13 Haziran 2017 Salı

Yalandan kim ölmüş?




Öyle ya yalan söyleyerek savunma yapanlar, kendilerini temize çıkaranlar biliyor ki yalan söylemekle zahirde bir şey kaybetmeyecekler.
Fakat işin arka planını, görünmez tarafının ne olacağını idrakinden mahrumlar, onların varları yokları gözleriyle gördükleridir…
Şimdi 15 temmuz darbe girişiminde bulunanlar, suçüstü olanlar savunmalarında bu darbe girişimleriyle hiçbir alakalarının olmadığını söylemeye çalışıp Türk adaletini, Türk kamuoyunu aldatmaya çalışıyorlar.
Aynı zamanda milyonlarca insanın aklıyla alay ediyorlar.
Darbeden de öte ülkemizin işgal hareketine çanak tutanlar, adeta düşman saflarında yer alarak, bu milletin ne kadar silahı varsa; silahsız, savunmasız memleket sevdalılarına saldıranlar kimdi?
Darbe teşebbüsünden hemen önce şu ifadeyi kullanmışlardı; “yarın bizi ya kahraman veya hain olarak görecekler”.
Ülkesini satan, masum vatandaşına acımasızca ağır silahlarla saldıranlar her halükarda katıksız haindir.
Bunlar kazandıkları takdirde kendilerini kahraman ilan edeceklerdi, milletin kahir ekseriyetiyle demokratik yoldan işbaşında bulunanları da bunun aksi bir ifadeyle suçlayacaklardı.
Çok şükür bu milletin sağduyusu, aklıselimi ve feraseti bu satılmış güruha canı pahasına fırsat vermedi.
Asker elbisesi giymiş yabancı uşaklarına gerekli dersi verdi. 
Bu milletin tankını, tüfeğini, uçağını ele geçirmiş olan bu emperyalist uşakları bu silahların gerçek sahiplerine acımasız bir şekilde çevirdi.
Öylesine acımasızdı ki bunlar karşılarındaki silahsız olan vatan sahiplerine savaş meydanlarında düşmanın bile saldırmayacağı acımasız bir şekilde saldırdı.
O masum insanların yalvarışlarına zerre kadar da olsa merhamet göstermedi.
Bu millet onların ne de olsa Türk askeri elbisesi içinde oldukları hüsnü zannını göstererek insanca yaklaştı.
Fakat bunlar sadece bu milletin tankını, uçağını silahını çalmamıştı, aynı zamanda bu milletin şanla şerefle savaş meydanlarında giyerek bu ülkeyi, bu asil milleti temsil eden şerefli elbisesini de gasp etmişti.
Ne yaptı bu millet o şerefli elbiseyi onların üzerinden alaşağı etti, daha fazla kirletmesine fırsat vermedi.
O elbiseyi ve bu milletin silahlarını onların asli sahiplerine emanet etti.
Bu milletin kanlarıyla sulanmış bu vatanı sömürü dünyasına kul olanlara teslim etmedi.
Peki o gece bu ülkeyi “altın bir tepsi içinde” işgal güçlerine teslim etmenin hevesiyle yanıp tutuşanlar kimlerdi?
Gün gibi açıkta olan bu darbe girişimi nasıl örtbas edilebilir?
249 vatandaşımızı kim şehit etti, 2 bin küsur vatandaşımızı kim gazi yaptı?
O gece ülke çapında milyonlar sabah kadar neden caddelere, sokaklara akın etti?
O hain teşebbüsü uzaylılar mı yaptı?
Türk askeri elbisesi içine girmiş asker kılıklı teröristler uzaylılar mıydı?
Milyonların şahit olduğu ve bizzat yaşadığı bu hain girişimin failleri kendilerini nasıl sütten çıkmış ak kaşık gibi gösterebilir?
Mayalarının gereği kurtuluşu ise yalana sığınmakla bulacaklarını sanıyorlar…

Evet, yalan alçakların sığınağıdır, ancak mezara kadar!

