17 Mayıs 2018 Perşembe

Vesayet hastalığı



Tedaviye ihtiyacı olan bir hastalık.
Bu anlayışın özelliği “marifet iltifata değil, vesayete tabidir.”
Bu anlayışın hedefi emperyalist baronlarına eleman yetiştirmek olmuştur.
Bu anlayışta yalan, kin, taciz, tahkir, tağyir, yıldırma, itibarsızlaştırma anlayışı şaşmaz ve temel kurallar olmuştur.
Piyonlar bu kurallarla mücehhez olunur. 
Haksız ve gereksiz yere kin oluşturmak hareketin başarıya ulaşması için vazgeçilmez unsur olmuştur.
Nitekim kin faktörü PKK terör örgütünün oluşumunda en temel prensip olmuştur.
Bu anlayış mankurtlaştırma esasına dayanır, tasmasız piyon yetiştirir; ha dedin mi yapacağı iğrençlikte sınır tanımaz. Ağababasını neşelendirip keyiflendirir.
Bu anlayış elinde bulundurduğu güçle kin, nefret ve düşmanlık unsurlarını aşılayıp canlı tutmayı esas almıştır.
Bu emperyalist güçlere kul olma anlayışı yakın zamana has olan bir şey değil, yaklaşık iki asır öncesine kadar gider.
Bu anlayış Osmanlı Sultanı, Abdül Aziz hanı şehit eden satılmışların anlayışıdır.
Emperyaliste kul olma anlayışı ülkemizin millet iradesiyle seçtiği bir başbakanını ve bakanlarını idama gönderen anlayıştır.
Bu anlayışta ahlak ve edep dışılık temel prensiptir.
Alabildiğine aşağılama ve horlama hedefe aldıkları kişi ve kurumu alabildiğine insafsız, haksız ve hukuk dışı usullerle alt etmek için vazgeçmedikleri psikolojik silahlarıdır.
Bu anlayış ülkesini, memleketini Can’ı gönülden severek hizmet edenlere karşı cephe oluşturmuş ve bunu kesintisiz bir şekilde sürdürme idealini benimsemiştir.
Bu anlayış merhum Turgut Özal’ı şüpheli bir şekilde ölüme götürenlerin sahip olduğu bir anlayıştır.
Bu anlayış ‘15 Temmuz’ alçak darbe girişiminde bulunan ve destekleyenlerin anlayışıdır.
Masonik bir yapı anlayışıdır.
“İttihat ve terakki” bu amaç doğrultusunda kurulmuş olup, Siyonizm’e hizmeti gaye edinmiştir.
Cihan imparatorluğu olan Osmanlı İmparatorluğunu yıkan bu anlayış olmuştur. Çok sinsice ve çok sistemli bir şekilde faaliyet göstererek hain emellerine ulaşmışlardır.
Sayısız iğrenç senaryo ve planlar hazırlayarak biri akamete uğrayınca veya bertaraf edilince hemen bir diğeri devreye alınmıştır.
Damarlarında asil insan kan yerine fitne kanı taşıyan bir avuç güruh bu ülkeye ve mazlumlara çok zarar vermiştir.
Asalet ve dürüstlük yerine, bunların aksi olan özellikler beyinlere nakşedilmiştir.
Bu anlayışta okları asıl hedef yerine aksi istikamete çevirmiştir.
İşte PKK terör örgütü bu anlayışın bir tezahürüdür, FETÖ bu anlayışın tezahürüdür. Çünkü asırlarca birlikte yaşamış bir millet bir anda birbirine düşman edilmiştir.
Siyonist politikanın tezahüründen başka bir şey olmayan bu hain oluşum 30- 40 sene bu ülkeye can ve mal kaybı vermiş; masum insanlar zorla evlerinden alınmış kurşuna dizilmiştir.
Sömürü ve emperyalist uşaklığından başka bir gaye taşımayan bu anlayışla bu ülke çok kayıplar vermiştir.
Kalkınmasını, ileri ülkeler seviyesine ve hatta ötesine geçmesini maalesef bu anlayış engellemiştir.

Bu zihniyete sahip olanlar sistemin kendi öz değerlerine kavuşmasıyla kendiliğinden temizlenecektir. 

