14 Nisan 2018 Cumartesi

Amerika'nın füze saldırısı savaşı nasıl yönlendirir?




Suriye’deki insan katliamına hemen hemen bütün dünya ve ilgili uluslar arası kurumlar açık ya da örtülü bir şekilde destek veriyor.
Yedi yıldır dünya bu insanlık dramına seyirci kalıyor, umursamıyor.
Bu katliam batı medyası ve devletlerinin yanında ilgili bütün insani kurum ve kuruluşların açık veya örtülü bir desteğin neticesidir.
Amerika ve onun ortakları bu bölgede sözde karşıt görüşlü terör örgütleri kurarak bölgeyi kaosa sürüklemiştir.
Bu adeta açıkça sistematik bir Müslüman katliamıdır.
Birlemiş Milletler (BM) ve onu yöneten 5 daimi üye isteseler anında bu katliama son verirler.
Nasıl ülkemizde 12 eylül öncesi yaşanan kanlı çatışmalar bir gecede son bulduysa, gerek Suriye ve gerekse bugün kan gölüne dönüştürülen İslam ülkelerindeki katliamlar da anında son bulur.
Fakat bu sistematik bir Müslüman katliamıdır.
Uluslar arası toplumun ve batılı ülkelerin aynı zamanda batılı medyanın bu katliama sessiz kalması daha doğrusu gerçekleri hep saptırması bu insanlık dışı yapıyı beslemek içindir.
Çünkü bunların insanlık anlayışı, habercilik anlayışı bunu gerektirmektedir.
Bu anlayış ne doğruluk ve ne de insanlık ve dürüstlükle bağdaşmamaktadır.
Batının ve BM’nin 7 yıldır devam eden bu katliama sessiz ve yanlı bir tutum izlemeleri İslama ve Müslümanlara olan düşmanlıklarından ileri gelmektedir.
Bu müşrik kininin bir tezahürüdür.
DEAŞ gibi bir terör örgütünü bunu için, kendi çirkin ve insanlık dışı emellerini gerçekleştirmek için kurmuş ve desteklemektedirler. 
Amerikalı bir ekonomi profesörü BM’de bunun açıkça bir vekalet savaşı olduğu, bunun için 2000 yılların başından beri 5 trilyon dolar harcama yapıldığını beyan ediyor. Yani Amerikan yönetiminin sözde DEAŞ’ı yok etmek için diğer terör örgütlerini kurmasının bir çocuk aldatmacası olduğunu ima etti. Bilinen bir gerçeği bir anlamda BM gibi bir kurumdan dünyaya ilan etti…
Suriye’nin zalim yönetimi bu süfli senaryonun kripto müttefikidir.
Arayıp da bulamadıkları bir fırsattır hain emelleri için.
Suriye zalim yönetimi istese de bu katliamı yapmaktan vazgeçemez!
Çünkü bu zalim batılı güçler henüz bölgede planladıkları safhaya ulaşamadılar.
Suriye’nin zalim lider ve yönetimi bu vahşetten vazgeçtiği anda hayatları tehlikeye girecektir.
Çünkü bu zalim yönetim kendi milletinin iradesiyle değil, sömürü ve emperyalist güçlerin iradesiyle hareket etmektedir.
Şimdi Amerika’nın liderliğinde Suriye’nin kimyasal silah üretim tesislerine fırlatılan füzeler Suriye’nin kendi halkına yönelik başlattığı savaşın kimyasal silah kullanmadan yürütülmesi amacını güdüyor.
Başta Amerika olmak üzere, batılı güçlerin ne nedenli bu insani konuya vicdansızca yaklaştıkları bilinen bir gerçek.
Amerika destek ve yönlendirmesinde Suudi Arabistan aynı zamanda Yemen’deki savunmasız insanlara katliam uyguluyor. Yemen’deki savunmasız insanların durumu da Suriye’dekinden farksız değil.
Savunmasız olan bu mazlumlara yapılan bu zulüm ve vahşetin hesabını er veya geç verecekler.
Hak tecelli edecektir.