7 Haziran 2017 Çarşamba

Emperyalist kumpas



Vesayet ve emperyalist uşaklığına soyunanlar güruhu bitmedikçe bugün Katar’ın karşılattığı durumla bir başka İslam ülkesi karşılaşabilir. 
Maalesef İslam dünyası bugün içine düştüğü durumun vahametini geçmiş dönemlerde bu denli görmemiştir.
İslam ülkeleri en acı fetret dönemini yaşamaktadırlar.
Bugünkü durum kısa bir sürecin neticesi değil.
Tıpkı ülkemizin mücadelesini verdiği terör örgütlerinin oluşumumun bu denli kökleşmiş yapıya kavuşmasında olduğu gibi.
Ferdi ferde düşürmek, grupları gruplara düşürmek, etnik yapıları birbirine düşürmekte fitne ustalığını gösterenler, aynı zamanda devletleri de birbirine düşürmede uzmanlaşmışlardır.
Yok yere hiçbir akıl ve mantığın kabul etmediği gerekçeler ileri sürüp bunları uygulama safhasına getirerek hain emellerini gerçekleştirdiler bunlar.
Biliyoruz İslam dünyası yaklaşık iki asrı aşan bir zaman diliminden beri zayıflatılmaya ve birbirine düşürülerek parçalanma sürecine itilmiştir.
Fitne ustalığı ve uzmanlığını şeytana taş çıkartmanın da ötesinde bir ustalıkla uygulayanlar aslında bizzat kendilerine verdikleri zararın ölçüsünü düşünemeyecek kadar gözlerini hırs ve kin bürümüştür.
Ne yazık ki bugün İslam dünyası hazin bir durumun en çarpıcı örneğini vermektedir.
Bu da İslam’ın temel değerleri göz ardı edildiği ya da lafta kaldığı için bu hazin tablo oluşmuştur.
Emperyalistler bu hain oyunu çok iyi yazıp ellerindeki kuklalarla oynatıyorlar.
Katar’ı köşeye sıkıştıran gerekçe bu ülkenin terör örgütlerine destek verdiği iddiasına dayanıyor.
İslam coğrafyasına baktığımızda, gerek Ortadoğu ve gerekse kuzey Afrika ülkeleri tabiri caizse kan ağlamaktadır.
Bu hain tuzağın ilk ayağı 30 yılı aşkın bir süre önce komünist düzenin çöküşünden bir müddet önce işgale uğramış ve bugüne kadar emperyalistlerin işgali altına kan ağlayan Afganistan’dır.
Bu işgal girişimi özellikle komünist blokun çöküşü ile hız kazanmıştır.
Bu işgal teorisyenlerinin gayesi dünya kamuoyuna İslam dünyasını terörist kabul ettirerek kendi hain emellerine ulaşmaktır.
Bunun en açık ve bariz örneği ve hatta teorisyenleri ise İsrail devletidir.
Çünkü işgal ettikleri Filistin topraklarını ve bunun ileri aşamasını gerçekleştirmek için pusuda beklemektedirler.
ABD başkanı Trump DAEŞ’ı önceki başkanın kurduğunu itiraf ederek bir gerçeği dile getirmişti.
ABD yönetiminin PKK’nın Suriye’deki şubelerine silah yağdırdığı ve eğitim verdiği de bu ülke yönetiminin terörü açıkça desteklediğinin somut bir delilidir.
Ama uluslar arası hukukun işlemediği bir dönemde bu büyük hak ihlalini savunacak merci kalmamıştır dünyada.
Katar’ı kumpasa alıp yalnızlaştırmak isteyen bu emperyalist politika başarılı olursa, bir İslam ülkesi daha istikrarsızlığa sürüklenmiş olacak.
Emperyalistlerin yörüngesine takılan bazı İslam ülkeleri bu hazin gidişatı iyi analiz etmeleri gerekir.
Bu anlayış devam ettikçe bu halkaya yenileri eklenebilir.

Hatta bugün emperyalistlere destek verenler de bu kumpastan kurtulamazlar.
Fakat iş işten geçmiş olur.