15 Mayıs 2018 Salı

Filistinliler kurtlara yem ediliyor



İsrail başbakanı uluslararası mahkemede yargılanmalı.
Filistinliler kurtlara yem edilmemeli.
Filistin savunmasında Filistinli liderler başlangıçtan bugüne kadar yanlış yapmışlar, bunun bedelini mazlum ve savunmasız Filistin halkı çekmiştir.
Filistin davasında İslam dünyası gereken desteği vermediği gibi İsrail devletinin zulmüne sessiz kalmış, böylece dolaylı olarak bu zulme destek olmuştur.
Sözde insani ve hukuki meseleleri çözüm getirmek için kurulan başta Birleşmiş Milletler olmak üzere diğer bütün bu amaçla kurulmuş olan kurumlar kuruluş amaçları doğrultusunda hizmet vermemektedirler.
Bunlar sadece kendi menfaatleri doğrultusunda görev yapmaktadırlar.
Bir günde ellibeş şehit veren savunmasız Filistinlilere yönelik yapılan bu katliam ne ilk ve ne de sondur.
İsrail devletinin ezeli emeli olan Nil’den Fırat’a toprakları işgal hayali devam edecektir.
Çünkü bunlarda ne insan hakları, ne hak ve ne de hukuk kavramı yoktur, olamaz da!
Bunların anladığı dil sadece ve sadece yaptırım ve güç uygulamaktır.
Eğer İslam ülkeleri özellikle petrol zengini olan ülkeler başta Suudi Arabistan olmak üzere, Mısır ve diğerleri gerekli ciddi tepki gösterme cesaretini ortaya koyarlarsa ne İsrail ne de ABD ve ne de diğerleri bugüne kadar zulme gösterdikleri desteği sürdüremezler.
Fakat ne yazık ki bir kısım İslam âlemi bir türlü bu zaafından vaz geçmiyor, bir türlü üzerlerine doğru gelen tehlikeyi fark edemiyor.
İsrail’in saldırganlığı sınır tanımaz niteliktedir.
Bugün Filistin topraklarını kendilerine teslim edin, yarın daha fazlasını isteyecektir, bunda hiç şüphe yok.
İslam âlemi elindeki maddi, manevi gücünü harekete geçirmedikçe İsrail devletinin zulmü devam edecektir, ABD’nin İslam âlemini içten içe karıştırmaya, işgal girişimlerini sürdürmesi devam edecektir. 
Söz konusu ülkelerin kalkınmasını ve zenginleşmesini, huzurunu bozmaya engellemeye devam edecektir.
Bunun yaşayan acı örneklerini özellikle sınır ve yakın komşumuz olan İslam ülkelerinde yıllardır görüyoruz.
Akrepten bal yapması beklenemez…
Batı âleminin insanlığı maalesef kendi menfaati olduğu zamandır, aksi takdirde savundukları insani değerler ve kurumlar işlemez…
Filistin halkı taşla sopayla, son derece ileri teknolojik her türlü silaha sahip olan İsrail’le nasıl baş edecek, bu mümkün mü?
Filistin savunma politikalarını değiştirmelidir.
İsrail her hâlükârda kendini haklı gösterme politikasını çok iyi biliyor.
İsrail devleti Filistinlileri asıl kendi sıfatı olan terörist olmakla itham ediyor. Yani fiilen yaptığı işi Filistinlilerin üzerine atıyor.
Filistin devlet yetkilileri hiçbir şey bilmiyorsa, İsrail kendini hangi argümanlarla savunuyorsa Filistin’de haklı olduğu davasında bu yolu takip etmeli. Onlar kendilerini nasıl savunuyorsa savunmasında o da aynı argümanları kullanmalı.
BM oturumlarında maalesef İsrail kendini sürekli haklı gösterme maharetini gösteriyor.
Filistin’in bu hususta da çok eksikleri bulunuyor.
Savunmasız insanları son derece ileri teknolojik silahları bulunan zalimlere karşı sürmekten vazgeçmeli daha akılcı ve mantıklı savunma çareleri oluştururken, aynı zamanda çok geç kalmış da savunma sanayini kurmalı. Zengin petrol ülkelerinin bu hususta destek vermeleri gerekir.

Ülkemiz her ortamda her platformda tek başına Filistinlileri savunmasını sürdürmeye devam ediyor. Fakat buna diğer ülkelerinde destek olması gerekiyor.

