Uzun
zamandır üstü örtülü olarak Suriye yönetiminin yanında yer alan İran ve İran’ın
güdümündeki Hizbullah açık bir şekilde Suriye’nin vahşet sergileyen yönetimini
desteklediğini açıkladı.
İran’a
ilaveten Rusya’nın da vahşet sergileyen bir yönetimi desteklemeleri insanlık
adına utanç verici olduğu kadar, endişe verici bir durum. İran ve Rusya
menfaatleri adına binlerce insanın ölümüne neden oldukları gibi, milyonlarca
Suriyelinin ülkelerini terk etmelerine ve yerlerinden yurtlarından olmalarına
ortam hazırlamış oldu.
Suriye’deki
vahşetin üç yıldır devam etmesinde sadece söz konusu ülkeler değil, aynı
zamanda uluslararası toplumun da büyük ölçüde duyarsız ve sessiz kalışı vahşetin
boyutlarını artırmış oldu!
İran’ın
Suriye cephesindeki politikası bu minval üzere seyrederken her fırsatta
İsrail’i tehdit etme türünden açıklamalar yapması, özellikle nükleer
zenginleştirme konusunda İsrail’in İran’ı bir tehdit unsuru olarak algılaması
ve bu nedenle Amerika’yı İran’a yaptırım uygulamaya zorlaması neticesinde, İran
İsrail’le sürekli bir gerginlik yaşadığı görüntüsünü dünyaya veriyordu.
Bilindiği
gibi İsrail 1967 yılındaki altı gün savaşlarıyla Suriye’nin Golan Tepelerini işgal
etmiş ve 1981 yılından itibaren de tek taraflı olarak ilhak etmiş. İsrail
buranın su kaynaklarını ve verimli topraklarının kullanmak için işgal etmiş, su ihtiyacının üçte birini buradan
temin ediyor. Golan Tepelerinde ayrıca üzüm bağları ve meyve bahçeleri
bulunuyor, arazi verimli. Golan Tepelerinin İsrail’e mükemmel bir avantaj
sağladığı buradan Suriye’nin hareketlerini izleyerek kontrolü altında tutuyor. Golan
Tepeleri İsrail için stratejik öneme sahip.
Fakat
sözde Müslüman olduğu ve yine sözde İslami bir yönetimle ülkesini yöneten İran
1967 yılından beri işgal altında olan Golan Tepelerinin tekrar Suriye’ye
verilmesi için bir çabası olmadığı gibi, her fırsatta İsrail’e tehditler
savuruyor. İran bu tehditlerinin hiç birinde samimi olmadığını göstermiş oluyor.
İsrail’e
karşı kuru sıkı atıp durması kuru bir laftan öteye geçmiyor, bunu söylerken
İsrail’e savaş ilan etmesi gerektiğini hatırlatmak istemiyoruz, bu husustaki
samimiyetsizliği ve gizli işbirliği yapmış gibi bir tutumunu ortaya çıkarmış oluyor.
Yine
uzun yıllardır Filistin topraklarının işgal edilerek Filistinlilerin
yerlerinden, yurtlarından olmasına ve bu insanların hayatlarını ve ülke
topraklarını kaybetmelerine ses çıkarmayan İran, Suriye’de bağımsızlık
mücadelesi veren muhaliflerin karşısında yer alması savunduğu değerlerle tam
bir çelişki oluşturuyor. Daha fazla Müslüman kanının dökülmesi için çaba sarf
ediyor.
Müslüman
kanı dökmeye gelince aslanlar kesilen Hizbullah 1967 yılından beri işgal
altında bulunan ve Suriye için stratejik önemi olan Golan tepelerinin geri alınması
için niye sesini çıkarmıyor? Bu topraklar 1967 yılından beri İsrail’in elinde
bulunuyor, ne Esed ve ne de Hizbullah bu hususta bir şey söylemedi ve bir çaba
göstermedi, ancak her ikisi de gayeleri kendi ülkelerinde adil bir yönetim
isteyen savunmasız insanlar olunca bunlara karşı acımasızlılarını zirveye
çıkarıyorlar. Demek ki Esed ailesi Suriye’yi çoktan satmış, şimdi ülkenin
bağımsızlığı ve demokratik bir yönetime kavuşması için üç yıldır mücadele veren
muhalifleri gerek uluslararası toplum ve gerekse BM Güvenlik Konseyinin neden
desteklemediklerinin arkasında yatan önemli gerekçe de bu olsa gerek.
Golan
Tepeleri ve Suriye arasında BM askerlerinin bulunduğu bir de hat var. Uluslararası
toplum ve BM bu hattan yararlanıp muhaliflere gerekli desteği sağlayabilir. Bunu
da herhalde İsrail istemiyor.
BM
eften püften meseleler için bazı ülkeleri ikaz ederken, vahşetin yaşandığı
ülkelere gözünü ve vicdanını kapalı tutuyor.
Anlaşılan
uluslararası toplum da barışı değil, kendi menfaatleri gereği savaşı seviyor.