9 Haziran 2016 Perşembe

AB’nin yaklaşımı hariçten gazel okumaktır


 

 

Avrupa Parlamentosunun görüşü hariçten gazel okumaktan başka bir şey değil.

Dokunulmazlık kanununun onaylanması malum güruhun bildik hezeyanlarını depreştirdi.

Ülkemizin lehine alınacak kararlara karşı bunlardan başka bir şey beklemek de

saflıktan öteye geçmez.

Onların malum hayalleri ülkemizin bekasına yöneliktir.

Yine bu güruh o bildik söylemlerini kendi menfaatleri olduğu zaman gündeme getirirler.

Yani demokrasi, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü gibi söylemler kendilerinin menfaati varsa, muarızlarının da zararı olacaksa sahiplenirler.

Bunu yaparken de karşılarındakilerin bu değerlerin mana ve önemini bilmedikleri zehabına kapıldıklarını gösterirler.

Veya “biz ne dersek esas olan odur” yaklaşımını sergilerler.

Ancak geçmişte olan şenlikleri orada kaldı, eski Türkiye'de kaldı.

Her sözlerinin, her açıklamalarının bir kanun gibi karşılanacağı dönem geride kaldı.

Söz konusu olan insani değerlere olan inandırıcılıklarını çoktan yitirdiler.

Çifte standart yaklaşımlı çözüm önerileri güvenirliğini yitirmiş bulunuyor.

O sahip çıktıkları insani değerlere olan samimiyetsizlikleri artık çok iyi biliniyor.

O değerlere sahip çıksaydılar ve samimi olsaydılar bugün özellikle bölgemizde yaşanan insanlık dışı olaylara alabildiğince duyarsız kalmamış, şimdiye dek çoktan çözüm ortağı olmuşlardı.

Yıllardır akan kana dur der, mazlumların derdine derman olurlardı.

Eğer sahip çıktıkları değerlerde samimi olsalardı bu çokbilmiş güruh, demokratik yolla seçilmiş Mısır devlet başkanının askeri bir ihtilalle alınıp hapse atılarak ölüme terk edilmesine sessiz kalınmaz, göz yumulmazdı.

Darbe yanlısı olan, daha doğrusu sömürüye boyun eğen darbeyi yapan o ekipte demokratik yolla iş başına gelmiş birini alaşağı edemezdi, daha doğrusu o cesareti gösteremezdi.

Her fırsatta bu söylemleri sahiplenenlerin demokrasi anlayışı, hukukun üstünlüğü anlayışı nedir?

Mazlumların katledilmesi mi?

Yerlerinden edilmesi mi?

Evlerinin emperyalist güçlerle başlarına yıkılması mı?

Sığınacak bir yurt ararken açık denizlerde sulara gömülmesi mi?

Üzerlerine varil bombaları atanlara bir laf söylemeyip, zalimleri korumak mı?

Bu mantığa değer verecekler ancak ve ancak onlara piyon olanlardır.

Bu kararın AB-Türkiye ilişkilerine zarar vereceği de hiç inandırıcı değil.

Bu husustaki AB yaklaşımının sadece ve sadece bir oyalama taktiğinden başka bir şey olmadığı çok iyi anlaşılmıştır.  

Zaten bazı AB üyeleri Türkiye’nin birliğe giremeyeceğini zaman zaman dile getiriyor.

Ülkemizin bu tür açıklamalara karnının tok olduğu da biliniyor.

Ne zamanki Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da, Filistin’de ve daha birçok mazlum ülkede yaşanan insanlık dışı fiili durum ortadan kaldırılıp sözde değil, özde insani değerlerin tesisi için samimi bir ortak tavır alınırsa, o zaman söz konusu söylemlere olan samimiyet olunduğuna kanaat getirilir.