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Köpürtülmüş petrol fiyatları




2014 haziran ayından beri düşüş eğilimini sürdüren petrol fiyatları, birkaç aydır yükselme trendinde bulunuyor. Yaklaşık dört yıl önce 120 dolar olan ham petrolün varil fiyatı, düşüş döneminde 28 dolara kadar düşmüştü.
Şu sıralarda Amerikan Teksas ham petrol fiyatı 67 - 68 dolar, Brent ham petrolünün varil fiyatı 73 dolar seviyesinde seyrediyor.
Analistler enerji piyasasının jeopolitik gelişmelere aşırı ölçüde duyarlı olduğunu ifade ediyor.
Zaten petrolün ağırlıklı üretim yapıldığı ülkelere baktığımızda birçoğunda iç karışıklık ve istikrarsız bir yapı hakim.
En yakın komşularımızdan İran ve Irak buna bariz bir örnek. İran’ın anlaşılmaz bir dış politikası var. Ne kendisine ve ne de diğer İslam ülkeleri lehine olan bir dış politika…
Nükleer silahlanma konusunda uluslar arası toplumu yıllardır ikna edemedi.
Bu nedenle uygulanan yaptırımlar hem kendisine ve hem de komşularına sıkıntı veriyor. ABD’nin yaptığı son yaptırım açıklamaları petrol fiyatlarının artışını destekler nitelikte oldu.
Irak ise zengin petrol yataklarının fakir bekçisi olmaya devam ediyor.
ABD’nin 2003 yılından beri bu ülkeyi işgali petrol üretimini etkilediği gibi, bu işgal İran halkını çok mağdur duruma düşürdü. Ülkede telafisi mümkün olmayacak derin yaralar açtı. Bu işgal nedeniyle bu ülke insanlarının maruz kaldığı insanlık dışı zulmetin ne deneli ağır olduğu henüz vuzuha kavuşmadığı gibi yapılanlar da hukuki açıdan bugüne kadar karşılıksız kaldı. Tıpkı bu emperyalist güçlerin tarihin önceki devirlerinde diğer mazlum Müslüman milletlere yaptıkları gibi…
Libya aynı şekilde 2011 yılından beri iç savaştan tam manasıyla çıkıp istikrara kavuşamadı.
Suriye 2011 yılından beri çok daha vahim bir durum yaşıyor. Bir devlet olmaktan çıkıp emperyalist güçlerin at oynattığı bir alana dönüştü.
Suudi Arabistan ve Yemen arasındaki ihtilaf yıllardır devam ediyor.
Petrol üretiminin ağırlıklı olarak yapıldığı bu ülkelerde istikrarlı bir üretim mevcut fiili durum nedeniyle yürümüyor.
Bölgenin hassas jeopolitik yapısı spekülatif haberler üretilmesine müsait olduğu için petrol fiyatlarındaki istikrasız gidişat etkisini sürdürüyor.
Bölgedeki bu olumsuz yapının ne zaman sona ereceğine dair şimdilik net bir belirti görünmüyor.
Petrole alternatif olan yenilenebilir enerji kaynakları çevre problemleri nedeniyle son yıllarda yükseliş gösteriyor. Petrol rolünü yenilenebilir enerji kaynaklarına bıraktığı zaman petrol ülkelerinin stratejik önemi azalabilir. 
O zaman emperyalist güçler elini buralardan çeker mi? Fakat bölgeyi karıştıran İsrail gücünün yettiği oranda buna müsaade etmez herhalde!
Çevre problemlerinin vermiş olduğu zararları önleme adına enerji sektöründe yürütülmekte olan dönüşüm alternatif enerji kaynaklarının artan bir şekilde devreye alınmasını sağlayacak.

Ülkemiz de bu açıdan sahip olduğu yenilenebilir enerji kaynakları açısından şanslı durumda bulunuyor. Petrolün en büyük tüketicisi olan ulaşım vasıtalarının giderek fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına dönüşmesi gibi gelişmeler petrol tüketiminin gelecek on yıllarda azalacağı; dolayısıyla gerek çevre faktörü ve gerekse ulaşım araçlarındaki değişimin alternatif yakıtlı araçlara dönüşümü fiyatların düşeceğine işaret ediyor.

14 Nisan 2018 Cumartesi

Amerika'nın füze saldırısı savaşı nasıl yönlendirir?




