çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Temmuz 2011 Cumartesi
MAVİ ALTIN
Canlıların yaşantısında vazgeçilmez temel unsur olan su, paha biçilmez değeriyle çağımızın mavi altını olarak nitelendiriliyor.
Başta insan beslenmesinin temel maddeleri olan tarımsal üretim için olmak üzere; sanayi ve diğer bütün üretim süreçlerinde ve hizmet sektöründe fonksiyonel bir görevi üstleniyor.
Hayatın sürdürülmesi, sağlıklı bir refah toplumu olmak ve kalkınmanın temeli yeterli ve güvenli su kaynaklarının devamlılığına bağlı.
Suyun yokluğu ise toplu göçleri ve ölümleri, ekonomik, politik ve sosyal çalkantıları beraberinde getiriyor.
‘Mavi Altın’ suyu; azalan arzları, kirliliği, hastalık, yokluk ve yoksulluk gibi ağır sonuçlara yol açan çeşitli yönleriyle anlatan kitabın ismi.
Başta insan olmak üzere her canlı için su hayati önem arz etmekte.
Diğer canlıları sadece tüketim yönüyle ilgilendirirken, su insanoğlunu bütün yönleriyle ilgilendiriyor. Su kaynaklarının muhafazası, sürdürülebilir ve güvenli yapıya kavuşturulması konularında insanoğluna büyük sorumluluklar düşüyor.
Bulunduğumuz yüzyılda su üzerinde çok sayıda spekülasyonlar yapılarak, sürekli olarak gündemin önde gelen konulardan birini oluşturacağının işareti veriliyor.
Geçtiğimiz yüzyıla petrol damgasını vururken, suyun ise bulunduğumuz yüzyıla damgasını vuracağına dair görüşler ileri sürülmekte.
Su kaynaklarının sınırlı olması ve dünyanın bazı yerlerinde artan talebi karşılayamaz duruma düşmesi su kaynakları üzerinde baskılar oluştururken, diğer yandan da gerginliklere yol açıyor.
Kuraklık ve su kıtlığı kitlesel göçlere yol açıyor. Geri kalmış ve az gelişmiş ülkeler su kıtlığının bir neticesi olarak içine düşmüş oldukları acı durumla yüzleşmekteler. Bu nedenle
İç çatışmaların ve savaşların yaşandığı ülkeler bundan en fazla sıkıntı çekmekteler.
Yoksulluk ve su kıtlığından en fazla etkilenen kıta Afrika. Yıllardır çatışmaların yaşandığı Sudan’da onbinlerce insan komşu ülkelere göç etmek zorunda kalıyor.
Su yataklarının en önde gelen kaynağı yağmur ve kar suları.
Yağışların arzı karşılayamaz miktarda düşmesi halinde kuraklık baş gösteriyor.
Bu nedenle su kaynaklarını korumak için herkesin ve herkesimin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Bazen kurak periyotlar yıllarca sürebiliyor. Bu durum gıda fiyatlarının yükselmesine yol açtığı gibi ileri aşamalarda da yokluk ve kıtlığın kapısını aralıyor.
İşte saygın, sağlıklı, kalkınmış ve zengin toplulukları oluşturmak ve bunların varlıklarını sürdürmesi yeterli su kaynaklarının varlık ve devamlılığına bağlı.
Bir nebzede olsa bu hayati kaynağın önem ve gerekliliği konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla çok sayıda kaynaktan araştırma yaparak ve yine suyu çok çeşitli yönleriyle ele alarak yazmış olduğum ‘Mavi Altın’ adlı kitabını okumak isteyen herkese ve kesime faydalı olmasını temenni ediyorum.
6 Şubat 2011 Pazar
Sürdürülebilir Gıda Üretimi
Gıda maddeleri ve bunun temel kaynağı olan tarım ürünlerinin üretimi insanlar için giyim ve barınak yanında en temel ihtiyacı teşkil ediyor.
Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Örgütü, FAO’nun son açıkladığı gıda raporu, gıda fiyatlarının kesintisiz olarak yedi aydır yükselişte olduğunu gösteriyor. Rapora göre küresel gıda fiyatları geride bıraktığımız Ocak 2011 ayında zirve yaptı, önümüzdeki aylarda da düşmesinin mümkün olmadığı belirtiliyor. Dünya genelinde gıda fiyatlarının düşmeyeceği eğilimi var.
