8 Temmuz 2013 Pazartesi

Yeni bir Suriye mi?


 

 

Maalesef emperyalist güçler yeni bir Suriye, Afganistan ve benzeri ülke oluşturma peşinde.

Henüz daha demokrasiyle yeni tanışmış bir ülkede bir yıl içinde kirli oyunlarla %50’nin üzerinde bir destekle iş başına gelmiş devlet başkanını görevden alınmasına yardımcı oldular.

Bu haksız ve kanunsuz duruma sessiz kaldıkları gibi açık bir destek vermekteler.

Emperyalist güçlerin tek gayesinin sömürmek ve istediği gibi kullanmak; bu şablona uymayanların, ne hukukuna, ne demokratik hakkına ve ne de meşru iradesine saygı gösterilmediğini görüyoruz.

Mısır’da haksız bir şekilde yerli işbirlikçi ve menfaatçilerin desteği ile darbe ile görevden alınan devlet başkanı Mursi’den sonra taraftarlarınca başlatılan hak arama gösterileri süresince şu ana kadar yüzün üzerinde kişinin hayatını kaybettiğini öğreniyoruz... Ki bunların yakıp, yıkma ve saldırma gibi hiçbir olumsuz davranışları olmamasına rağmen!

Sadece demokratik taleplerini dile getirmek amacıyla yaptıkları eylem neticesinde ve üstelik bir Müslüman ülkede dini vecibelerini yerine getirirken söz konusu katliamlar yapılıyor.

Şimdi bu durumda o insan hakları savunucuları bu vahşeti kınayacak bildiri üzerine bildiri yayınlamaları gerekirdi, hani dut yemiş bülbül gibi sustular.

Ülkemizde; hiçbir gerekçesi yokken terör estiren yakan, yıkan, maddi ve manevi zararlar veren, kanun dışı eylemlerde bulunan üç beş çapulcuya ikazlara rağmen güvenlik güçleri; su sıktı, biber gazı sıktı diye kıyameti koparan sahte insan hakları savunucuları nerede, niye sesleri çıkmıyor.

Bunların insan hakları, demokrasi savunuculukları tamamen sahte, bu değerlere kendilerine lazım olduğu zaman, menfaatlerine geldiği zaman sahip çıkarlar; bu değerlerin evrensel olduğunu, bütün insanlığa ait olduğunu unuturlar.

Çifte standart ustalıkları hemen devreye girer.

Amaç ne insan hakları ve demokrasi ve ne de hukukun üstünlüğü gibi insanlığın ortak temel değerleri.

Maksat yeni bir Afganistan, yeni bir Suriye oluşturmak, ülkesine kendi vatandaşına karşı silah sıkan yakan yıkan yeni diktatörler oluşturmak.

Meşru iradeye saldırmak, yok saymak suç sayılmıyor mu?

Hani o güvenlik güçlerinin sert davranmasını kınayanlar, sureti haktan görünenler…

Bırakın şiddet uygulama ve benzeri eylemlerde bulunmayı, Mısır ordusu göstericilerin sadece en tabii hakları olan dini vecibelerini yerine getirenlere karşı ateş ederek onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden oluyor.

Nasıl olsa "Birleşmiş Milletler" emirleri altında...

Kararlar menfaatleri doğrultusunda çıkacaktır. Suriye’de, Afganistan’da, Myanmar’da ve daha dünyanın birçok ülkesinde Müslümanlar katledilmiş umurlarında mı?

İnsan Hakları Örgütü’nün açıklaması ise Mısır ordusunu cinayete teşvik eder nitelikte!

Mısır’da artmakta olan ölümlerin güvenlik güçlerinin acil eylem alması ile korunacağı tavsiyesinde bulunuyor ve uygulanabilir bütün tedbirleri almalıdır, diye ilave diyor. Bu açıklaması da bu sabah yaşanan katliamdan saatler öncesinde oluyor!

Yani güvenlik güçlerini haksızlık karşısında direnen göstericilere karşı bir bakıma silah kullanmaya zorluyor.

Ey "insan hakları örgütü" bir yıldır yasal yollarla seçilmiş birine karşı gösteri yapan ve bu gösterileri yayınlarıyla destekleyenlere karşı bir açıklama yaptın mı?