Suriye’deki insan katliamına hemen hemen bütün dünya ve ilgili uluslar arası kurumlar açık ya da örtülü bir şekilde destek veriyor.
Yedi yıldır dünya bu insanlık dramına seyirci kalıyor, umursamıyor.
Bu katliam batı medyası ve devletlerinin yanında ilgili bütün insani kurum ve kuruluşların açık veya örtülü bir desteğin neticesidir.
Amerika ve onun ortakları bu bölgede sözde karşıt görüşlü terör örgütleri kurarak bölgeyi kaosa sürüklemiştir.
Bu adeta açıkça sistematik bir Müslüman katliamıdır.
Birlemiş Milletler (BM) ve onu yöneten 5 daimi üye isteseler anında bu katliama son verirler.
Nasıl ülkemizde 12 eylül öncesi yaşanan kanlı çatışmalar bir gecede son bulduysa, gerek Suriye ve gerekse bugün kan gölüne dönüştürülen İslam ülkelerindeki katliamlar da anında son bulur.
Fakat bu sistematik bir Müslüman katliamıdır.
Uluslar arası toplumun ve batılı ülkelerin aynı zamanda batılı medyanın bu katliama sessiz kalması daha doğrusu gerçekleri hep saptırması bu insanlık dışı yapıyı beslemek içindir.
Çünkü bunların insanlık anlayışı, habercilik anlayışı bunu gerektirmektedir.
Bu anlayış ne doğruluk ve ne de insanlık ve dürüstlükle bağdaşmamaktadır.
Batının ve BM’nin 7 yıldır devam eden bu katliama sessiz ve yanlı bir tutum izlemeleri İslama ve Müslümanlara olan düşmanlıklarından ileri gelmektedir.
Bu müşrik kininin bir tezahürüdür.
DEAŞ gibi bir terör örgütünü bunu için, kendi çirkin ve insanlık dışı emellerini gerçekleştirmek için kurmuş ve desteklemektedirler. 
Amerikalı bir ekonomi profesörü BM’de bunun açıkça bir vekalet savaşı olduğu, bunun için 2000 yılların başından beri 5 trilyon dolar harcama yapıldığını beyan ediyor. Yani Amerikan yönetiminin sözde DEAŞ’ı yok etmek için diğer terör örgütlerini kurmasının bir çocuk aldatmacası olduğunu ima etti. Bilinen bir gerçeği bir anlamda BM gibi bir kurumdan dünyaya ilan etti…
Suriye’nin zalim yönetimi bu süfli senaryonun kripto müttefikidir.
Arayıp da bulamadıkları bir fırsattır hain emelleri için.
Suriye zalim yönetimi istese de bu katliamı yapmaktan vazgeçemez!
Çünkü bu zalim batılı güçler henüz bölgede planladıkları safhaya ulaşamadılar.
Suriye’nin zalim lider ve yönetimi bu vahşetten vazgeçtiği anda hayatları tehlikeye girecektir.
Çünkü bu zalim yönetim kendi milletinin iradesiyle değil, sömürü ve emperyalist güçlerin iradesiyle hareket etmektedir.
Şimdi Amerika’nın liderliğinde Suriye’nin kimyasal silah üretim tesislerine fırlatılan füzeler Suriye’nin kendi halkına yönelik başlattığı savaşın kimyasal silah kullanmadan yürütülmesi amacını güdüyor.
Başta Amerika olmak üzere, batılı güçlerin ne nedenli bu insani konuya vicdansızca yaklaştıkları bilinen bir gerçek.
Amerika destek ve yönlendirmesinde Suudi Arabistan aynı zamanda Yemen’deki savunmasız insanlara katliam uyguluyor. Yemen’deki savunmasız insanların durumu da Suriye’dekinden farksız değil.
Savunmasız olan bu mazlumlara yapılan bu zulüm ve vahşetin hesabını er veya geç verecekler.
Hak tecelli edecektir.

Yedi yıl aşan bir süredir Suriye’de katliam yapılıyor, savunmasız insanlar kendi topraklarında katlediliyor. İnsani kurum ve kuruluşlar buna 7 yıldır akıl ve mantık dışı bahanelerle seyirci kalıyor!
Şimdi füze saldırısı 7 yıldır devam eden 'savaşı nereye yönlendirir' sorusu gündeme getirdi.
Bunun da önümüzdeki günlerde görmüş olacağız, şimdilik karşılıklı söz düellosu devam ediyor.

