türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Tek taraflı oburluk hükmünü sürdürdükçe

Yine yüreklere ateş düşürüldü…
Ateş düştüğü yeri yakar.
Bu ateş doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün ülkeye düşmüştür.
Sadece şehit analarının yüreği değil, bu ülkenin birlik ve beraberliğinden yana olan herkesin yüreği yanıyor. Tabii ülkemiz üzerinde çirkin emelleri olanlar hariç, bir anlıkta olsa işlerinin kolaylaştığını sanarak perde arkasından belki de kıs kıs gülüyorlardır.
Yaklaşık 30 sene önce bu yürek yakan ateşi başlatanlar, aslında kime hizmet ettiklerinin sorusunu kendilerine sormalılar.
1000 yıldır birlikte yaşayan ülkemizin belli bir bölgesinde bulunan insanları savunmak, onları haklarına kavuşturma adına yakılan bu fitne ateşinin gerçekte bu ülke sınırları içinde hiç kimseye fayda sağlamadığı ve sağlamayacağı da işin bir başka acı tarafı.
Bu topraklar ne yetmiş seksen yıllık bir geçmişi olan bir ülke, ne de kısa bir geçmişe dayanan devlet ve millet geleneği, tecrübe ve birikimi olan bir ülke. Her konuda zengin tecrübe ve birikime sahip olan bir ülke.
Selçuklu ve Osmanlılar gibi cihan devleti niteliği taşıyan ve köklerini bu kaynaklardan alan, asırlar öncesine dayanan tarih, kültür, din ve dil birlikteliğine sahip olan bir ülke.
Ancak bugün sözde bir realitenin olduğu, yıllardır işlenen bu konunun asırlardır yaşanan birlikteliğe sanki ters düşüyormuş gibi beyinlere kazınması ve bunun kabul edilmesi için uzun yıllardır haksız yere kan dökülmekte.
Aslında görünürde amaç bu bölgeyi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve daha özgür bir duruma getirmek ve sözde olmayan temel hakların teslim edilmesi üzerine bina edilmiş şeklinde gösteriliyor! Bütün dünyaya verilen mesaj da bu doğrultuda.
Bu madalyonun görüntülenmek istenen ve vitrinde asılı olan tarafı, asıl görülmesi gereken gerçek yüzü ise hep gözlerden kaçıyor, saklı kalıyor. Ama nafile güneş balçıkla sıvanmaz. Artık gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladı, bu konuda bölge insanı da aklıselimle meseleye bakar ve kimin dost kimin gerçek düşman olduğunun şuurunda olursa ki büyük çoğunluk böyledir, problemin çözümü daha da kolaylaşır.
Geri kalmışlığı, işsizliği kabul etmek makul sayılabilecek gerekçeler olabilir. Bunları dile getirmek ise yasa dışı yollardan değil de, yasalar çerçevesinde o hep söylenen ve kurulan her cümlede yer alan ‘demokratik’ yollardan yapılamaz mıydı?
Ama iş bunlarla bitmiyor, özde başka amaçlar var.
Karşıda kendini bazı hedeflere şartlandırmış görünmez biri var ki siz ne yaparsanız yapın makul ölçüler içinde ne verirseniz verin hangi imkânları bahşederseniz bahşedin tatmin etmek ve ikna etmek sanki mümkün görünmüyor gibi bir tavır sergileniyor.
Bugüne kadar yapılanların ve tanınan hakların bir doyuruculuğa ulaştığına dair bir belirti ve memnuniyet yok.
Tek taraflı oburluk hükmünü sürdürüyor, nereye kadar, o da belli değil!
İmparatorluk bakiyesi olarak yaklaşık bir asır önce yaşadıklarımıza bakarsak ki, imparatorluğun çökmesi de özde değil de sözde bazı hamasi görüş sahibi kişilerin miyoplukları, kişisel hırsları ve akıl tutulmaları nedeniyle olmuştu.
Günümüzde yaşadıklarımıza baktığımızda hürriyet ve demokratiklik kisvesi altında ne tehditlerin, ne de yaşanan acıların biteceğine dair bir işareti görmek mümkün görünmüyor gibi.
Görünen bir bakıma inatlaşma ve bugüne kadar yapılan büyük yanlışlara kılıf bulma ve makul gösterme çabasından başka bir şey değil.
Varsayalım ki bütün istekler karşılandı terör biter mi? Ne yazık ki bunu garanti etmek mümkün değil.
Evet, çözüm silahların bırakılması, ellerin tetikten çekilmesinde. Bunda ise bölge insanının gerçekleri görmesi ve herkesin sağduyulu hareket etmesinin çok önemli rolü var.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Nasıl bir anayasa?

Anayasalar ülke yönetiminde temel prensipler manzumesi olarak değerlendiriliyor. Uzun yıllardır kamuoyunu en fazla meşgul eden konulardan biri.