26 Mayıs 2017 Cuma

Petrol fiyatlarının 25 dolara düşme beklentisi



Petrol ihraç eden ülkeler teşkilatı olan OPEC’in 172. Toplantısı öncesinde teşkilatın üretimi kısma politikasını sürdüreceği açıklamaları üzerine uluslar arası ham petrol fiyatları yükselmeye başladı.
Ham petrol üretim kısıtlamasının 6 - 9 ay sürmesi üzerine anlaşmaya varıldığı açıklaması yapıldı.
Bir hafta öncesinde varil fiyatı 50 doların altına düşmüşken Rusya ve Suudi Arabistan'ın üretimde kısıtlama yapacaklarını açıklamalarının ardından fiyatlar yükselişe geçti.
Ham petrol fiyatlarının son üç yıldaki gidişatına baktığımızda; 2014 yılında 100 doların üzerinde seyreden fiyatlar yüksek stoklar nedeniyle o tarihten itibaren düşmeye başladı. 
Varil başına dünya piyasalarında 30 doların altına kadar düşen ham petrol fiyatları, bunu takip eden sürede ancak 55 dolar seviyesine kadar yükselebildi.
Son toplantı öncesinde OPEC üyesi petrol üreticileri ham petrol varil fiyatının 60 dolara yükselmesi yönünde çabaları vardı. 
Bunu sağlamak için üretim kısıtlamasını 9 aya kadar sürdürme kararı toplantının gündemindeydi.
Ancak henüz daha toplantı sonuç bildirgesi açıklanmadan, yatırımcılarda bu hususta güven oluşmaması nedeniyle fiyatlar düşmeye başladı, bir günde %5 civarında düşüş oldu.
Gidişata bakıldığında, geçtiğimiz yüzyılda altın çağını yaşayan ham petrolün içinde bulunduğumuz yeni yüzyılda aynı performansı gösteremeyeceği algısı var.
Tahtını kaybetmesi yönünde emareler bulunuyor.
Özellikle neden olduğu çevre kirliliği nedeniyle temiz teknolojilerin ve yenilenebilir enerji türlerinin artan bir şekilde uygulamaya alınması fosil yakıt esaslı enerji türlerinin kullanımının azalacağını gösteriyor.
Bu gelişmeler doğrultusunda petrol stoklarının artması yanında alternatif yakıtlı araçların devreye girmesi de petrol fiyatlarının gerilemesinde rol oynamaya devam edecek.
Çin gibi nüfus yoğunluğu yüksek olan ülkelerde fosil yakıt kullanımının sağlık açısından oluşturduğu tehlike bu hususta radikal tedbirleri almaya zorluyor.
Özellikle elektrikli araçların binek otomobillerde ve toplu taşıma araçlarında giderek artış göstermesi fosil yakıtlı araçların gelecek yıllarda sayı olarak düşmesine yol açacak.
Hatta bazı ülkeler 2020’li yıllardan itibaren şehir içinde fosil yakıtlı araçların kullanımına yasaklar getiriyor.
Bunun yanında toplu taşımada elektrikli araçların kullanımı yaygınlaşacak.
Bu arada geçtiğimiz yüzyılda zenginliklerini büyük ölçüde fosil kaynaklı yakıt olan petrol üretiminden elde eden ülkelerin ekonomik durumunun ne olacağı sorusunu akla geliyor.
Üretim düşeceği gibi ham petrol fiyatlarının şu andaki duruma göre daha da düşeceğinin tahminleri yapılıyor.
Alternatif yakıtlı araçların; gerek elektrik ve gerekse hidrojen yakıtlı araçların artan bir şekilde devreye girmesi haliyle fosil yakıta olan talebi düşürecektir.
Elektrikli araçların hem temiz ve hem de fosil yakıtlı araçlara göre çok daha ekonomik olması da tercih nedeni olacak.
Geliştirilecek yeni teknolojilerle gelecekte bu araçlar şarja ihtiyaç duymadan belki de kendi ihtiyaçları olan enerjiyi kendileri üretebilecek.