Yedi yıl aşan bir süredir Suriye’de katliam yapılıyor, savunmasız insanlar kendi topraklarında katlediliyor. İnsani kurum ve kuruluşlar buna 7 yıldır akıl ve mantık dışı bahanelerle seyirci kalıyor!
Şimdi füze saldırısı 7 yıldır devam eden 'savaşı nereye yönlendirir' sorusu gündeme getirdi.
Bunun da önümüzdeki günlerde görmüş olacağız, şimdilik karşılıklı söz düellosu devam ediyor.

10 Nisan 2018 Salı

Clean energy, clean transport


The automotive industry has been a swift radical change. Digital, autonomous, electric and hydrogen powered vehicles are fluxing into daily usage. Motor vehicle makers are investing a great deal of money in new electric models.
Day by day electric vehicles enter into market across the world increasingly. In recent years, the electric vehicles have been gradually spreading across the world. In order to spur these green vehicles, countries bring various incentive elements. Some countries do not implement import duties in order to encourage these clean energy-powered vehicles.
Cities across the globe increasingly see electric buses as a way to reduce local air pollution. Some of mega cities are undergoing to replace the public transport fleets with electric vehicles due to these vehicles feature cleaner, quieter and more comfortable for both passengers and drivers. Cities across the globe increasingly see electric buses as a way to reduce local air pollution, and such municipalities as Paris and Amsterdam have set goals to switch to zero-emission buses in the coming years.
According to Bloomberg, nearly half of the municipal buses on the road worldwide will be electric-powered within seven years. China expected to dominate the global market as it aims to cut urban pollution and support domestic manufacturers.
The total number of electric buses in service is forecast to more than triple, from 386,000 last year to about 1.2 million in 2025, equal to about 47 percent of the worldwide city bus fleet, according to a report from Bloomberg.
As long as fast charging lithium batteries increase and spread electric buses will be multiply especially in public transportation with zero emission so as to secure silence and clean environment. This investment in electric vehicles also requires investing in charging infrastructure.
In addition to bus manufacturers, car makers have also shifted to make electrified versions. France and the UK have given automakers a 2040 deadline to end the sale of new gas-powered cars. 
According to Swiss bank UBS, $360 billion will be needed to spend over the next eight years to build global charging infrastructure to keep pace with electric car sales. Electric vehicles for construction, agriculture and mining expected to reach an $87 billion market in 2028. Komatsu, John Deere, Caterpillar, and others manufacture the big vehicles - mainly hybrid - while other manufacturers offer smaller, pure-electric versions.
The radical change is predicted in most electrical and electronic parts in buses and also in the operation of traditional OEM business. So, numerous technologies currently in usage would be limited in the upcoming period.

The objective is to reduce fossil fuel consumption for a clean and healthily world.