FAO’nun açıklamasında, ocak ayında aylık değişimleri takip eden ürün sepeti küresel gıda fiyatları ortalama 231 puan oldu ve geçtiğimiz aralık ayına göre yüzde 3.4 daha yüksek bulundu. Bu rakam gıda fiyatlarının ölçümünün başladığı 1990 yılına göre en yüksek seviye olarak tespit edildi.
Açıklama et fiyatları hariç bütün ürün gruplarının fiyatlarının yükseldiğini gösteriyor.
FAO uzmanları, yeni rakamların açıkça dünya gıda fiyatlarında yukarı yönlü baskının düşmeyeceğini gösterdiğini, bu yüksek fiyatların muhtemelen önümüzdeki aylarda devam edeceğini söylüyor.
Yüksek gıda fiyatları özellikle gıda ithalatını finanse etmede problemle karşılaşabilen düşük gelirli gıda açığı olan ülkeler için büyük endişe oluşturuyor ve bu endişe aynı zamanda gelirlerinin büyük kısmını gıdaya harcayan fakir hane halkı için de geçerli. Özellikle geri kalmış ülkelerde günde 1 – 2 dolarlık kazançla geçimlerini sağlamaya çalışan en düşük gelir gurubu için daha büyük yük getirmiş olacak.
İnsanların harcamalarının öncelikli ve önemli olanını gıda harcamaları oluşturuyor.
Bu nedenle nüfus artışı, kaynakların kirlenmesi ve yanlış kullanılması ve azalma eğilimine girmiş olması gıda maddelerinin temel kaynağı olan tarımsal üretimi baskı altında tutuyor. Artan nüfusu beslemek için daha fazla tarım ve gıda üretimine ihtiyaç duyulacak. Bu ise daha fazla tarım toprağı ve sulama suyunu gerektirecek. Bunların yanında, tarımsal üretimin bir diğer stratejik öneme haiz bileşeni ise ihtiyacı karşılayacak tohum üretimi. Bir başka önemli etken ise tarımsal üretimin uygun iklim şartlarını gerektiriyor olması.
Ülkemizin bu saydığımız şartlar bakımdan şanslı olması önemini artırıyorken, bu şans ve stratejik önemini koruması ise bu değerleri yerli yerince kullanmasına bağlı olacak.
Su yataklarını, havzalarını ve tarımsal nitelikli toprakları amaç dışı kullanım ve kirlilikten korumak önde gelen hususlar, sürdürülebilir tarımsal üretim için. Unutulmaması gereken önemli bir noktanın ise dünya genelinde özellikle 1 milyara yakın insanın özellikle Afrika ve Asya’da yeterli beslenemediği ve açlıkla mücadele emekte olduğunu hatırdan çıkarmamamız gerekiyor. Yine 1 milyarı aşkın insanın su kıtlığı ve su stresi ile yaşadığını göz ardı etmememiz gerekiyor. Bu nedenle ülke olarak içinde bulunduğumuz değerlerin kıymetini daha iyi kavrayıp ve bu değerleri geleceğe taşımamız açısından ne denli önem arz ettiği hususuna dikkat çekmek gerekiyor. Sürdürülebilirlik için yapılması gerekenin, kaynakların korunması ve gelecek için üretim tahminlerinin yapılması ve belli periyotlarda güncellenmesi, ihtiyacı karşılayacak tarım ve gıda üretiminin temininde kolaylık sağlayacaktır.
Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Örgütü, FAO’nun son açıkladığı gıda raporu, gıda fiyatlarının kesintisiz olarak yedi aydır yükselişte olduğunu gösteriyor. Rapora göre küresel gıda fiyatları geride bıraktığımız Ocak 2011 ayında zirve yaptı, önümüzdeki aylarda da düşmesinin mümkün olmadığı belirtiliyor. Dünya genelinde gıda fiyatlarının düşmeyeceği eğilimi var.
