, lojistiği?

Amerika’nın ve işbirlikçilerinin arkasında bu terör örgütleri olduğu gibi İslam ülkelerinin bir kısmında bulunan temsil ettikleri ülkelerin bağımsızlık ve güveni sağlayamayacak yönetim şekilleri de var.

Millet iradesinin temsil edilmediği, gücünü bulunduğu ülkenin vatandaşlarından almayan yönetimler her zaman için yıkılmaya, iç karışıklıklara mahkûm olmaya mecbur kalmaktadır. İşte bunun en bariz örneği Irak, Suriye, Mısır, Libya’dır.

Bu tür yönetimler kendi vatandaşlarından almadıkları gücü mutlaka bir başka güçten almak zorunda kalacaklardır, bu da emperyalist güçlerdir.

Başka türlü ayakta kalamazlar!

Amerika ve işbirlikçileri ellerinde bulundurdukları millet iradesine dayanmayan yönetimler ve oluşturdukları terör örgütleri bahanesiyle masum insanların katliamlarını sürdürüyorlar.

Dillerine doladıkları, o bildik süslü kelimelerin gereğini yerine getirmekten zerre kadar uzaktan yakından irtibatlarının olmadığı iyice anlaşılıyor.

Tek gayeleri ileri sürdükleri terör örgütlerini bahane ederek kendi süfli emellerini gerçekleştirmeye çalışmaktan ibarettir.

4 Şubat 2017 Cumartesi

Yeni sistem en demokratik olanı


 
 
 
Mevcut Anayasanın 18 maddesinde yapılan değişiklerin Meclis Genel kurulunda kabulünden sonra nisan ayında halkın onayına sunulacağı ifade ediliyor.
Yapılan anketlere göre referandumdan çıkacak sonucun ‘Evet’ olacağı yönünde.
Ancak kafa karıştırıcı ve yanlış bilgilendirme sanatıyla konu gerçeğinden saptırılmaya çalışılıyor.
Öncelikle başkanlık sisteminin ayrıştırıcı değil birleştirici bir yönetim sistemi olacağını vurgulamak lazım.
Başkanlık sistemi sadece ilk defa uygulanan bir sistem de değil.
Özellikle uzun yıllardır ABD’de uygulanan bir sistem.
ABD bugün dünyanın süper gücü, bunda büyük ölçüde uzun yılların istikrarlı yönetim şeklinin payı olması gerek.
Ülkemizde de uygulamaya geçecek bu yeni sistemin amacı yürütmeye istikrar kazandırmak.
Ülke yönetimindeki çift başlılığı kaldırıp, tek başlı yönetime kavuşturmak.
Kişisel ve azınlıkların menfaatini koruyan, ülkenin ve çoğunluğun zararına olan koalisyon dönemlerine son vererek kesintisiz bir kalkınma dönemini gelecek.
Çünkü Başkanlık veya Cumhurbaşkanlığı sistemi koalisyon dönemlerinin getirdiği söz konusu olumsuz gelişmeleri sistemin tabiatı gereği ortadan kaldıracak.
Çünkü seçimi kazanan başkan anayasada yapılan değişiklikler gereği kabinesini meclis dışından seçiyor. Ülkemizde geçmişte zaman zaman kurulan hükümetlerde bu sistem uygulanmıştı.
Teknokratlardan oluşan hükümetler bu şekilde kurulmuştu.
Yani parlamenter sistemdeki gibi hükümeti kuracak partinin salt çoğunluğuna ihtiyaç duyulmayacak.
Anayasada yapılan 18 maddenin önemli değişikliklerine baktığımızda, başbakanlık lağvedilmiş oluyor.
Bunun yerine başkan yardımcıları ihdas ediliyor.
Anayasanın ilgili maddelerinde yapılan değişiklere göre, meclis sadece yasama görevini yapacak.
Millet iradesiyle seçilen cumhurbaşkanının partisiyle ilişkisi kesilmeyecek.
Yürütme organı halkın hür iradesiyle seçilen başkanlık sistemiyle yerine getirilecek.
Başkan ve milletvekili genel seçimi 5 yılda bir aynı tarihte yapılacak.
Başkan seçimle işbaşına geleceğine ve yapacağı hizmetleri millete anlatacağına göre ve bu halkın hür iradesi ile seçileceğine göre, demokratik yolla işbaşına gelmiş olacak ve kabinesini kurarak icraata başlamış olacak.
Meclisten bakan ataması yapılması durumunda ilgili kişi milletvekilliğinden ayrılacak.
Başkanın sadece iki dönem seçilme hakkı var.
Anayasanın ilgili maddelerinde yapılan değişiklikler öz olarak bu maddeleri kapsıyor.
Bunun yanında milletvekili sayısı 550’den 600’e yükseltiliyor.
Anayasanın maddelerinde yapılan değişikliklerden önemli olanları, başbakanlığın lağvedilmesi, başkan yardımcılarının getirilmesi, bakanların meclis dışından atanması ve başkanın partisiyle ilişkisinin kesilmemesi.
Mevcut sisteme yürütmenin başında bulunan başbakana ömür boyu başbakanlık yapma imkânı verirken, yeni sistemde yürütmenin başı olarak seçilen başkan sadece iki dönem, toplam 10 seneyi kapsayacak şekilde iş başında kalabilecek.
Eskiden olduğu gibi ömür boyu artık yürütmenin başında aynı kişi bulunamayacak.
Yani yeni sistem daha demokratik olacak!
Bu nedenle istikrardan, kesintisiz kalkınmadan, demokrasiden yana olmak adına referanduma ‘Evet’ demek en mantıklı ve en doğru bir karar olacak.