1 Nisan 2018 Pazar

Batının değişmez politikası





Fransa Başkanı Macron’un Türkiye ve Suriye’deki teröristler arasında arabuluculuk yapma isteği, bu ve benzeri ülkelerin bu hayati konu ile ilgili gerçek yüzlerini bir kez daha göstermiş oldu. 
Daha önemlisi, sözde insani bir görev yaparak kendisinin bu uğurdaki sahte yüzünün ciddi olduğunu göstermeğe çalışmak.
Fransa’nın bölgemizdeki Kürt kökenli vatandaşlarımıza olan ilgisi yeni olmadığı, biliyoruz ki bu ilgilerinin asıl maksadı bunlara olan sadakatinden ileri gelmiyor.
Fransa’nın önceki başkanlarından François Mitterrand'ın eşi Danielle Mitterrand, 1998 yılı Kasım ayında terörist başı için ‘‘Kalbinde çok özel bir yeri olduğunu’’ açıkça ifade etmiş ve caninin iadesi konusunda sözde endişesini dile getirerek “Türkiye, bağımsız adalete sahip olan, bir hukuk devleti değildir’’ ifadesini sarf etmiş!
Bunu söylerken aslında uluslar arası toplumun bağımsız hukuk anlayışına sahip olmadığını ima etmiş herhalde. 
Eğer uluslar arası hukuk bağımsız olup işleseydi bugün bölgemizdeki bu katliamlar olmayacaktı, bu katliamlara göz yumanlar ve fiili olarak yer alanlar cezalarını çekmiş olacaklardı.
Ama maalesef, bu erdemi gösteremezler.
Macron’un Türkiye ve YPG arasında diyalog rüyası ise Fransa’nın ülkemizin birlik ve beraberliğine olan kabul edilemez tutumunun gelenekselleşmiş göstergesi.
Yine Macron’un Suriye Demokratik Güçlerine (SDG), DEAŞ’a gösterdikleri fedakâr ve kararlı rolden dolayı takdirlerini ifade ediyor. 
DEAŞ’ın 2015 yılında Fransa’da yaptığı saldırıda 130 kişi hayatını kaybetmişti. Acaba o saldırı Fransa’ya bir tehdit niteliğinde miydi? 
İşte derin terör destekçilerinin ve vekalet savaş yanlılarının insanlık anlayışı bu kadar! Nihai hedeflerine varmak için yapmayacakları canilik yok!
SDG’nin ABD’nin önemli müttefiki olduğu ve YPG ise bunun çekirdek parçasını oluşturuyor. Sözde DEAŞ’la mücadele etmeleri için Fransa ve ABD'nin bu örgütlere silah verdiği ve eğittiği biliniyor.
ABD aynı zamanda YPG’nin PKK ile direkt bağlantısı olmadığını ifade ederek terör örgütlerini aklamaya çalışıyor. 
Fakat Zeytin Dalı Harekatı’nda Afrin’in her yerinde terörist başının posterlerini görüyoruz.
Macron ve benzerlerinin bölgede 7 yılı aşan bir süredir devam eden insanlık dramının ve vahşetin asıl sebeplerini görmezden gelip konuyu başka tarafa çekmesi öncelikle bir samimiyetsizlik göstergesi.
Yedi yılın geride kaldığı Suriye’deki vahşet kimin eseri sorusunu hiç gündeme geitirmiyorlar.
Uluslararası toplum hala Suriye’nin başında bulunan caniye devlet başkanı payesiyle hitap ediyor.
Meselenin asıl ve önemli kısmını perdeleyen uluslararası toplum konuyu 7 yılık vahşete rağmen başka taraflara çekip katliama göz yummaya devam etme aldatmacılığını sürdürüyor.
Meselenin çözümünü hala başka yerlerde arayarak, bugüne kadar akıtılan mazlum kanını gözardı etmeye çalışıyorlar.
Hala bu ülkenin gerçek sahiplerine sahip çıkmayıp kendi süfli emellerine hizmet eden vekalet savaşçılarını kollamaya ve güçlendirmeye çalışıyorlar.
Bugünlere nasıl gelindiğini bir tarafa bırakıp gerçekleri örtmeye açıkça canilere sahip çıkmaya çalışıyor.
Suriye’de yedi yıldır insan katliamı yapılıyor.
Hiçbir ilgili uluslararası kurum bu katliamı görmek ve tartışmaya açarak hukuki yollardan çözüm getirmek istemiyor.
Asıl konu hep başka taraflara çekiliyor.
Çünkü bunlar hileli işlerde o kadar uzmanlaşmışlar ki şeytan yanların çömez kalır.
Eğer dünyada hak üzere çalışan ve görevini insan hak ve hukukunu koruyan kurumlar varlık gösterebilseydi, bu işi bu derece savsaklayan ilgili devlet başkanları başta olmak üzere, Suriye'nin zalim lideri de uluslararası hukuk önünde hesap vermişlerdi.

Gerçek ise uluslar arası toplumun önde gelen üyelerinin bölgemizde uzun yıllardır devam eden katliama göz yumup, daha fazla kanın akması ve daha fazla mazlum ve savunmasız insanın hayatını acımasız bir şekilde yitirmesi yönünde bir politika olmuştur.


3 Mart 2018 Cumartesi

Afrin harekâtı neyin başlangıcı?





