19 Şubat 2012 Pazar

"Senenin bereketi baharından belli olur"










Kar yağışı yeryüzü atmosferi içinde bulutlardan düşen suyun kristal buz formunda oluşan şekli. Yeryüzünü göz alıcı beyaz bir örtüye bürüyen bu yağış şeklinden faydalanma oranı daha yüksek, aynı zamanda kış sporlarının da vazgeçilmez temel öğesi. Turizm sektörünü kış aylarında canlı tutan hayati bir unsur.

Yeryüzünde kar almayan yer olduğu gibi, bazı yüksek dağların karı ise hiç eksik olmuyor, beyaz örtüsü eksik olmayan bu dağlar ise sürdürülebilir suyun ana kaynağını oluşturuyorlar.

Söz konusu dağlarda eski karın üzerine yenisi yağarak sürekli kar altından kalmaktalar, tıpkı kutuplar gibi…  

Tabii olarak kışın kışlığını; yazın da yazlığını yapması arzulanıyor. Son yıllarda iklim değişikliği nedeniyle bu düzende zaman zaman bozulmalar olduğa şahit oluyoruz.

Bu sene geçmişlerine göre kış biraz daha ağır geçiyor. Özelikle Avrupa’da ve ülkemizde ise orta ve doğu Anadolu bölgesi kışı daha ağır yaşıyor.

Bir yandan soğuklar, bir yandan yağan karın hayatı zorlaştırdığı, özellikle Avrupa’da ölümlere yol açtığını öğreniyoruz.

Kış bu yönüyle sıkıntı verirken, karların eriyip suya dönüşmesi ise bolluk ve bereketin işareti oluyor.

“Senenin bereketi baharından belli olur” veciz sözü gereği, kışın bol kar yağışı ile geçmesi su kaynaklarını ve havzalarını beslemesi bakımından hayati önem taşıyor.

Aynı zamanda yer altı su kaynaklarını beslemesi için de kar yağışının ayrı bir önemi var.

Yağmur sularının hemen akışa geçmesi nedeniyle geri besleme açısından kar sularının sağladığı su kadar faydalanma imkânı yok.

Ancak bu faydalılık oranı sürecin nasıl işleyeceğine bağlı olarak değişiklik gösterecek.

Karların erimesi bahar mevsiminde bir yandan yağmur yağışı, diğer taraftan da güneşin eritme etkisiyle akışa geçecek.

Bu sürecin geniş bir zaman dilimine yayılması gerek faydalılık ve gerekse taşkın hadiselerinin azlığı ve zararının az ya da olmaması bakımından hayati bir önem taşıyor.

Aksi takdirde erime sürecinin kısa bir zaman dilimine sığması ise, kar sularının taşkınlara yol açacağı gibi, faydalılık oranını da düşürmüş olacak.

Yüksek su potansiyeline dönüşecek metrelerce yağan karın hızlı erimenin etkisiyle açık arazilerde erozyonu tetikleyeceği ve bu şekilde toprak kaybına neden olacağı ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.

Geçmiş yıllara göre daha yüksek bir hacimle yağan karın erime sericine girmesiyle dereler, ırmaklar ve nehirlerin su potansiyeli bahar aylarında normallerinin üzerine çıkacak. Belki de önceki yıllarda erken kurumaya çekilen su yatakları ve havzalar bu yılın bereketiyle akışını sürdürebilecek. Bu vesileyle söz konusu su kaynaklarının çevresinde bulunan tarım alanlarının taşkınlara maruz kalma tehlikesiyle karşılaşma ihtimali olsa da, tarımsal üretim sezonunda büyük ihtimalle su sıkıntısı yaşamamış olacaklar.

Bu da ‘Senenin bereketi baharından belli olur’ vecizesi gereğince; gerek tarım ürünleri ve gerekse sulama ve enerji amaçlı barajların verimliliği bakımından yılın bereketli geçeceğinin göstergesi oluyor.

Gerek tarımsal üretimde ve gerekse enerji üretiminde bereketli bir yıl dileğiyle...

18 Şubat 2012 Cumartesi


Dindarlar aynı zamanda yaftalandı







“Dindarlara 2. sınıf muamelesi yapıldı” acı gerçeği bazı tartışmaları da beraberinde getirdi.

Sadece onunla kalsa gene iyi.

En tabii hakları olan dini vecibelerini yerine getirmeye çalışanlar aynı zamanda ömür boyu fişlendi. Bir bakıma yargısız infazlara maruz bırakıldılar ve hak etmedikleri bazı sıfatlarla yaftalanarak her daim ötekileştirildiler.