10 Nisan 2018 Salı

Clean energy, clean transport


The automotive industry has been a swift radical change. Digital, autonomous, electric and hydrogen powered vehicles are fluxing into daily usage. Motor vehicle makers are investing a great deal of money in new electric models.
Day by day electric vehicles enter into market across the world increasingly. In recent years, the electric vehicles have been gradually spreading across the world. In order to spur these green vehicles, countries bring various incentive elements. Some countries do not implement import duties in order to encourage these clean energy-powered vehicles.
Cities across the globe increasingly see electric buses as a way to reduce local air pollution. Some of mega cities are undergoing to replace the public transport fleets with electric vehicles due to these vehicles feature cleaner, quieter and more comfortable for both passengers and drivers. Cities across the globe increasingly see electric buses as a way to reduce local air pollution, and such municipalities as Paris and Amsterdam have set goals to switch to zero-emission buses in the coming years.
According to Bloomberg, nearly half of the municipal buses on the road worldwide will be electric-powered within seven years. China expected to dominate the global market as it aims to cut urban pollution and support domestic manufacturers.
The total number of electric buses in service is forecast to more than triple, from 386,000 last year to about 1.2 million in 2025, equal to about 47 percent of the worldwide city bus fleet, according to a report from Bloomberg.
As long as fast charging lithium batteries increase and spread electric buses will be multiply especially in public transportation with zero emission so as to secure silence and clean environment. This investment in electric vehicles also requires investing in charging infrastructure.
In addition to bus manufacturers, car makers have also shifted to make electrified versions. France and the UK have given automakers a 2040 deadline to end the sale of new gas-powered cars. 
According to Swiss bank UBS, $360 billion will be needed to spend over the next eight years to build global charging infrastructure to keep pace with electric car sales. Electric vehicles for construction, agriculture and mining expected to reach an $87 billion market in 2028. Komatsu, John Deere, Caterpillar, and others manufacture the big vehicles - mainly hybrid - while other manufacturers offer smaller, pure-electric versions.
The radical change is predicted in most electrical and electronic parts in buses and also in the operation of traditional OEM business. So, numerous technologies currently in usage would be limited in the upcoming period.

The objective is to reduce fossil fuel consumption for a clean and healthily world.