Afrin harekatı yüz yıldır yer yüzünde ve özellikle bölgemizde süren emperyalist zulmünün sona ermesinin işaret fişeği olacağa benziyor.
Bu harekatın yüz yıldır sömürü güçlerinin kurduğu düzenin sonunun başlangıcının fitilinin ateşi olmasını temenni ediyoruz…
Ne yazık ki İslam âlemi kelimenin tam manasıyla kan ağlıyor.
İster uzağımız isterse yakınımıza bakalım, Müslümanlar çoluk çocuk, büyük küçük savunmasız bu insanlar uluslar arası kurumları elinde bulunduranlar tarafından maksatlı olarak göz ardı ediliyor.
Akıl ve mantık almaz bahanelerle savunmasız insanların katline göz yumuluyor.
Rohinga’daki Müslümanlar yıllardır kendi topraklarından kovuluyor, yakılıyor, yıkılıyor.
Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Yemen’de uzun yıllardır insanlık dramı yaşanıyor.
Bu ülkelerde bir nevi Müslümanlara yönelik sistematik bir soykırım uygulanıyor.
Söz konusu ülkelerde bu ortamı hazırlayan ve sömürü güçlerine bir nevi fırsat tanıyan yine bu ülkelerin sözde yöneticileri olmuştur.
Maalesef emperyalistlerin hain planlarını sezememiş zamanında gerekli değişim ve dönüşümü yaparak bu sömürü düzeninin hain planlarının önüne geçememişler.
Küresel Sömürü düzeni maalesef İslam ülkelerinde demokrasiyi istemiyor.
İstemiyor ki millet iradesi bu ülkelerin yönetimine hakim olmasın.
Mısır gibi, Suriye gibi kendilerine el pençe duracak kukla yönetimler istiyorlar.
Bu kukla yöneticiler kendi elleriyle de kendi insanlarını acımasız bir şekilde katletsinler.
İstiyorlar ki bu ülkeler kalkınmasın, bu ülkeler sömürü dünyasına boyun eğsin.
Bunlar Müslüman ülkelerle barış içinde ilişkilerini sürdürme erdemini gösteremiyorlar.
Bu zulme dur demek ise ancak güçlü, kararlı bir İslam ülkesi ile olur.
İşte ülkemiz Cihan devleti Osmanlı İmparatorluğunun bakiyesi ve torunları olarak bu önemli görevi üstlenmiş bulunuyor.
Ülkemiz yeryüzündeki bütün mazlum ve mağdurların sesi olma görev ve sorumluluğunu sürdürüyor.
Afrin harekâtını gereksiz gören bir avuç kendini bilmez, bu hayati öneme emperyalist uşaklarına ve onlar adına telef olmayı göze alan terör gruplarıyla yapılan mücadeleyi gereksiz görüyor.
“Askerlerimiz şehit olurken Suriyelileri ülkemizde besliyormuşuz” hedef saptırma ustalığını göstermeye çalışıyorlar.
Bunlar zannediyorlar ki yazdılar mı akan sular durur.
Bunlar zannediyorlar ki “biz yazarsak neler olmaz ki.”
Bunlar artık kendilerinin ne kadar kof düşünce ve fikirlere sahip olduklarını anlayamamışlar.
Bunlar zannediyorlar ki “kalemimizi bir oynatışla bütün ülkeyi istediğimiz şekilde yönlendiririz.”
Bunlar zannediyorlar ki basın denilen güçle “hain emellerimize erişiriz.”
Ne demek ;“Suriyeliler dururken bizim askerlerimiz şehit oluyor.”
Öncelikle bu kafa şehitlik makamının ne olduğunu bilmiyor.
Özgür Suriye Ordusu bu terörist gruplarla çarpışmıyor mu?
Bunlar rakamlara göre daha fazla şehit vermişler.
Bunu görmeyip de istismar yolunu seçenler, aynı zamanda şehitlerimizi ve yakınlarını istismar etmektir.
Şehitlik her Müslüman’ın kızıl elmasıdır.
Beş vakit namazda yaptığımız dualarda, her Müslüman şehit olarak ölmek ister ki, şehitlik makamların en yücesidir. 
Peygamber Efendimize komşu olmaktır.
Ama şehitlik kelimesini ağzına alan bu güruh bunları nerden bilecek.
Onun vazifesi emperyalistlere uşaklık yapmak.
Onun vazifesi meseleleri ancak taş içindeki böcek misali gibi görebilmek.
Onun vazifesi bir avuç azınlık dahi denilemeyecek kesime hizmet etmek.
Bunu yaparken de kendisinin ne kadar bilgili ve basiret sahibi olduğunu sözde izhar etmek.
Hani yazdığı zaman kendini allame sananlar var ya...
O devirler artık geride kaldı, bu ülkenin yerli ve milli değerlerinden haberi olmayanlara artık bu millet haklı olarak itibar etmiyor.
Çünkü bunların savundukları fikirler emperyalist uşaklığının ötesine geçmez.
Bu da fıtrat meselesi.
Keşke gerçekleri görebilecek bir akıl ve öngörüye sahip olabilseler.
Keşke at gözlüğünü çıkarıp bütün konuları aklıselim ve mantık çerçevesinde etraflıca değerlendirebilseler.