Hem de ömür boyu…

Kendi halinde inancı gereği manevi sorumluluklarını yerine getirenler sadece ikinci sınıf olmakla kalmadı aynı zamanda nefret suçuna maruz bırakıldı, ötekileştirme sürecine tabi tutuldu.

Sayın Başbakanımız acı bir gerçeği dile getirdi, fakat bazıları bu gerçekten gereksiz yere rahatsızlık ve endişe duydu.

Bir bakıma ülke içinde bulunduğu normalleşme sürecinin başlangıç noktasına götürülmek istendi.

‘Laiklik elden gidiyor’ hararetli tartışmalarının yapıldığı dönemi hatırlattı...

Bahse konu olan dönemde gereksiz yere husumet oluşturuldu. Bir bakıma ‘yapabildiğini yap’ ortamı oluşturuldu. Hukuk, demokrasi ve insan hakları kavramları yara aldı.

Çünkü güç bende anlayışı vardı ya…

Kim iktidar olursa olsun, nasıl olsa muktedir olamayacaktı!

Kimse demokrasinin elden gideceğini veya çalışmayacağını ya söyleyemiyordu ya da söylemek istemiyordu, söz konusu değerler belli bir kesim için geçerlidir anlayışı hükümünü sürdürüyordu.

Tek tiplilik anlayışı hâkimiyetini sürdürürken, ölçme ve değerlendirmelerde esas olan ise bu tek tip şablon anlayışı idi.

Kişi şablona uyuyorsa mesele yok, gerisi işin teferruat kısmını oluşturuyordu. Eğer Şablon değerler tutuyorsa; çalışmak, başarılı olmak, ülkede taş üstüne taş koymak için gayret sarf etmek gibi hususların pek önemi olmaz.

İşte ülkemizin uzun yıllar dillerden düşürülmeyen ‘çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma’ ülküsünde geç kalınması ise bu bağnaz anlayışın neticesidir.

Mesele dindarlık olunca demokrasi ve laiklik gibi belli bir kesimi koruyan ve kollayan kavramlar hemen gündeme geliyor.

Bazıları söz konusu değerlerin elden gideceği kaygısını taşıyor!

Farklı şeyler…

Dindarlık da, demokrasi de, laiklik de farklı kavramlar. Günümüz parlamenter demokrasilerinde hepsinin yeri ayrı.

Sahip çıktığı dini değerler doğru ya da yanlış olsun, hiçbir ülke ve millet dinsiz değil…

Bu da dinle doğmuş insanlığın hiçbir zaman bu manevi değerlerden ayrı kalmadığını ve kalamayacağının göstergesi.

Temeli dinsizlik üzerine kurulmuş komünist rejim neticede çökmedi mi?

Başka din ve görüşte olanlara gösterilmesi gereken saygı konusunda ise bizim dinimizin gösterdiği hoş görüyü başka hiçbir din gösterememiş.

Bunun örneklerinin tarihimizde görmek mümkün.

Bazıları endişelerini açığa vurdular ama belki de bu şekilde endişelerinin yersiz olduğunun farkına vardılar.    

Bu vesileyle, Sayın Başbakanımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletir, daha sağlıklı bir şekilde görevinin başına dönmesini temenni ederiz.