Bu nedenle iktidar partisi açısından 12 haziran genel seçimlerinden sonra çözüme kavuşturulmayı bekleyen önemli konulardan biri de anayasa.
Ülkemizde darbeler sonrası yapılan anayasalar toplumu memnun etmemiş, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren tartışmaları beraberinde getirmiş. Bir bakıma günün şartlarını karşılamaktan uzak olduğu gibi toplumun beklentilerine cevap vermemiş olacak ki sürekli olarak tenkit edilmiş. Dar bir bakış açısından ele alınarak hazırlanmış olması, kalkınma ve gelişmenin önünü kesen maddeler içermesi nedeniyle ihtiyaca cevap vermekten uzak kalmış.
İşlerlik kazandırmak için zaman zaman 1982 anayasası üzerinde yapılan değişikliklerle kimilerine göre kalbura çevrilmiş, kimilerine göre ise yamalı bohçaya dönmüş.
Her kesimin üzerinde mutabık olduğu konu ise artık böyle bir anayasanın ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu, yeni bir anayasanın yapılmasının zaruret haline gelmiş olması.
Sayın Başbakanın zaman zaman vurguladığı husus özgürlükçü ve ileri demokrasiyi ifade eden bir anayasaya sahip olmak…
Statüko üzerine bina edilmiş ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olan bir anayasa yerine, yeni anayasa günümüz şartlarıyla uyumlu, birlik ve beraberliği sağlayan ve tüm toplumu kucaklayan yeni bir metin içermeli.
Gerek ülkemizin ve gerekse dünya şartlarıyla uyum sağlayan bir metni ihtiva eden yeni bir anayasa…
Elbette ülkemizin kendine has olan temel değerlerinden de taviz vermeyen bir anaysa olmalı.
Meclis tarafından ülke ve millet menfaatine yapılan yasal düzenlemeler anayasaya aykırıdır dedirtmeyecek ve anayasa mahkemesini ağlama duvarı haline getirmeyecek bir anayasa. Üzerinde toplumsal mutabakatın sağlandığı bir anayasa.
İstenen; öyle bir anayasa olmalı ki, taşları yerli yerine oturtan, kurumların görev alanlarının dışına çıkmadan kendi alanlarında faaliyet göstermelerini ve kendilerini geliştirmelerini sağlayan bu vesileyle daha verimli çalışmalara ortam hazırlayan bir anayasa.
Asırlardır bu ülkenin temeline kibrit suyu döken, haklılığını kabul ettirmek ve varlığını sürdürmek için girilmedik yer bırakmayan, eften püften bahanelerle demokratik yönetimi kesintiye uğratarak kalkınmayı, gelişmeyi geciktiren, belli bir azınlığın menfaatini gözetmekten başka amacı olmayan çeteleşme hareketinin neşvünema bulamayacağı bir anayasa olmalı.
Öyle bir anayasa olmalı ki, bütün vatandaşları kucaklayacak şekilde sosyal adaleti uygulayıcı olmalı.
Öyle bir anayasa olmalı ki, açık seçik ve herkesin dilinden anladığı bir metinle yazılmış olmalı.
Öyle bir anayasa olmalı ki, ülkenin tabii kaynaklarını koruyacak ve gelecek nesillere de bırakacak sürdürülebilirlik ilkesini benimseyen maddeleri kapsamalı. Öyle bir anayasa olmalı ki çevre kavramını benimseten, korunması yönünde gerekli düzenlemeleri yaparak uygulanmasını sağlamalı.
Öyle bir anayasa olmalı ki, kavram kargaşasına yol açmayacak şekilde hazırlanmalı ve anlaşılır olmalı.
Öyle bir anayasa olmalı ki, uygulanması ile toplumu umutsuzluğa düşürerek, yüzlerinde ümitsizlik ve acı tebessüm ifadesi bırakacak ilke ve prensipleri kapsamamalı.
Öyle bir anayasa olmalı ki, bütün fertleri çalışmaya, üretmeye teşvik etmeli. Kahve köşeleri ve duvar diplerinde yan gelip yatarak, ahkâm kesip her şeyi devletten beklemeyen şuur ve anlayışa sahip, eğitimli nesillerin yetişmesini teşvik etmeli. Eğitimi sürekli kılıp, araştırma ve geliştirme prensibini ön planda tutmalı. Milli ve manevi değerlere saygı duyan, koruyan ve yaşatan bir anayasa olmalı.
Öyle bir anayasa olmalı ki, insanı ve insani değerleri ön planda tutarak, insanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışına sahip olmalı. Öyle bir anayasa olmalı ki güçlüyü değil, haklıyı savunmalı adaleti ve hukukun üstünlüğünü hâkim kılmalı.