FAO’nun açıklamasında, ocak ayında aylık değişimleri takip eden ürün sepeti küresel gıda fiyatları ortalama 231 puan oldu ve geçtiğimiz aralık ayına göre yüzde 3.4 daha yüksek bulundu. Bu rakam gıda fiyatlarının ölçümünün başladığı 1990 yılına göre en yüksek seviye olarak tespit edildi.
Açıklama et fiyatları hariç bütün ürün gruplarının fiyatlarının yükseldiğini gösteriyor.
FAO uzmanları, yeni rakamların açıkça dünya gıda fiyatlarında yukarı yönlü baskının düşmeyeceğini gösterdiğini, bu yüksek fiyatların muhtemelen önümüzdeki aylarda devam edeceğini söylüyor.
Yüksek gıda fiyatları özellikle gıda ithalatını finanse etmede problemle karşılaşabilen düşük gelirli gıda açığı olan ülkeler için büyük endişe oluşturuyor ve bu endişe aynı zamanda gelirlerinin büyük kısmını gıdaya harcayan fakir hane halkı için de geçerli. Özellikle geri kalmış ülkelerde günde 1 – 2 dolarlık kazançla geçimlerini sağlamaya çalışan en düşük gelir gurubu için daha büyük yük getirmiş olacak.
İnsanların harcamalarının öncelikli ve önemli olanını gıda harcamaları oluşturuyor.
Bu nedenle nüfus artışı, kaynakların kirlenmesi ve yanlış kullanılması ve azalma eğilimine girmiş olması gıda maddelerinin temel kaynağı olan tarımsal üretimi baskı altında tutuyor. Artan nüfusu beslemek için daha fazla tarım ve gıda üretimine ihtiyaç duyulacak. Bu ise daha fazla tarım toprağı ve sulama suyunu gerektirecek. Bunların yanında, tarımsal üretimin bir diğer stratejik öneme haiz bileşeni ise ihtiyacı karşılayacak tohum üretimi. Bir başka önemli etken ise tarımsal üretimin uygun iklim şartlarını gerektiriyor olması.
Ülkemizin bu saydığımız şartlar bakımdan şanslı olması önemini artırıyorken, bu şans ve stratejik önemini koruması ise bu değerleri yerli yerince kullanmasına bağlı olacak.
Su yataklarını, havzalarını ve tarımsal nitelikli toprakları amaç dışı kullanım ve kirlilikten korumak önde gelen hususlar, sürdürülebilir tarımsal üretim için. Unutulmaması gereken önemli bir noktanın ise dünya genelinde özellikle 1 milyara yakın insanın özellikle Afrika ve Asya’da yeterli beslenemediği ve açlıkla mücadele emekte olduğunu hatırdan çıkarmamamız gerekiyor. Yine 1 milyarı aşkın insanın su kıtlığı ve su stresi ile yaşadığını göz ardı etmememiz gerekiyor. Bu nedenle ülke olarak içinde bulunduğumuz değerlerin kıymetini daha iyi kavrayıp ve bu değerleri geleceğe taşımamız açısından ne denli önem arz ettiği hususuna dikkat çekmek gerekiyor. Sürdürülebilirlik için yapılması gerekenin, kaynakların korunması ve gelecek için üretim tahminlerinin yapılması ve belli periyotlarda güncellenmesi, ihtiyacı karşılayacak tarım ve gıda üretiminin temininde kolaylık sağlayacaktır.
19 Ocak 2011 Çarşamba
Sınır tanımaz kirleticiler
Sınır tanımazlık hareketi insani amaçla kurulmuş organizasyonlardan oluşuyor. Sağlık hizmeti sunmak amacıyla doktorlar tarafından kurulan ve çeşitli şekilde haksızlık ve şiddete maruz kalan gazetecileri desteklemek amacıyla kurulan sınır tanımaz gazeteciler aslında iyi niyet ve maksatlarla kurulmuş organizasyonlar.
Bazen bazı değerleri hiçe saysalar da asıl amaçları insana hizmet etmek.
Ancak sınır tanımazlığın bu insani amaçla kurulmuş hareketi yanında kötü alışkanlık, eğitim ve saygı eksikliğinden kaynaklanan başka dalları da var.
Bu eksiklikler zincirine biraz da nemelazımcılığı da eklemek gerekiyor. İşte bu olumsuz anlayış ve bakış açısı çevreyle bütünleşince vay geldi o çevrenin haline demekten insan kendini alamıyor.