15 Şubat 2012 Çarşamba

Tailor-made solution




The world’s foremost institutions engage in economy have been foreseeing, analyzing and advising for a possible crisis that has being felt since the late months of 2011. Actually, when previous global economic crisis appeared in 2008, some of the commentators had implied that the crisis would maintain its effect up to 2013.
The institutions, which have perceived the steps of the economic crisis, have given their priority to extinguish the fire of the economic crisis and to make up firewalls for the possible upcoming crisis for this year.
If the necessary precautions are not given to the fragile countries’ economies in time, the fears are that joblessness and other social displeasing events would appear.
Another fear is that the world was much more interconnected than ever and contagion spreads very fast.
For this reason, the experts recommend the economic rebalancing and strengthening domestic sources of growth as a policy priority for much of the world.
The year 2012 is evaluated as a recovering year in terms of the global economy.
According to the IMF’s latest World Economic Outlook, a reduction in expected global growth to 3.3 percent for this year.
Eurozone is observed as the most fragile region across the world. As for the best one is shown Asian emerging economies.
Turkey’s economy, which one of the emerging economies in the recent years, showed very well performance in 2011. According to the growth figures explained month by month, it is predicted Turkey would grow over 8 percent for the year 2011.
Due to having high growing potential, the growth rate of the country is expected between 4- 7 percent despite the global crisis in 2012. 
Europe is seen as the epicenter of the danger, but the rest of the world would be increasingly affected. For this reason, greater danger is that the world could be plunged into another recession in 2012.
When we glance at the foremost economies across the world the stance is outlined according to the related reports like this; the US economy is seen robust and growth expectations have been increased from 1.7% to 2.2% in 2012.
The Euro-zone seems to continue its deceleration and growth expectations for this year have been lowered to 0.2% from 0.4%.
Japan’s recovery is observed fragile, but growth is expected to remain unchanged at 1.9%.
Growth in China remains resilient and, while slightly slowing, expectations have been lowered from 8.7% to 8.5% for 2012.
India is now forecasted to grow by 7.4%, revised down from 7.5%.
Economic activity in the Middle East and North Africa is expected to accelerate in 2012-13, driven mainly by the recovery in Libya and the continued strong performance of other oil exporters.  
In order to get away from the crisis in eurozone which is observed one of the most sensitive regions, it is suggested that Europe must deal with the three key issues “lack of growth, reduced competitiveness, and the need for greater integration”. Without a growth strategy, the banking crisis is likely to deepen and the sovereign debt problems will worsen.
The head of IMF also advices tailor-made solution not a “one-size fits all solution” in the current crisis.
“Efforts to reduce budget deficits and debt must be tailored to the situation in each country.”
Another important matter is lack of confidence, so that a swift action must be taken to restore confidence and economic growth as well as developing a clear, simple, firewall.
In conclusion, for the most of the world hopes have pinned on 2013 in terms of economy, because of 2012 is seen as a lost year in some part of the world. 

31 Ocak 2012 Salı

Rekabetçi yerli otomobil







Türkiye’nin otomotiv alanında kendi markasını üretme konusundaki çalışmaları devam ediyor. Medyada yer alan haberlerden anlaşıldığı kadarıyla bu konuda birden fazla firmanın çalışmalarını sürdürdüğü anlaşılıyor.

OEM ve otomotiv yan sanayinde kayda değer gelişmeler başaran ülkemiz sanayicileri, yerli bir otomotiv üretimini nedense bugüne kadar göz ardı etmişler.

Hemen hemen sanayi üretiminin her alanında faaliyet gösteren Türkiye’nin kendi otomotiv markasını bugüne kadar yapmamış olması, ülkemizin kalkınmasına sağlayacağı katma değer ve sanayi adına önemli bir eksiklik olarak kalmış.

Her ne kadar 1961 yılında ‘Devrim’ adlı yerli bir otomobilin üretim çabası olmuşsa da, seri üretimine geçilemediğinden araç müzelik bir obje olmaktan öteye geçememiş.

Gerek istihdam ve gerekse ihracat açısından otomotiv sektörü ülkemizin lokomotif sektörlerinden biri.

Özellikle de 2023 yılı ihracat hedefini başarmada öncü rol oynayacak sektörlerden biri olacak.

Türkiye’nin otomotiv sektöründe rekabetçi bir güç olması açısından da yerli otomotiv üretimi önem taşıyor.

Sektör bu hususta uzun yıllar montaj eksenli çalışmayı tercih etmiş. Oto üretimi konusundaki bu eksiklik aynı zamanda otomotiv sektörünün rekabetçi gücünü eksik bıraktığı gibi, özelikle uluslararası ilişkilerin kırılgan ve hassaslaştığı dönemlerde karşı tarafın bu eksikliği bir koz olarak kullanmasına da ortam hazırlamış oluyor.

Yapılacak yerli otomobille gelişmekte olan pazarlara açılarak, ihracat artışına katkı sağlanacaktır. Dahası yurt dışında, uygun pazarlarda üretim tesisleri kurarak satışları bu yolla da artırma imkânı doğacak. Özellikle bulunduğumuz bölge bu konuda önemli bir boşluğa sahip.

Büyük oranda yerli parçalar kullanılarak üretilmesi ise, oto yan sektörü ve ekonomiye sağlayacağı katma değer oranının yüksek tutulmasına yardımcı olacaktır.

Ancak bu hususta üzerinde durulacak konu ise aracın hangi teknolojik özelliklere sahip olacağıdır. Bu durum bu yöndeki çalışmanın başarısını belirleyecektir.

Ömrünü tamamlamış model ve teknoloji anlayışıyla yapılması halinde, beklenen faydayı sağlamak ise mümkün olamayacaktır.

Günümüz şartlar küresel oto sektörünü önemli bir değişime sürüklemiş.