Bir Amerikan düşünce kuruluşunun görüşüne göre, önümüzdeki yıllarda petrol fiyatları varil başına 25 dolara kadar düşecek.

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Yeni sistem, dinamik sistem





İnsan karşılaştığı, yüzleştiği bazı olayları görünce neden bir süper güç olamadığımızın gerçek nedenini kolayca anlamış oluyor.
Cihan devletine sahip olan bir milletin 600 küsur yıl süper güç olarak hüküm sürdükten sonra nasıl yıkıma uğradığı daha iyi anlaşılmış oluyor.
Bu olumsuzluklara analitik bir açıdan bakınca, birçok sebep sıralamak mümkün!
Bu durumun emperyalist bir hile olduğu kanaati hâsıl olurken, aynı zamanda fitnenin ne deneli güçlü ve yıkıcı bir silah olduğunu gösteriyor...
Ki bizim gibi bir toplumda ise fitnenin hayat bulmaması gerekir!
Aslında işin temelinde yatan acı gerçeğin ise sağlam ve doğru bir eğitim eksikliği mi? 
İşin aslı piyonluğu sağlam iradeye tercih etmekten mi ileri geliyor?
İşin esası aklıselimden nasıl saptırıldığını mı hatırlatıyor?
İşin aslı yaşadığı toprakları vatan değil de, alelade toprak bilmekten mi ileri geliyor?
İşin aslı nerede olursa olsun hayat devam eder gider aymazlığından mı ileri geliyor?
İşin aslı, sürekli bir paralel yapı oluşturma anlayışından veya legal olan kurumsal yapıya yerine böyle bir yapıdan medet umma kolaycılığından mı ileri geliyor?
İşin aslı asli görevden saptırılmaktan mı ileri geliyor.
İşin esası asli görevini bırakıp da üstüne vazife olmayan işlerle kucak açma alışkanlığından mı ileri geliyor?
İşin esası yapılması gerekeni değil de, yapılmaması gerekene meyil etmekten, yönlendirilmekten mi ileri geliyor?
İşin aslı “durumdan vazife çıkarmak” hastalığından mı ileri geliyor?
İşin aslı, hakiki kahramanlıklara soyunmak yerine sahta ve kof kahramanlıklar kolaycılığına sapmaktan mı ileri geliyor?
İşin aslı ve esası doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edememe şuursuzluğundan mı ileri geliyor?
İşin aslı akıl tutulmasından mı ileri geliyor?
İşin aslı kula kul olma hastalığından mı ileri geliyor?
İşin aslı hep tenkit etme hastalığından mı ileri geliyor?
İşin aslı zor olanı değil de, işin kolayına kaçmaktan mı ileri geliyor?
İşin aslı ve esası Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren yaklaşık iki asrı kapsayan bir zaman dilimi içinde üstüne vazife olmayan işlere yeltenmek, durumdan vazife çıkarma hastalığına yakalanmanın mı sonucu mu?
İşin aslı emperyalistlere ve hilelerine direnmek yerine, onlara piyon olma karakterine yatkın olmadan mı ileri geliyor?
İşin kaynağı, “O işi siz bize bırakın, biz yapar siz zahmet çekmeyin” hile ve aldatmasından mı ileri geliyor.
İşin aslı beyin yıkamaktan ve adeta bir mankurt üreten bir yapının varlığından mı ileri geliyordu?
Sonrasında ise içine düşürüldüğümüz durumu sadece tenkit etmek, sorumluluk üstlenmemekten mi ileri geliyor?
Başkalarını öve öve bitiremezken, kendimizi hep yermek ve tenkit etme hastalığından mı?...
İşin aslı bazı kilit kurumları hep halkın iradesinin üstünde ve önünde göstermekten mi ileri geliyor?
Bu söz konusu kurumlar ne yaparsa, ne söylerse neye karar verirse hep doğru hep hatasız olduklarını kabullenmekten mi ileri geliyordu?
İki asırdır bu sakat ve hastalıklı yapıyı kısa zamanda değiştirmek ve tedavi etmek kolay olmasa gerek.
Fakat son 14 – 15 senede ülkemizde bu yanlışlıkları yok etmek için bir hayli yol alındığını görüyoruz.
Ülkemizin önünde önemli engeller oluşturan hastalıklı yapılar ve anlayış birer birer yok edilerek ülkemizin kalkınma ve yükselmesi yönünde önemli mesafelerin kaydedildiğine şahit oluyoruz.
16 Nisan’dan sonra yeni bir döneme giren ülkemiz kalkınma ve yükseliş yönündeki adımlarını bundan sonra daha hızlı adım atma kabiliyetine ve daha dinamik bir yapıya kavuşmuştur.