Kanunsuz eylemler şimdi mi aklın geldi?...

CNN’nin haberine göre ise Mursi taraftarlarının protestolarını barışçı bir şekilde yapacaklarını, yetkililerin ise Tahrir meydanına sahte sakallı insanları şiddetti kışkırtmaları için gönderdiğini iddia ediyor…

Ne yazık ki Mısır çok çirkin bir oyunla karşı karşıya, dileriz yeni bir Suriye’ye dönüşmez...

7 Temmuz 2013 Pazar

Demokratik darbeymiş!





Şimdi batılı emperyalistler Mısır’daki haksız, hukuksuz darbeye kılıf bulmaya çalışıyorlar.
İsmini de buldular, “Demokratik darbe”!
Yani bundan sonra emperyalist güçler nerede işine gelmeyen, menfaatine gelmeyen ve sömürülmeyen bir meşru yönetim varsa ona karşı içerdeki hain güçlerle işbirliğine giderek “demokrat darbe” girişimi ile kirli emlerline ulaşmak isteyecek.
Bu sömürgeci, istismarcı güruha hak vermemekte bir bakıma haksızlık olur. Çünkü ne deseler, ne söyleseler, hangi konuyu istedikleri gibi saptırsalar karşı tarafın bugüne kadar bir şey söylemeyeceğini, söyleseler de bir kıymeti olmayacağını biliyorlar.
Nasıl olsa mugalâta, saptırma, yanıltma sanatını iyi kullandıkları için her söyledikleri çok doğruymuş gibi algılanacak!
Hatta işi daha da ileri götürerek suçsuz insanlara Hitler benzetmesi yapacak kadar aklıselimden, vicdandan, hak ve hukuktan yoksunluk örneği gösterecekler.
Dayanak noktaları yalan…
Sürekli yalan üretmek ve iftira atmak, politikaları sürdürülebilir yalan üzerine, karalama üzerine ve çamur atma üzerine inşa edilmiş.
Ne diyorlar, Hitler de seçimle işbaşına gelmişti!..
O zaman bunlara göre bu yalan ve aldatmada usta güruhuna göre bu mantıkla her seçimle işbaşına gelene Hitler benzetmesi, Musolini benzetmesi yapmak gerekir. Bu mantığa göre seçimle işbaşına gelmiş olanların hepsine Hitler benzetmesi mi yapmak gerekir!
Böyle bir çarpıtma, saptırma ancak ve ancak emperyalist ve sömürgeci güçlerin maharetiyle yapılabilir.
Böyle bir benzetme haktan, hukuktan, insan haklarından nasibini alamamışlar tarafından yapılabilir.
Hitlerin yaptığı katliamları bugüne kadar kim, hangi lider yapmış?
Hitlerin yaptığı katliamları yapanların benzerini görmek istiyorsan Komünist rejim döneminin diktatörlerine bak, sen onları nasıl görmüyorsun, milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmiş, işkenceye tabi tutulmuş ve öldürülmüş. Bir asra yakın bütün hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılmış. Madem bu kadar haktan ve hukuktan yana görünüyorsan, bu zalimler hakkında bir gıyabi yargılama kampanyası başlatsana!
Sen Hitler görmek istiyorsan Suriye’ye bak, Suriye’nin zalim liderinin kendi ülkesine, insanına yaptığı zulmü ve vahşeti insanlık tarihinde görebilir misin, gösterebilir misin?
Utanmadan, sıkılmadan meşruiyet içinde kalanlara Hitler benzetmesi yapıyorsun.
Ey sömürgeci batı ve onun hegemonyasına girmiş gerçekleri görme ve anlama basiretinden yoksun olanlar,
üç yıldır canlı bir vahşeti dünyanın gözü önünde sergileyen bir diktatöre Hitler benzetmesini yaptın mı, yapabildin mi? Hayır, bu tenkiti uluslar arası toplum nezdinde samimi bir dille yapsaydın, BM Güvenlik Konseyi anında toplanır gerekli kararı alır bu zalim diktatörü alaşağı ederdi. Bunu yapamazsın çünkü senin vicdanın Müslüman kanı dökülmezse rahat etmez!
Sen bu benzetmeyi yaparak dürüst oluşunu mu, insani bir duruş sergilemiş olduğunu mu göstermek istiyorsun; âlemi ahmak, kendini çok mu akıllı sanıyorsun. İnsanlık dersi mi vermek istiyorsun? Topla bakalım güvenlik konseyini üç yıldır vahşet salan Suriye diktatörünü alaşağı et de seni alkışlayalım, o zaman insanı bir tavır sergilediğini bütün dünyaya ispat etmiş olursun. Bunu yapamazsın, çünkü sen sözde savunduğun değerler olan demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, halkın iradesi gibi kavramları ancak ve ancak senin menfaatin olduğu zaman savunursun. Aksi durumda bu değerleri saptırmasını, işine geldiği gibi kullanmasını çok iyi bilirsin.
Sen bu yalanlarınla, bu saptırmalarınla birilerinin vahşetine devam etmesi için zemin hazırlıyorsun.
Ey sömürgeci, istismarcı zihniyet, Filistin’de, Gazze’de, Myanmar’da ve daha birçok yerde yıllardır insan katliamı yapılıyor neden insancıl ve dürüstlük duruşunu göstermiyorsun.
Ey sömürgeci güruh artık ülkelerin ve mazlum milletlerin iradesine, temel haklarına saygılı olmasını öğren, kan ağlattığın İslam dünyasından ellerini çekme zamanı, çifte standart uygulama anlayışından vazgeçme zamanı gelmedi mi?