Çevre dediğimiz; havasını soluduğumuz, suyunu içtiğimiz, toprağında yetiştirdiğimiz envai çeşit gıda maddeleri beslendiğimiz o ortam aynı zamanda bir ülkenin göstergesi, dışa açılan penceresi. Hiçbir söze hacet bırakmadan göze ilk temas eden alanlar.
Turizm sektörünün gelişmesi için önemli bir unsur. Öncelikle temiz ve huzur veren bir çevrenin turizm sektörüne yapacağı olumlu desteği akıldan çıkarmamak gerekiyor. Temiz bir çevre aynı zamanda bir ülke itibarı açısından da göz ardı edilemeyecek temel bir kıstas. Meselenin sağlık, ruhsal ve insanı ferahlatan yönünü de unutmamak gerekiyor tabii. İşte hayati önem taşıyan, gelişmiş ve kalkınmış toplumların da önemli bir göstergesi olan çevreye olan duyarlılığımız ve sorumluluğumuz konusuna bir değerlendirme yapılırsa hiç de olumlu not alacağımızı beklemek doğru olmaz. Çevreye karşı olan mevcut alışkanlıklarımızı değiştirmek için bir gayret sarf etmeksizin böyle bir beklenti içinde olmak safdillikten öteye geçmez herhalde.
Yerel yönetimler ne kadar çok gayret gösterirse göstersinler toplum olarak bu konuda hassasiyetimizi göstermedikten sonra istediğimiz seviyeye gelmemiz mümkün olamaz ne yazık ki. Kirletenler ordusuna karşılık mevcut temizlik kadrosunu iki katına da çıkartsanız temiz bir çevreyi sağlamak mümkün olmaz. Özellikle günümüzün her alanda bulunan teknolojik gelişmelerin bilinçsizce kullanımı neticesinde temiz bir ortam bulmak mümkün olmuyor. Öncelikle çevre ve çöplük kavramlarını iyi anlamak ve her ikisinin ayrımını iyi yapmak gerekiyor. Ayağımızı kapının dışına attığımız andan itibaren her yeri çöplük olarak görürsek sağlıklı ve yaşanabilir bir çevre bulmak mümkün olmaz.
Piyasa ekonomisi için söylenmiş olan ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ doktrin anlayış ve yaklaşımının çevreye uyarlanması kabul edilemez. Ancak ne yazık ki bugün çevre konusunda görülen anlayış bu. Elimizde, avucumuzda, cebimizde ne bulursak çok kolay bir şekilde bulunduğumuz yer neresi olursa olsun atarsak çöplükle çevre arasındaki fark nasıl ayırt edeceğiz. Arabanın camını aç dök, evin camını aç dök… sigara paketi, izmariti, her türlü ambalaj ve paketleme malzemelerini çok rahat bir şekilde boş ver aldırma anlayışı ile rast gele saçmakla temiz bir çevreye sahip olmak nasıl mümkün olacak? Bunun böyle olmayacağı gibi çevre hakkı denen kavramı da ihlal etmiş oluyoruz. Çevre yasasına göre çevre polis teşkilatının kurulması zaman zaman gündeme gelse de işin esası eğitim ve topluma karşı olan saygı anlayışının geliştirilmesinden geçiyor.
Sınır tanımaz kirletme anlayışı hükmünü sürdüğü müddetçe başta insan olmak üzere bütün canlılar için elzem olan temiz bir çevreyi bulmak biraz zor olacak gibi. Bu hususta söylenecek söz çok… Yaşam kalite seviyesini yükseltmek elimizde!
Bazen bazı değerleri hiçe saysalar da asıl amaçları insana hizmet etmek.
Ancak sınır tanımazlığın bu insani amaçla kurulmuş hareketi yanında kötü alışkanlık, eğitim ve saygı eksikliğinden kaynaklanan başka dalları da var.
Bu eksiklikler zincirine biraz da nemelazımcılığı da eklemek gerekiyor. İşte bu olumsuz anlayış ve bakış açısı çevreyle bütünleşince vay geldi o çevrenin haline demekten insan kendini alamıyor.