Kurumsal yapının sağlam ve doğru tesisi, eksiksiz işlemesi, istenmeyen yapıların oluşmasına fırsat vermezken kalkınmanın da sürükleyici gücü olacaktır.

21 Nisan 2017 Cuma

Confidence and stability favored



Having been on the Turkish agenda for long years, finally the purposed constitutional amendment including some of the articles has been approved by the Turkish people with a referendum held 16th April.
Thus, a new white page has been opened in front of the country.
So, the two-headed administration - which involved President and Prime Minister System that has been in the force for decades in the country - was ended. 
The new system will be completely entering into force in 2019.
Previously the constitutional amendment had been brought on the agenda via civil presidents from time to time, but it was remained unresolved.
The reason of constitutional amendment principally was to be removed the two-headed governing system. Because of decision making processes could not advance swiftly.
In order to solve this hindrance, remedy was to change at least some of the articles of the constitution.
Despite suggestion and drafts have been prepared and offered to the Grand National Assembly for making the amendment, somehow success was not obtained until this verdict of Turkey’s grand national assembly.
But this time, the efforts of the ruling party achieved to get rid of a bulky system.
With this new system no longer the country will face coalition governments.
So, stability management system will be in the force.
Checks and balances system will be justly in implementation.
In accordance with this new system, as soon as one of the presidential candidates is won the election, the winning president will also constitute the council of ministers out of the grant national assembly.
This new governing system will also attract more foreign direct investment.
From now on investors will trust more in our country to make investment regrading stability.
Thanks to this new administration system the gears of economy will work better without facing any hindrance.
Production, distribution and consumption chain will also operate in a stabile way.
Solving this crucial problem Ak Party has played important role regarding experiencing the old system handicapped.
Having been in the office as a single party advantage since 2002, ruling Ak Party has brought radical solutions in other issues as well.
Its decisive stance has played positive role in overcoming the challenges arisen both from the home and abroad to date.
Nearly 15 years ago existing high inflation and interest rates and other economic troubles in the country have been solved pretty much through in its period.
Meanwhile, per capita income has risen over threefold.
The country exports have also surged over fourfold.

In this period, huge investments were made and entered into force. We believe that positive developments will increasingly boost with this new system more. Regarding these positive acquisitions most of the Turkish people have approved this new system. 

16 Nisan 2017 Pazar

Yeni sistemin hayırlı olması dileğiyle



 

Anayasanın 18 maddesinin kabulünün propaganda kampanyası önceki seçim kampanyalarından çok daha farklı geçti.

Çok daha renkli geçti diyebiliriz.

Çünkü bu kampanya sadece ülkemiz sınırları içinde kalmayıp yansımaları gerek Amerika ve gerekse Avrupa medyasında sıklıkla yer aldı.

Özellikle hayır cephesini destekler nitelikte oldu.

15 temmuzun rövanşı niteliğinde olan bir önem taşıyan bu kampanyada iç ve dış mihraklar gerçek yüzünü gösterdi.

Tarafını belli etti.

18 maddelik anayasa değişikliğinin halk oyuna sunulması bu bakımdan büyük önem arz ediyordu.

Karşı cephede PKK vardı, gizli ortağı FETÖ vardı, İmralı vardı, DAEŞ, diğer terör örgütleri ve bir kısım Avrupa ülkeleri vardı.