Dedik ya taş içindeki böcek…

20 Şubat 2018 Salı

Emperyalistlerin kirli senaryoları



Amerika’nın politikası bölge insanlarını birbirine kırdırmak üzerine kurgulanmış. 
Bugünün meselesi olmayıp bir asırlık, hatta iki asırlık bir kirli senaryo.
Amerika’nın bölgemiz üzerindeki politikası Müslümanı Müslümana kırdırmak, bu şekilde ‘taş atıp kolunu yormadan’ alçak hedefine ulaşmak.
Bu hain senaryo uygulamasında emperyalistler için en kolay yol kendilerine çok sayıda piyon bulabilmelerinden ileri geliyor.
‘Zeytin Dalı Harekâtında’ bugüne kadar 2000’e yakın teröristin telef olmasına rağmen ve daha öncede ülkemizde 34 seneden beri devam eden PKK teröründe binlercesi telef edilmesine rağmen bu piyonlar bundan zerre kadar ders alamıyorlar.
Öylesine beyinleri yıkanmış, öylesine şartlanmışlar, öylesine piyon olmaya meyil etmişler ki bu derece telef olmalarına rağmen bu insanlık dışı yanlışlıklarından vazgeçemiyorlar.
Böylesine zengin bir piyon ekosistemini gören emperyalist güçler de bu işin arkasını bırakmayıp bölgeyi alabildiğince karıştırıp istikrarsızlaştırmaya var güçleriyle devam ediyorlar.
Her geçen gün bölgemizi istikrarsızlaştırma ve kafalarındaki hain planlarını gerçekleştirme hedefiyle yanıp tutuşan bu zalim ve sömürü dünyası nasıl mağlup edilir?
Çözüm nasıl olur?
Ülkemizde yıllardır devam eden PKK terör örgütünü desteklememeleri için bu güçlerle yapılan bunca görüşme, diplomatik konuşma ve tartışmalara rağmen maalesef bir sonuca varılamadı.
Diplomasinin bittiği yerde ise yapılacak tek çare ve seçenek silahlı mücadele oluyor.
Bunun da ötesinde bölgede giderek bozulan huzur, güven, istikrar ve yüzbinlerce can kaybının  durdurulması ise yine bölge ülkelerindeki İslam ülkeleri başta olmak üzere bütün İslam ülkelerinin destek ve birliğine bağlı.
Bu ülkelerin bu tehlikenin farkına varmalarına bağlı!
Bu hem kolay ve hem de zor görünebilir.
Önemli olan bu durumda emperyalist güçlerin bölgedeki İslam ülkeleri üzerindeki hain planlarının tehlikesi hususunda söz konusu İslam ülkelerini duyarlı hale getirmek.
Bu hain hedefin sadece birkaç ülkeyi kapsamadığı, bu müşrik senaryosunun kapsamına hepsinin dahil olduğu, ancak bu planın aşama aşama uygulanmasıyla açığa çıkacağının bilinmesi gerekiyor.
Böyle sağlam bir birliğin kurulması ve kalıcı istikrara ulaşmasının en somut ve güçlü misali Avrupa Birliğidir.