Çevre dediğimiz; havasını soluduğumuz, suyunu içtiğimiz, toprağında yetiştirdiğimiz envai çeşit gıda maddeleri beslendiğimiz o ortam aynı zamanda bir ülkenin göstergesi, dışa açılan penceresi. Hiçbir söze hacet bırakmadan göze ilk temas eden alanlar.
Turizm sektörünün gelişmesi için önemli bir unsur. Öncelikle temiz ve huzur veren bir çevrenin turizm sektörüne yapacağı olumlu desteği akıldan çıkarmamak gerekiyor. Temiz bir çevre aynı zamanda bir ülke itibarı açısından da göz ardı edilemeyecek temel bir kıstas. Meselenin sağlık, ruhsal ve insanı ferahlatan yönünü de unutmamak gerekiyor tabii. İşte hayati önem taşıyan, gelişmiş ve kalkınmış toplumların da önemli bir göstergesi olan çevreye olan duyarlılığımız ve sorumluluğumuz konusuna bir değerlendirme yapılırsa hiç de olumlu not alacağımızı beklemek doğru olmaz. Çevreye karşı olan mevcut alışkanlıklarımızı değiştirmek için bir gayret sarf etmeksizin böyle bir beklenti içinde olmak safdillikten öteye geçmez herhalde.
Yerel yönetimler ne kadar çok gayret gösterirse göstersinler toplum olarak bu konuda hassasiyetimizi göstermedikten sonra istediğimiz seviyeye gelmemiz mümkün olamaz ne yazık ki. Kirletenler ordusuna karşılık mevcut temizlik kadrosunu iki katına da çıkartsanız temiz bir çevreyi sağlamak mümkün olmaz. Özellikle günümüzün her alanda bulunan teknolojik gelişmelerin bilinçsizce kullanımı neticesinde temiz bir ortam bulmak mümkün olmuyor. Öncelikle çevre ve çöplük kavramlarını iyi anlamak ve her ikisinin ayrımını iyi yapmak gerekiyor. Ayağımızı kapının dışına attığımız andan itibaren her yeri çöplük olarak görürsek sağlıklı ve yaşanabilir bir çevre bulmak mümkün olmaz.
Piyasa ekonomisi için söylenmiş olan ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ doktrin anlayış ve yaklaşımının çevreye uyarlanması kabul edilemez. Ancak ne yazık ki bugün çevre konusunda görülen anlayış bu. Elimizde, avucumuzda, cebimizde ne bulursak çok kolay bir şekilde bulunduğumuz yer neresi olursa olsun atarsak çöplükle çevre arasındaki fark nasıl ayırt edeceğiz. Arabanın camını aç dök, evin camını aç dök… sigara paketi, izmariti, her türlü ambalaj ve paketleme malzemelerini çok rahat bir şekilde boş ver aldırma anlayışı ile rast gele saçmakla temiz bir çevreye sahip olmak nasıl mümkün olacak? Bunun böyle olmayacağı gibi çevre hakkı denen kavramı da ihlal etmiş oluyoruz. Çevre yasasına göre çevre polis teşkilatının kurulması zaman zaman gündeme gelse de işin esası eğitim ve topluma karşı olan saygı anlayışının geliştirilmesinden geçiyor.
Sınır tanımaz kirletme anlayışı hükmünü sürdüğü müddetçe başta insan olmak üzere bütün canlılar için elzem olan temiz bir çevreyi bulmak biraz zor olacak gibi. Bu hususta söylenecek söz çok… Yaşam kalite seviyesini yükseltmek elimizde!
3 Ağustos 2010 Salı
Yaşadığımız Çevreler
Son yıllarda sık sık gerek yazılı ve gerekse görüntülü basında haber, yorum ya da gösteri şeklinde yerini almış ve kamuoyunun ister istemez gündemine girmiş konulardan biri de çevre.
Çünkü çevre insanı ve diğer canlıların yaşantısını doğumdan ölüme kadar olan bir zaman diliminde etkisi altına almakta, ihtiva ettiği şartlara göre söz konusu canlılara etki etmekte.