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Emperyalist güçlerin oyununa gelme Mısır





Oyun aynı, oyuncular aynı, mağdurlar aynı!
İslam dünyası ne yazık ki bildik çirkin oyunlara gelmekten bir türlü yakasını kurtaramıyor.
At gözlüğünü çıkarıp da olayları derinlemesine bütün yönleriyle göremiyor.
Bu sığlıktan, kısa görüşlülükten, noksan ve dar kafalılıktan bir türlü kurtulamıyor.
Zengini hep “bana ne” deyip olaylara sessiz kalıyor.
Emperyalist oyunlara karşı sustukça, sesini kestikçe sıranın ona geleceğini bir türlü anlama aklıselimine sahip olamıyor.
Demokratik yollardan görüşünü ortaya koyma, savunma ve hak arama medeniliğini gösteremiyor…
Mısır’da ilk hareketin başladığı 2011 yılından bugüne Mısır halkı hangi gerekçe ile sokaklara dökülmüştü?
Demokrasi isteği ile.
Ve bu yolda hayli bir yol alarak seçimlere gidildi. Halkın desteğini alan %50’nin üzerinde bir oy çokluğu ile iş başına gelen kişi hazmedilmedi.
Daha doğrusu dış güçler, emperyalist güçler, sömürgeci güçler buna müsaade etmedi, sahte demokrasi savunucuları buna rıza göstermedi…
BBC tahrir meydanından karargâh kurup sürekli tahrik edici yayınlar yaptı. Protestoculara çanak tuttu, onlardan yana görünerek, empati yaparak protestocuların sayısının her geçen gün artmasında önemli rol oynadı…
Maalesef demokrasinin ne olduğunu tam anlayıp kavrayamayan halk bunu kendileri için bir ayrıcalık ve kurtuluşu yolu olarak algıladı. Bu hain, çirkin oyunu ne yazık ki anlayamadı.
Tabii ki böyle bir ortamı provokatörler, kışkırtıcılar kaçırır mı? Elbette hayır, kendileri için biçilmiş kaftan gibi geldi. Kötü niyetliler her zamanki gibi bu durumu iyi değerlendirdiler. Neticede amaçlarına kavuştular…
Mısır konumu itibariyle stratejik ve hassas bir bölgede bulunuyor.
Mısır muhalefeti ilk defa halkın hür iradesiyle işbaşına gelmiş liderinin hakkına saygı göstermesini bilemedi. Muhalefet kendi kişisel menfaatini ülkensin menfaatinden üstün tuttu.
Bu da muhalefetin ya demokrasiyi bilmediğini, ya da demokratik rejimle yaşamak istemediğini gösteriyor veya demokrasi işine gelmiyor.
Şimdi ordunun bütün emperyalist güçlerin kışkırtmasıyla halkın hür iradesiyle seçilmiş devlet başkanını görevden alması ile durum öncekinden çok mu daha iyi oldu?
Ekonomik durum mu düzeldi mi?
Huzur mu geldi?
Bu yanlış, çarpık anlayışın iyi bilinmesi gerekiyor…
Yaklaşık üç yıldır Mısır halkı sokaklarda, bu duruma hangi ekonomi dayanır, bırakın Mısır’ı dünyanın en zengin ülkesi bu tür sorumsuzca sürdürülen gösteriler neticesinde batamaya mahkûm olur.