Avrupa Birliği nasıl kuruldu?
Savaşlardan bıkan Avrupa ülkeleri bugünkü birliğin ilk adımlarını o yıllarda attı.
Bu ülkelerin birkaç akil adam dediğimiz önde gelen temsilcileri bu hareketi başlattı.
Ve bu işte başarılı da oldular.
Ülkelerine bu vesileyle huzur, güven ve kalkınma geldi...

Böyle bir hareketi başlatmakta bazı sıkıntılar baş gösterebilir.
Bazı bağnaz ülkeler ve emperyalist hegemonyasında bulunanlar buna karşı çıkabilir.
Ancak bu durum onların iç işlerini, kurumsal yapılarını etkilemeyeceği, böyle bir birliğin kurulması ve işlemesi olumlu sonuçlarının alınmasına engel teşkil etmeyebilir.
Uluslararası toplumun böyle bir birliğin varlığını hissetmesi hain planlarını geri çekmesi için, geri adım atmaları için vesile olabilir...

Münafıklarda kirli senaryo bitmez, çünkü fıtratları bunu gerektirir!

7 Şubat 2018 Çarşamba

BM'nin kimyasal silah aldatması




Zaman zaman Suriye’de kimyasal silah kullanımı uluslararası alanda tartışma konusu oluyor.
Kullanıldı mı, kullanılmadı mı? BM tarafından araştırması ve oturumlarda tartışması yapılıyor.
Suriye’deki vahşet 2011 Mart ayında başladı, neredeyse bu ülkede başlatılan vahşet 7 yılı geride bırakıyor.
Fakat ilgili kurumlarda bu vahşete karşı olumlu bir duruş takınacak bir gelişme yok. 
İpe un serme ve demagoji ustalığı 7 yıldır bu insanlık dramında devam ediyor.
Gerek BM’nin ve gerekse uluslararası toplumun ve diğer sözde insani değerleri ve insan haklarını korumak ve savunmak için kurulmuş uluslararası kurumların savsaklama ve görmezden gelme politikası devam ediyor.
Bu aldatma politikasını uygulayanlar milyonlarca masum Suriyelinin acımasızca ölümüne ve yerini yurdunu terk etmesine zemin hazırlarken Suriye’nin zalim yönetimini de bugüne kadar korumuş ve korumaya devam ediyor.
Masum insanları öldürmede sadece kimyasal silahlar kullanıldıysa savunma hakkı doğar gibi bir yanlış anlayış aslında emperyalist güçlerin kendilerini haklı gösterme ve aldatmadan başka bir şey değil. Kimyasal silah kullanılmasına rağmen bu vahşeti önlemek için ilgili kurumlarda bir kıpırdama görünmüyor.
Bu insanlık, hak ve hukuk dışı anlayış masum insanların zulme ve vahşete kurban gitmesine göz yummak ve zalimleri koruma altına almaktan başka bir anlam taşımıyor.
Birleşmiş Milletlerin mevcut statüsü mazlumları korumak için değil, zalimleri korumak mağdurlara da zulüm etmek anlayışı üzerine kurulmuş.
Uluslararası toplum Suriye zalim yönetimine şunu hatırlatıyor, “kimyasal silah kullanma, fakat katliamlarına diğer silahlarla devam edebilirsin.”
Suriye’nin zalim rejimi her halükarda katliamlarına devam ediyor. O toprakların gerçek sahiplerine en vahşi ve acımasız metotlarla zulmünü 7 yıldır sürdürüyor.
Dünyanın gözü önünde daha ne kadar bu katliamlar sürecek henüz belli değil.
Daha ne kadar ilgili insani ve hukuki kurumlar bu katliamlara göz yumacak belli değil.
Uluslararası toplumun duyarsız ve vicdansız tutumu karşısında İslam ülkeleri hep bir ağızdan bu katliamı durdurmak için ciddi bir şekilde ne zaman harekete geçecek o da belli değil.
Bu belirsizlikler devam ettikçe bu zalim rejim de katliamlarını sürdürüyor.
Çünkü ilgili uluslararası kurumların zulümden yana olan tavrı bu zalim lidere cesaret veriyor.
Ancak bu hususta ciddi ve samimi olarak duruş sergileyen ülke ise bizim ülkemiz.
Başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı mazlumların kurtuluşu için olumlu ve önemli bir rol oynayabilir temennisindeyiz.