Bir kampanya bakıma hak ve batıl mücadelesine dönmüştü.

Bu oylama sözde darbe anayasasına karşı olanlarla, özde darbe anayasasına karşı olanların mücadelesi oldu.

Bu oylama özde vesayet odaklarına karşı çıkanlarla sözde vesayet odaklarına karşı olanlar arasında geçen bir mücadeleydi.

Bu mücadele mazlumlar, mağdurlara sahip çıkanlarla, küçük olsun benim olsun miyop görüşüne sahip olanlar arasında geçen bir kampanyaydı.

Bu kampanya eski Türkiye ile yeni Türkiye taraftarları arasında geçen bir kampanya oldu.

Bu kampanya istiklal, istikbal, istikrar ve güven yanlılarının mücadelesi oldu.

Bu kampanya ileriyi görenlerle, ufukları ülkemiz sınırlarını bile aşmayanlar arasında geçen bir mücadele oldu.

Bu kampanya on yıllardır ülkemize ayak bağı olan anlamsız tabuların yıkılmasını taraf olanlarla, bu anlamsız tabuların kalmasından yana olanlar arasında geçen bir kampanya oldu.

Bu kampanya asker kılıklı teröristler ve paralel devlet yapılanmasıyla ülkemizi emperyalist güçlere peşkeş çekenlere karşı duruş sergileyenlerin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Kampanya süresince Sayın Cumhurbaşkanımız ve başbakanımız yüksek bir performans göstererek yürüttükleri bir kampanya oldu.

Beklenen gün geldi millet sandık başına giderek tercihini yaptı.

Sandıktan aklıselim sahiplerinin tercihi çıktı.

Sandıktan vatan ve millet sevdalılarının haklı kararı çıktı.

Kalkınma ve güvenin sürdürülebilir bir rotada yürümesine onay çıktı.

Hisleriyle değil, aklıselim ve mantıkla hareket edenlerin tercihi çıktı.

Bu sonucun getireceği yararlar sadece bu değişime “evet” diyenlerin değil, bütün ülke vatandaşlarının olacağına inanıyoruz.

Bu sonuç artık koalisyon dönemlerinin bitişine ve seçimlerin normal dönemlerinde yapılması; acaba nasıl bir sonuç çıkacak endişesinin de sonu olmuş alacak.

On yıllardır gündemde olan fakat vesayet odaklarının bir türlü onay vermediği bir düzen gitmiş, yerine ülkemiz şartlarına daha uygun olan bir yönetim sistemi gelmiş olacak.

Devletin ve bürokrasinin çarkları daha hızlı işleyecek.

Bir anlamda yeni hükümet sistemi dördüncü sanayi devrimi olan dijitalleşme dönemine girmiş olacağız…

Fakat unutulmaması gereken önemli bir husus var ki o da ülkemiz birliği, dirliği, kardeşliğine göz diken gerek iç ve gerek dış güçlerin varlığını göz ardı etmemektir.

Bu yeni sistemin hayırlı olmasını ve hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

9 Nisan 2017 Pazar

"Evet" istikrar ve güvenin teminatı olacak


 

Yaklaşık 3 yıldır ülkemizde seçim havası var.

Bundan yaklaşık 3 yıl öncesine döndüğümüze, seçim takviminde 2014 mart ayında yapılan yerel yönetimler seçimini görüyoruz.

Yine 2014 ağustos ayında cumhurbaşkanı seçimi.

2015 yılında genel seçimler...

2015 haziran ayında yapılan genel seçimlerde sandıktan birinci parti olarak çıkan Ak Parti, 2002 yılında girdiği ilk genel seçimde ve takip eden dönemlerde; yani 2007 ve 2011 yıllarında oylarını artırarak genel seçimlerden başarıyla çıkmıştı.
Ancak 2015 haziran ayında yapılan genel seçimlerde ilk defa girdiği 2002 yılından itibaren zaferle çıkan Ak Parti sandıktan seçmenlerin çoğunun tercihini kazanmasına rağmen hükümeti kurmak için sayı yeterli olmamıştı.