Bu kirli oyun sadece Mısır için planlanmış değil, hedef bütün İslam dünyasını aynı duruma düşürmektir. İslam ülkelerinin özellikle bulunduğumuz bölge ve yakın çevremizde ki ülkelerine baktığımızda durumun vahameti net bir şekilde görünüyor.
Emperyalist güçlerin bu çirkin ve hain oyunlarının boyutlarının nerelere kadar uzanacağını iyi analiz etmek gerekiyor.
Mısır halkı ülkesini korumak ve daha kötüye gitmemesi için liderlerinin önderliğinde sağduyulu hareket etme yolunu tercih etmeli.
Seçimlerin en kısa zamanda yapılması için gerekli çalışmaları yapmaları, çıkacak sonuca saygılı olmaları gerekir. Böylece huzura ve ekonomilerinin güçlenmesine katkı sağlayabilirler.
Mısır halkı başta liderleri olmak üzere Suriye durumuna düşmemek için gerekli sağduyuyu, dikkati ve hassasiyeti göstermeli. Taraflar birbirlerine ülkeleri adına, birlik ve beraberlik adına çağrıda bulunarak bu geçici dönemi en az zayiatla atlatmanın yollarını aramalılar. Elde ettikleri demokrasi nimetinin tamamen gitmemesi için akılcı çaba sarf etmeleri gerektiği gerçeğini akıldan çıkarmamalılar. Bu da sükûneti, sağduyuyu gerektirmektedir… 



5 Temmuz 2013 Cuma

Ortak irade eksikliği



 

Mısır’daki askeri darbenin analizleri devam ediyor.

Darbe kesinlikle istenen, tasvip edilen bir vaka olmamakla birlikte, mevcut dünya konjonktüründe vuku bulması da pek şaşılacak bir gelişme değil, hele bu bir İslam ülkesi olursa!...

Sebebine gelince dünyada her alanda bir rekabet yaşanıyor. Emperyalist güçler rakiplerini alt etmek için her yolu deniyorlar, ellerinden gelen hile ve desiseyi uyguluyorlar!

Bugün küresel güçlerin sahip çıktığı, tavsiye ettiği değerler yani demokrasi, hukukun üstünlüğü ve haklar türünden olan bir takım söylemler ise samimiyetsizlikten uzak olup, sadece vitrinlerinde sergiledikleri tanıtım ve reklam malzemesi gibi duruyor. Gerçek yüzleriyle bağdaşmamaktadır.

Bu nedenle batılı emperyalist güçler sureti haktan görünüp, gerçek yüzlerini makyajla kapatmaktadırlar. Ve bu durumlarına da çok kolay kılıf bulmasını biliyorlar.

Demokrasi havarisi olan ülkeler Mısır’da yapılan darbeye alkış tutup, kınama yapmıyor diye bu tutumlarından dolayı tenkit ediliyor.

Bu eşyanın tabiatına aykırı bir durum olup, gerçekleri beklemek saflık olur. “Akrepten bal yapması beklenemez” deyişi gibi bunlardan da hak ve doğruluk konusunda iyimser bir beklenti içinde olmalarını beklemek saflık olur.

Bir kez daha batının veya uluslararası toplumun demokrasiye olan bağlılıklarındaki samimiyetsizlikleri Mısır olayı ile tescil edilmiştir.

Zaten insan hakları, hak ve hukuk konusundaki samimiyetsizliklerini, İslam ülkelerinde yaşanan zulme baktığımızda açık bir şekilde görmek mümkün.

Onlar bunu çok iyi biliyor ve görüyorlar, ancak bunu görmek istemeyen, sessiz kalan ve bu hususta şuursuz olan, at gözlüğünü çıkarmak istemeyen kesim ise bir kısım İslam ülkeleri. Ne zaman olması gereken şuur ve farkındalık oluşursa, o zaman gerçeklerin üzerine medeni ve uluslararası hukuk ve teamüller çerçevesinde gidilerek bugün İslam ülkelerinde uzun yıllardır yaşanan insanlık dışı olaylara kalıcı çözüm bulunur.