24 Ocak 2018 Çarşamba

Batının Afrin hazımsızlığı




Afrin harekâtı nedeniyle batının rahatsızlığı devam ederken, bir yandan da bir arayış içinde olduğu görüntüsünü veriyor.
Batının verdiği bu izlenimler doğrultusunda en büyük korkusunun ve hedefinin ülkemiz olduğu her fırsatta açığa çıkıyor.
Kendi insanlık ayıplarını, yıllardır Müslüman katliamına göz yumdukları pişkin hallerini bir tarafa bırakıp ülkemizin uluslararası haklardan kaynaklanan meşru müdafaa hakkını bir türlü hazmedemiyorlar.
Bu harekâtla ülkemize yönelik saldırıların sona erdirilmesi amaçlanırken terör yuvasına dönüştürülmüş sınırlarımızın bu cani oluşumlardan temizlenmesini amaçlandığı net ve samimi bir şekilde açıklanmasına rağmen, bu hayati mesele kurt kuzu hikâyesi yaklaşımıyla ele alınıyor.
Bir bakıma bu harekâtla aynı zamanda emperyalist güçlerin korumasında olan Suriye zalim liderinin de bir bakıma sona yaklaşması ve yedi yıldır yaptığı katliamların da dolaylı olarak sona erdirilmesinde katkı sağlanmış olacak.
İşte bu insani harekâta emperyalist ve sömürü dünyası bir türlü tahammül edemiyor.
Sürekli endişelerini dile getiriyorlar.
Oysa bazı İslam ülkelerinde o kadar endişe duyulacak durum var ki bunlar uzun yıllardır nazari dikkate alınmıyor, yaşanan bu zulümler bunların endişe kapsamına bir türlü girmiyor!
Böylece o sığındıkları ve savundukları insan hakları ve demokrasi kavramlarında ne deneli sahte olduklarını bir kez daha açığa vuruyorlar…
BBC’nin haberine göre bu harekâtta Alman tanklarının kullanılması bunları bir hayli rahatsız etmiş görünüyor.
Varsayalım ki bu tanklar kullanılıyor, niçin alındı bunlar müzede sergilenmek için mi?
Yoksa bu tankları kullanmak için ilgili ülkeden izin almak mı gerekiyordu?
Böylece Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiine yaptığı yatırımların ne denli önem arz ettiği bir kez daha ortaya çıkıyor.
Geçmişte bu hususta yapılan hatalar ve hele Kıbrıs Harekâtından sonra karşılaştığı silah ambargosu aslında kapsamlı bir fırsat ve teşvik unsuru olmuştu ülkemiz için.
Nitekim o yıllarda kurulan ASELSAN’ın bugün geldiği seviye takdirle karşılanıyor.

Afrin Harekâtıyla batılı ülkelerin ve zihniyetinin dürüstlükten, haktan ve mazlumdan yana tavır almayacağı gerçeği bir kez daha tescillenmiş oluyor.
Merkel’in Hristiyan Demokratik Birliği parti üyesinden biri ülkemizin başlattığı "Zeytin dalı Operasyonunu" yasal bulmadığını açıklamış, uluslararası hukuka aykırı olduğuna dair sözler sarf etmiş.
Bunlardan bu anlayıştan başka bir yaklaşım beklenemez.
Beklenseydi bugün sadece milyonlarca insan Suriye’de katliama uğramaz ve evini, yurdunu terk etmezdi.

Bölgemizde ve yakın coğrafyamızda bulunan birçok İslam ülkesinde yıllardır meydana gelen kan ve gözyaşı olmazdı…
Herhalde İslam ülkeleri temsilcileri uluslararası arenada bu bu ülkelerin çektiği insanlık dramını yeterince dile getirilemiyorlar ki batının endişeleri işlerine geldiği zaman gündeme geliyor.