1 Nisan 2018 Pazar

Batının değişmez politikası





Fransa Başkanı Macron’un Türkiye ve Suriye’deki teröristler arasında arabuluculuk yapma isteği, bu ve benzeri ülkelerin bu hayati konu ile ilgili gerçek yüzlerini bir kez daha göstermiş oldu. 
Daha önemlisi, sözde insani bir görev yaparak kendisinin bu uğurdaki sahte yüzünün ciddi olduğunu göstermeğe çalışmak.
Fransa’nın bölgemizdeki Kürt kökenli vatandaşlarımıza olan ilgisi yeni olmadığı, biliyoruz ki bu ilgilerinin asıl maksadı bunlara olan sadakatinden ileri gelmiyor.
Fransa’nın önceki başkanlarından François Mitterrand'ın eşi Danielle Mitterrand, 1998 yılı Kasım ayında terörist başı için ‘‘Kalbinde çok özel bir yeri olduğunu’’ açıkça ifade etmiş ve caninin iadesi konusunda sözde endişesini dile getirerek “Türkiye, bağımsız adalete sahip olan, bir hukuk devleti değildir’’ ifadesini sarf etmiş!
Bunu söylerken aslında uluslar arası toplumun bağımsız hukuk anlayışına sahip olmadığını ima etmiş herhalde. 
Eğer uluslar arası hukuk bağımsız olup işleseydi bugün bölgemizdeki bu katliamlar olmayacaktı, bu katliamlara göz yumanlar ve fiili olarak yer alanlar cezalarını çekmiş olacaklardı.
Ama maalesef, bu erdemi gösteremezler.
Macron’un Türkiye ve YPG arasında diyalog rüyası ise Fransa’nın ülkemizin birlik ve beraberliğine olan kabul edilemez tutumunun gelenekselleşmiş göstergesi.
Yine Macron’un Suriye Demokratik Güçlerine (SDG), DEAŞ’a gösterdikleri fedakâr ve kararlı rolden dolayı takdirlerini ifade ediyor. 
DEAŞ’ın 2015 yılında Fransa’da yaptığı saldırıda 130 kişi hayatını kaybetmişti. Acaba o saldırı Fransa’ya bir tehdit niteliğinde miydi? 
İşte derin terör destekçilerinin ve vekalet savaş yanlılarının insanlık anlayışı bu kadar! Nihai hedeflerine varmak için yapmayacakları canilik yok!
SDG’nin ABD’nin önemli müttefiki olduğu ve YPG ise bunun çekirdek parçasını oluşturuyor. Sözde DEAŞ’la mücadele etmeleri için Fransa ve ABD'nin bu örgütlere silah verdiği ve eğittiği biliniyor.
ABD aynı zamanda YPG’nin PKK ile direkt bağlantısı olmadığını ifade ederek terör örgütlerini aklamaya çalışıyor. 
Fakat Zeytin Dalı Harekatı’nda Afrin’in her yerinde terörist başının posterlerini görüyoruz.
Macron ve benzerlerinin bölgede 7 yılı aşan bir süredir devam eden insanlık dramının ve vahşetin asıl sebeplerini görmezden gelip konuyu başka tarafa çekmesi öncelikle bir samimiyetsizlik göstergesi.
Yedi yılın geride kaldığı Suriye’deki vahşet kimin eseri sorusunu hiç gündeme geitirmiyorlar.
Uluslararası toplum hala Suriye’nin başında bulunan caniye devlet başkanı payesiyle hitap ediyor.
Meselenin asıl ve önemli kısmını perdeleyen uluslararası toplum konuyu 7 yılık vahşete rağmen başka taraflara çekip katliama göz yummaya devam etme aldatmacılığını sürdürüyor.
Meselenin çözümünü hala başka yerlerde arayarak, bugüne kadar akıtılan mazlum kanını gözardı etmeye çalışıyorlar.
Hala bu ülkenin gerçek sahiplerine sahip çıkmayıp kendi süfli emellerine hizmet eden vekalet savaşçılarını kollamaya ve güçlendirmeye çalışıyorlar.
Bugünlere nasıl gelindiğini bir tarafa bırakıp gerçekleri örtmeye açıkça canilere sahip çıkmaya çalışıyor.
Suriye’de yedi yıldır insan katliamı yapılıyor.
Hiçbir ilgili uluslararası kurum bu katliamı görmek ve tartışmaya açarak hukuki yollardan çözüm getirmek istemiyor.
Asıl konu hep başka taraflara çekiliyor.
Çünkü bunlar hileli işlerde o kadar uzmanlaşmışlar ki şeytan yanların çömez kalır.
Eğer dünyada hak üzere çalışan ve görevini insan hak ve hukukunu koruyan kurumlar varlık gösterebilseydi, bu işi bu derece savsaklayan ilgili devlet başkanları başta olmak üzere, Suriye'nin zalim lideri de uluslararası hukuk önünde hesap vermişlerdi.

Gerçek ise uluslar arası toplumun önde gelen üyelerinin bölgemizde uzun yıllardır devam eden katliama göz yumup, daha fazla kanın akması ve daha fazla mazlum ve savunmasız insanın hayatını acımasız bir şekilde yitirmesi yönünde bir politika olmuştur.


3 Mart 2018 Cumartesi

Afrin harekâtı neyin başlangıcı?