Bu durum, Ak Partinin kurulduğu yıl olan 2001 yılından 2014 yılı ağustos ayına kadar genel başkanlık görevini ve başbakanlık görevini üstlenen ve cumhurbaşkanlığı seçimiyle görevi devreden sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın genel başkanlık görevini bırakmasından mı kaynaklandığı sorusunu akıllara getirebilir.

Çünkü bunun en çarpıcı örneği merhum Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesinde görülmüştü. 1980’li yıllarda iki dönem iktidarı kazan kurduğu parti sonraki seçimlerde yok olmuştu.

Ancak Ak Parti’de böyle bir durum olmamasına rağmen tabii liderinin ayrılmasını takip eden ilk seçimde bir düşüş meydana gelmişti.

2015 haziran ayı seçim sonuçları önceki yıllarda ülkemiz siyasi hayatında iz bırakan olumsuzlukları da gündeme getirmişti.

Söz konuş sürecin basiretli bir yönetimle bu hata bertaraf edildi.

Genel seçimlerin tekrarı yönünde karar alınarak, 2015 kasım ayında yenilendi.

Böylece ülkemizin tekrar, 1970’li ve 1990’lı yıllarda karşı karşıya kaldığı o fetret dönemi, istikrarsız dönem atlatılmış, Ak Parti bu seçimlerde %50 civarında seçmen teveccühünü kazanarak seçimin galibi olmuş ve hükümeti kuracak sayının çok üzerine milletvekili kazanmıştı.

Güven ve istikrar ortamının devamı tekrar sağlanmıştı.

2019 yılına kadar devam edecek bu durumun mevcut sisteme göre bu tarihten sonrası için bir garantisi olmayabilirdi.

Tek başına bir partinin iktidar için çoğunluğu sağlama garantisi mevcut sistemde yoktu.

Sağlasa bile her kazanan partinin de olması gereken performansı sağlamasının da garantisi yoktu…

Mevcut yürütme sisteminin bugüne kadar ülkemize verdiği sıkıntıların bertaraf edilmesi, güven ve istikrarın sürdürülebilirliğinin sağlanması için önümüzdeki Pazar günü yapılacak referandum neticesinde çıkacak olan “Evet” oylarının %50’nin üzerinde olması, on yıllardır ülkemizde geçmişte zaman zaman meydana gelen ve mevcut sistemin devamı halinde meydana gelmesi kaçınılmaz olan istikrarsız dönemin sonu olacak.

Çünkü yeni sistem bu olumsuzlukları devre dışı bırakıyor.

Geride bıraktığımız son üç yıla baktığımızda ister istemez ülke olarak gündemimizin önemli bir kısmını seçimlere ayırmışız.

Geride bıraktığımız üç yılda, bir yerel seçim, bir cumhurbaşkanı seçimi ve iki genel seçim yapılmış ülkemizde. Biri bitmiş işin tabiatı gereği bir diğerinin çalışmaları başlamış.

Zihinlerimiz ister istemez bununla meşgul olmuş

İşte 16 nisan Pazar günü yapılacak referandumla anayasanın 18 maddesinin değişimi onaylanacak. “Evet” oylarının %50’nin üzerinde çıkmasıyla ülkemiz bundan önceki dönemlerde özellikle 2002 yılından önce kurulan koalisyon hükümetleri dönemlerinde karşı karşıya kaldığı eksi kalkınma, istikrarsızlık ve güven eksikliği gibi olumsuzlukları geride bırakmış olacak.

Seçimler 5 yılda bir yapılarak, her halükarda cumhurbaşkanı ve yeni yürütme sistemi seçilmiş olacak.

Ülkede hiç bir kesim güvensizlik ve istikrarsızlık gibi bir endişeyi kafasında taşımayacak.

Artık ülke gündemi istenmeyen maddelere değil, kalkınma ve güçlü Türkiye’nin hesaplarıyla meşgul olacak… İnşallah "Evet" tercihi güven ve istikrarın teminatı olacak.