Petrolün çeşitli açılardan oluşturduğu olumsuz etkileri, azalma eğilimine girmesi ve maliyetinin yüksek olması sektörü alternatif çözümlere zorlamaktadır. Bunların içinde en radikal çözüm ise elektrikli araç üretiminin son zamanlarda hız kazanmış olması.

Elektrikle çalışan araçlara, gerek çevre sorunlarını sıfıra indirmesi ve gerekse yakıt maliyeti ve temini açısından, sektörde geleceğin gözde teknolojisi olarak bakılıyor.

Dünyada önde gelen markalar bu konudaki altyapılarını hazırlamış ve çalışmalarına ağırlık vermekteler. Bu husustaki gelişmeler beklenmedik bir anda elektrikli araçların artan bir şekilde pazara gireceği işaretini veriyor.

Bu nedenle, yapılacak aracın çok yönlü olarak düşünülmesi, hem geleneksel motor modeli ve hem de günümüzün gelişen ve değişen şartlarına uygun olacak teknolojik donanıma sahip bir anlayışla üretilmesi aracın piyasada bulacağı rağbetin artmasını sağlayacağı gibi, sürdürülebilir olmasını da destekleyecektir. Bu konuda yapılması gerekenlerden biri ise Ar-GE çalışmalarına kapsamlı bir şekilde ağırlık vermek olacaktır.

Bu hususta kurumsal çalışmalar kadar münferit çalışmalar da katkı sağlayabilir.

24 Ocak 2012 Salı

“Turbulent Year”










We left the year 2011 behind together with the bad and good events. One of the foremost events was political uprising that called Arab spring has been experienced in some of the Middle Eastern and North African countries.

Even though significant distance has been taken on the way towards a democratic order in some of the countries in the region, unfortunately the process of the Arab spring is continuing in some of the countries.

Especially in Syria, uprising which started in March 2011 still continues. The clashes between the government's forces and opposition group maintain its violence.

In the region another country is Iraq which stages predominantly blasts of bombs killing tens of people, in addition to many disabled every day.

The biggest problem of Iraq and other countries in the region is being administered by the similar regime characterizes lack of democratic and unfair election.

Peace, comfort and stability are basic principles of economic development.

Wars, strife and political uprising push the related countries along with the entire world into the economic slowdown.

Now the struggles, which are being exerted by the international monetary institutions, aim to stabilize global economy.

Following 2008-09 economic crisis, after some two-year break, the economic crisis is expected to show its devastating impact in the year 2012, too. Some says this time, it would be worse than previous one.

The World Bank predicts 2012 would be a ‘turbulent year’.

In addition to the political turbulent especially in the MENA region, there are also expectations turbulent in the global economy. Unstable developments would affect the entire world economy less or more. Because of the interconnected global economy, for this reason no country and no region would be immune from that catastrophe.



The economics and rating organizations are continuously scanning to evaluate the conditions. According to the developments, one of the most feared regions is seemingly eurozone that would be faced with the economic slowdown in 2012.

In January, nine eurozone nations had their credit rating downgraded by ratings agency Standard & Poor's(s&p), causing the euro to fall to its lowest level against the dollar since 2010. France and Austria lost their flawless AAA ratings and are now rated AA+. As for Portugal’s and Cyprus’s ratings were cut to “junk.”

The sovereign debt crisis in Europe, which took a turn for the worse in August 2011, coincides with slowing growth in several major developing countries (Brazil, India and, to a lesser extent, Russia, South Africa and Turkey), mainly reflecting policy tightening begun in late 2010 and early 2011 to combat rising inflationary pressures from overly-fast growth, according to the statement of the World Bank.

So the Bank foresees that the world economy in 2012 is set to grow by just 2.5 percent, weighed down by ripple effects from the 2008 financial crisis.

The developing countries seem lesser risky than the developed countries. Growth in the developing countries for 2012 is forecast at 5.4 percent, the Bank has also lowered its growth forecast for high-income countries in 2012 to 1.4 percent and -0.3 percent for the high-income Euro Area.

In the worsening condition in the global economy lets eyes turn to Asia which is seen the robust economy in the world.

The International Monetary Fund (IMF) is looking to work ever more closely with Asia to lessen the impact of the global crisis on the region and to help promote sounder and stronger growth globally, according to David Lipton, IMF First Deputy Managing Director.

As for the situation in terms of Turkey, according to the officials, Turkey’s economy would not be affected much from the global crisis as much as Eurozone and other developed countries; a 4-5 percent development is predicted in 2012.