Afrin harekatı yüz yıldır yer yüzünde ve özellikle bölgemizde süren emperyalist zulmünün sona ermesinin işaret fişeği olacağa benziyor.
Bu harekatın yüz yıldır sömürü güçlerinin kurduğu düzenin sonunun başlangıcının fitilinin ateşi olmasını temenni ediyoruz…
Ne yazık ki İslam âlemi kelimenin tam manasıyla kan ağlıyor.
İster uzağımız isterse yakınımıza bakalım, Müslümanlar çoluk çocuk, büyük küçük savunmasız bu insanlar uluslar arası kurumları elinde bulunduranlar tarafından maksatlı olarak göz ardı ediliyor.
Akıl ve mantık almaz bahanelerle savunmasız insanların katline göz yumuluyor.
Rohinga’daki Müslümanlar yıllardır kendi topraklarından kovuluyor, yakılıyor, yıkılıyor.
Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Yemen’de uzun yıllardır insanlık dramı yaşanıyor.
Bu ülkelerde bir nevi Müslümanlara yönelik sistematik bir soykırım uygulanıyor.
Söz konusu ülkelerde bu ortamı hazırlayan ve sömürü güçlerine bir nevi fırsat tanıyan yine bu ülkelerin sözde yöneticileri olmuştur.
Maalesef emperyalistlerin hain planlarını sezememiş zamanında gerekli değişim ve dönüşümü yaparak bu sömürü düzeninin hain planlarının önüne geçememişler.
Küresel Sömürü düzeni maalesef İslam ülkelerinde demokrasiyi istemiyor.
İstemiyor ki millet iradesi bu ülkelerin yönetimine hakim olmasın.
Mısır gibi, Suriye gibi kendilerine el pençe duracak kukla yönetimler istiyorlar.
Bu kukla yöneticiler kendi elleriyle de kendi insanlarını acımasız bir şekilde katletsinler.
İstiyorlar ki bu ülkeler kalkınmasın, bu ülkeler sömürü dünyasına boyun eğsin.
Bunlar Müslüman ülkelerle barış içinde ilişkilerini sürdürme erdemini gösteremiyorlar.
Bu zulme dur demek ise ancak güçlü, kararlı bir İslam ülkesi ile olur.
İşte ülkemiz Cihan devleti Osmanlı İmparatorluğunun bakiyesi ve torunları olarak bu önemli görevi üstlenmiş bulunuyor.
Ülkemiz yeryüzündeki bütün mazlum ve mağdurların sesi olma görev ve sorumluluğunu sürdürüyor.
Afrin harekâtını gereksiz gören bir avuç kendini bilmez, bu hayati öneme emperyalist uşaklarına ve onlar adına telef olmayı göze alan terör gruplarıyla yapılan mücadeleyi gereksiz görüyor.
“Askerlerimiz şehit olurken Suriyelileri ülkemizde besliyormuşuz” hedef saptırma ustalığını göstermeye çalışıyorlar.
Bunlar zannediyorlar ki yazdılar mı akan sular durur.
Bunlar zannediyorlar ki “biz yazarsak neler olmaz ki.”
Bunlar artık kendilerinin ne kadar kof düşünce ve fikirlere sahip olduklarını anlayamamışlar.
Bunlar zannediyorlar ki “kalemimizi bir oynatışla bütün ülkeyi istediğimiz şekilde yönlendiririz.”
Bunlar zannediyorlar ki basın denilen güçle “hain emellerimize erişiriz.”
Ne demek ;“Suriyeliler dururken bizim askerlerimiz şehit oluyor.”
Öncelikle bu kafa şehitlik makamının ne olduğunu bilmiyor.
Özgür Suriye Ordusu bu terörist gruplarla çarpışmıyor mu?
Bunlar rakamlara göre daha fazla şehit vermişler.
Bunu görmeyip de istismar yolunu seçenler, aynı zamanda şehitlerimizi ve yakınlarını istismar etmektir.
Şehitlik her Müslüman’ın kızıl elmasıdır.
Beş vakit namazda yaptığımız dualarda, her Müslüman şehit olarak ölmek ister ki, şehitlik makamların en yücesidir. 
Peygamber Efendimize komşu olmaktır.
Ama şehitlik kelimesini ağzına alan bu güruh bunları nerden bilecek.
Onun vazifesi emperyalistlere uşaklık yapmak.
Onun vazifesi meseleleri ancak taş içindeki böcek misali gibi görebilmek.
Onun vazifesi bir avuç azınlık dahi denilemeyecek kesime hizmet etmek.
Bunu yaparken de kendisinin ne kadar bilgili ve basiret sahibi olduğunu sözde izhar etmek.
Hani yazdığı zaman kendini allame sananlar var ya...
O devirler artık geride kaldı, bu ülkenin yerli ve milli değerlerinden haberi olmayanlara artık bu millet haklı olarak itibar etmiyor.
Çünkü bunların savundukları fikirler emperyalist uşaklığının ötesine geçmez.
Bu da fıtrat meselesi.
Keşke gerçekleri görebilecek bir akıl ve öngörüye sahip olabilseler.
Keşke at gözlüğünü çıkarıp bütün konuları aklıselim ve mantık çerçevesinde etraflıca değerlendirebilseler.

Dedik ya taş içindeki böcek…