Bu hususta sadece ülkemizin gösterdiği çabalar tek başına yeterli olmayabilir, bir çiçekle bahar gelmeyeceği için, taşın altına bütün İslam aleminin elini koyması gerekiyor.

Bu hususta İslam ülkelerinin en büyük noksanı söz konusu ülkelere yapılan haksız ve hukuksuzluklara hep sessiz kalmaları, hep sineye çekmeleri, dahası ortak bir irade beyanı sunamamalarından ileri geliyor. Bu eksikliği, bu bölünmüşlüğü çok iyi bilen ve kendi menfaatleri doğrultusunda değerlendiren emperyalist güçler aslı astarı olamayan argümanlarla İslam alemine karşı, tabiri caizse sömürme, asimile etme, bölme ve parçalama, hedef saptırma politikası ile gerçekleri çarpıtarak bildiklerini okuyorlar. Bu nedenle aktif faaliyet gösterebilen bir birlik kurulması, bunun adının da İslam kelimesini (istismar edileceği için) taşımaması yerinde olur kanaatindeyiz... Geçmişte buna benzer kısmi olarak bazı İslam ülkelerini kapsayan organizasyonlar kurulmuş fakat beklenen fayda sağlanamamış.

Şu anda D-8 diye bilinen gelişmekte olan 8 İslam ülkesini kapsayan bir kuruluş var. Fakat fazla bir etkinliği yok gibi bir duruş sergiliyor. Bu kurum yeniden yapılandırılabilir, yeniden kuruluş esasları belirlenebilir, amaçları yeniden tespit edilebilir ve aktif hale getirilebilir. Bu tür uluslararası kurumlar sadece İslam ülkelerinin savunuculuğunu değil, küresel olarak meydana gelecek muhtemel insanlık dışı eylemlere ve vakalara demokratik ve hukuki yollarla tepki gösterebilirler. Avrupa Birliği yeri geldiğinde, işine geldiğinde her konuda irade beyanında bulunuyor…  

Bugün nerede bir insanlık dışı uygulama, işgal ve her türlü insani güvenlikten yoksunluk varsa bunların çoğunluğunu İslam ülkelerinin oluşturduğunu görüyoruz. En yakınımızda Suriye, Irak, Filistin, Afganistan, Pakistan, Myanmar; her gün bu ülkelerde haksız yere yüzlerce insan hayatını yitiriyor. Geride kalanlarda çok kötü şartlarda hayatlarını sürdürmeye çalışıyor!

İslam ülkeleri yeri geldiğinde bütün haksızlıkların karşısında duracak şekilde ortak iradelerini belirtmeleri bugün yaşananların gelecekte olmasını engellemede önemli bir rol oynayacaktır...

4 Temmuz 2013 Perşembe

Bu zafer kimin?


 

 

Mısır’da seçimle, halkın iradesiyle iş başına gelmiş demokratik yönetimi ordu ve muhalefet dış güçlerin işbirliği ile alaşağı ederek kutlamalar yapıyor, bu ülke adına üzüntü verici bir durum.

Bu zafer yaklaşık bir yıldır tahrir meydanından çıkmayan muhalif grupların mı?

Bu zafer muhalefet liderlerinin mi?

Bu zafer bir kahraman gibi ortaya çıkan Mısır ordusunun mu?

Bu zafer Mısır halkının mı?

Aslında zafer gibi gösterilen kutlamalar bunların hiç birinin değil!

Aslında bu bir zafer değil bir çöküş, yıllarca bekleyerek bir yıl önce elde ettikleri demokrasinin çöküşü!

Bunlar ancak bu kutlamalarla kendilerini kandırıyorlar.

Çünkü yıllarca demokrasiyi bekleyip günümüzün en geçerli rejimi olan bu sistemi kör topal olarak ancak bir yıl yürütenlerin zaferi olamaz.

Mısır muhalefeti büyük bir yanlış yaptı, onlarca yıl beklediği demokrasiyi kendi elleriyle baltaladı.