Çevre bir canlı organizmayı veya bir canlı topluluğu yaşama süresince etkileyen her türlü canlı ve cansız (sosyal, kültürel, tarihi, fiziki ve iklime bağlı) faktörlerin tamamı olarak tanımlanmakta. Çoğu zaman konuşmalarımızda aile çevresi, okul çevresi, arkadaş çevresi gibi ifadelerle konuyu dile getirmekteyiz.
Bu nedenle gerek şahsımızın ve gerekse çoluk çocuğumuzun bulunduğu çevreyi genellikle titizlikle seçmeye çalışır ve idealimizdeki çevre ortamını tercih ederiz.
Fiziki bir çevredeki havanın, suyun ve iklim olarak insan ruhunu ferahlandıran, rahatlatan bir şekilde olması; sosyal ve kültürel çevrenin ise bir insanın saygı duyduğu değerlere bağlı, milli ve manevi değerlere ters düşmeyen bir yapıda olması arzulanır.
Ancak çevre konusu sanayi devriminin başlaması ve kalkınmanın hızlanması ile özellikle 1970’lerin başından itibaren bir başka boyutu ile karşımıza çıkmaya başlamış. Bu yıllardan itibaren gerek ülkemiz ve gerekse dünyada organize çalışmalara başlanmış. 1972 yılında Stockholm, 1992 yılında Rio konferansı Birleşmiş Milletlerin organizasyonu ile Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı yapılmış. Çevrede aradığımız özelliklerin başında temizlik geliyor. Temizliğin kültürümüzde önemli bir yeri var. İslam dini temizliğe çok önem vermiş. Atalarımız temizlik konusunda başka milletlere timsal olmuş.
Osmanlı beldelerini gezen yabancılar gördükleri yerleri gıpta ile anlatmışlar. Sonuç olarak havasını soluduğumuz, suyunu içtiğimiz, üretilen gıdaları ile beslendiğimiz çevreye gereken duyarlılığı göstermek herkes için bir görev.
Not: 1997 yılında Aktif İnsan dergisinde yayımlanan makaleden kısaltılarak alınmıştır.
Çünkü çevre insanı ve diğer canlıların yaşantısını doğumdan ölüme kadar olan bir zaman diliminde etkisi altına almakta, ihtiva ettiği şartlara göre söz konusu canlılara etki etmekte.
Çevre bir canlı organizmayı veya bir canlı topluluğu yaşama süresince etkileyen her türlü canlı ve cansız (sosyal, kültürel, tarihi, fiziki ve iklime bağlı) faktörlerin tamamı olarak tanımlanmakta. Çoğu zaman konuşmalarımızda aile çevresi, okul çevresi, arkadaş çevresi gibi ifadelerle konuyu dile getirmekteyiz.
Bu nedenle gerek şahsımızın ve gerekse çoluk çocuğumuzun bulunduğu çevreyi genellikle titizlikle seçmeye çalışır ve idealimizdeki çevre ortamını tercih ederiz.
Fiziki bir çevredeki havanın, suyun ve iklim olarak insan ruhunu ferahlandıran, rahatlatan bir şekilde olması; sosyal ve kültürel çevrenin ise bir insanın saygı duyduğu değerlere bağlı, milli ve manevi değerlere ters düşmeyen bir yapıda olması arzulanır.
Ancak çevre konusu sanayi devriminin başlaması ve kalkınmanın hızlanması ile özellikle 1970’lerin başından itibaren bir başka boyutu ile karşımıza çıkmaya başlamış. Bu yıllardan itibaren gerek ülkemiz ve gerekse dünyada organize çalışmalara başlanmış. 1972 yılında Stockholm, 1992 yılında Rio konferansı Birleşmiş Milletlerin organizasyonu ile Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı yapılmış. Çevrede aradığımız özelliklerin başında temizlik geliyor. Temizliğin kültürümüzde önemli bir yeri var. İslam dini temizliğe çok önem vermiş. Atalarımız temizlik konusunda başka milletlere timsal olmuş.
Osmanlı beldelerini gezen yabancılar gördükleri yerleri gıpta ile anlatmışlar. Sonuç olarak havasını soluduğumuz, suyunu içtiğimiz, üretilen gıdaları ile beslendiğimiz çevreye gereken duyarlılığı göstermek herkes için bir görev.
Not: 1997 yılında Aktif İnsan dergisinde yayımlanan makaleden kısaltılarak alınmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