15 Ocak 2012 Pazar

14 Ocak 2012 Cumartesi

Tarım sektörünün 2023 ihracat hedefindeki rolü








Aralık 2011’de küresel gıda fiyatları yüzde 2.4 düştü.

2011 yılının ikinci yarısında istikrarlı bir düşme olmasın rağmen ortalama endeks 228 puan oldu.

Aralık 2011’de gıda endeksinin düşmesine rağmen, FAO’nun açıklamaları uluslar arası gıda fiyatlarının ölçülmeye başlandığı yıl olan 1990’dan bu yana en yüksek endeks olduğunu gösteriyor. Önceki en yüksek endeks 2008 yılında 200 puan olmuş.

FAO yetkilisi gelecek aylar için fiyat trendleri üzerine sağlam tahmin yapmanın zor olduğunu söylüyor.

Son aylarda uluslararası çoğu gıda fiyatlarının düştüğü, fakat küresel ekonomideki belirsizlikler, kur ve enerji piyasalarındaki tahmin edilemez beklentilerin önümüzde duruyor olması gelecek için fiyat tahmini yapmanın zorluğunu gösteriyor.

Küresel Gıda fiyatları 2011 yılında ölçümün başladığı 1990 yılından buyana en yüksek noktasına ulaşmış.



Gıda insanların en temel ihtiyaç maddelerinden bir.

Şu anda yeryüzünde yaklaşık 1 milyar insan açlıkla mücadele ediyor. Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde 2000 yılında, başta açlık ve susuzluk olmak üzere geri kalmış ülkelerdeki insanların birçok sıkıntısını yok etmek için ‘Milenyum Gelişme Hedefleri’ eylem planıyla başlatılan hareket göründüğü kadarıyla hedefini pek fazla gerçekleştiremedi.

Geçen süre içinde alınan mesafe kayda değer görünmüyor. Hala bir milyar insan açlığın pençesinde bulunuyor yeryüzünde.

Yine 1 milyar insan güvenli içme suyundan yoksun bulunuyor. Hareketin bitiş tarihi 2015 olarak belirlenmiş, yaklaşık 3 yıl var. Geride kalan süre başarıyı yakalamak için yeterli olacak mı?

On yılı aşkın sürede gelinen noktaya bakılırsa kalan zamanda bu hayati problemi yok etmek mümkün görünmüyor...



Tarım ve gıda sektörü açısından ülkemizin önemli bir konumu var. Üretim ülkemizin ihtiyacını karşıladığı gibi önde gelen ihracat kalemleri içinde yer alıyor.

Türkiye Ziraat Odalarının, Türkiye İhracatçılar Birliğinden derlediği bilgilere göre ülkemizin tarım ürünleri ihracatı son onbir yılda kesintisiz bir artış göstermiş. Bu İstikrarlı artış başka sektörlerde görünmüyor.

Küresel ekonomik krize rağmen, on yıllık veriler ihracat rakamında istikrarlı bir artışı gösteriyor. Bu da insanların en temel ihtiyacı olan tarımsal ürünlere olan talebin giderek artış gösterdiğinin açık bir delili. Sektör sürdürülebilir bir talep yapısına sahip.

Küresel nüfus artışına paralel olarak, gelecek yıllarda bu rakam daha da yukarı tırmanacak. Gelişmeler ülkemizin 2023 yılı için hedeflediği 500 milyar dolarlık yıllık ihracat rakamının yakalanmasında ise tarım sektörünün önemli bir katkısı ve rolü olacağının işaretini veriyor. Bu hedefe ulaşmada tarım ve gıda sektörü ihracatın itici gücü olacak sektörlerden bir konumunda.

Sektörün ihracat artış eğilimi geçen 11 yıllık dönemdeki gibi devam ederse, 2023 yılı için belirlenen hedef rakamı gerçekleştirmede sektörün 80 -100 milyar dolarlık bir paya ulaşması mümkün olacak. Sektör tek başına hedeflenen rakamın yaklaşık beşte birini karşılamış olacak...

Ülkemiz tarımsal üretim bakımdan ender bir coğrafyada bulunuyor. Tarımın her türlü kültürünü yapmak mümkün, ülkemizin iklim şartları, yayları. meraları buna müsait.

Tarımsal üretimin temel kaynakları ise; toprak, su ve tohum. Bu nedenle yapılması gerekenin ise bu temel kaynakların korunup, geliştirilip ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması olacak.

Üretim artışıyla beraber yeni ihracat pazarlarının bulunması da 2023 hedefinin gerçekleşmesinde önemli rol oynayacak.