Şimdi daha mı iyi olacak, ne yazık ki hayır…

Daha iyi olsaydı dünyanın bütün kalkınmış olan rejimleri demokrasiyi seçmezdi, askeri yönetimle yönetilirdi.

Demokrasiyi sadece kendileri için en iyi yönetim biçimi olarak gören batı zihniyeti maalesef bu rejimi hemen hemen Ortadoğu’daki İslam ülkelerinin hiçbirine layık görmüyor! Bu aynı zamanda bu insanların hür iradelerine olan en büyük saygısızlıktır.

İşlerine böylesi dikta rejimleri çok daha iyi geliyor.

Rakiplerini alt etmenin bundan daha kolay, zahmetsiz ve masrafsız yolu olamayacağı için demokrasiyi kendilerine, dikta rejimlerini de söz konusu İslam ülkelerine layık görüyorlar.

Maalesef bu acı gerçeği ülkemiz hariç hemen hemen bütün Ortadoğu ülkelerinde görmek mümkün. Ya kukla yönetimler veya askeri yönetimler, emperyalist ve sömürgeci güçlerin her zaman tercihi olmuş.

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasıyla kurulan bu devletlerin hiç biri, petrol zengini olanlar hariç, istikrar bulamamış; kör topal ayakta kalmaya çalışmışlar.

Söz konusu ülkelerin bu hastalıklı yapıdan kurtulmaları ve kurtulmanın yollarını aramaları gerekiyor, bugün Suriye’nin, Mısır’ın yaşadığı duruma düşmemek için…

Şeyhlikle, krallıkla, sultanlıkla yönetilen ülkeler taçlı demokrasiyi tercih ederek bu unvan ve makamlarını koruyabilirler.

Bugün birçok Avrupa ülkesinde bu yönetim şekli var. Onlar kendi değerlerine sahip çıkmasını bilirken İslam ülkeleri için bu tür yönetim biçimini uygun bulmuyorlar.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin bu gerçeği görüp bu doğrultuda harekete geçmeleri hem kendileri ve hem de bölge için yararlı olacaktır. Kuzey Afrika ülkeleri, Mısır, Tunus ve Libya bu değişimi yaptılar, fakat gerek bu ülke insanlarının ve gerekse demokrasi denilen çoğulcu rejimin oyuncularının bu konuya hazırlıklı ve dikkatli olmaları gerekiyor. Bu hususta birikim ve tecrübesi olan dost ülkelerden yardım almalılar, özellikle ülkemizden…

Tahrir meydanında zafer kutlamaları yapanlar için söylenecek söz, “ne yazık ki bu bir zafer değil”, bu bir zaferse o da ancak ve ancak başkalarına aittir…

Bu noktayı iyi kavrayıp, anlamaları lazım.

Zafer aslında başkalarının, gerçek zaferi onlar sessiz ve derinden kutluyorlar! Düşlerine hayallerine bir adım daha yaklaşmanın mutluluğunu yaşıyorlar.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Şer güçlerin kozları


 

 
Gerek ülkemiz üzerinde ve gerekse diğer İslam ülkelerinin üzerinde oynanmak istenen bitmek bilmeyen kozları var.

Dış güçlerin ülkemiz üzerinde istedikleri zaman kullanmak istedikleri malum kozlardan bazıları; bir mezhep çatışmasına ortam hazırlamak, bir diğeri ırkçılık yani etnik kimlik üzerinden hain emellerine ulaşmak. Bunları geçmişte ülkemiz acı örnekleri ile yaşadı.

Bunların haricinde ülkemizi ve diğer komşu ve yakın İslam ülkelerini bekleyen muhtemel çatışmaya ortam hazırlayacak kozlar ise gıda ve su kaynakları olabilir. Ülkemiz gerek su kaynakları ve gerekse sahip olduğu zengin ürün çeşitleri ve verimli toprakları yine zengin iklim çeşitliliği ile bir ayrıcalık oluşturuyor. Gıda ve su kaynakları gelecek yıllarda daha da önemini artıracak!..

Bulunduğumuz coğrafya çatışmalara karşı hassas ve müsait bir yapıya sahip. Bu hassasiyetlerin giderilmesi de bazı şartlara bağlı, barış süreci bu yönde atılmış önemli ve hayati bir adım…

Bu tür hassasiyetler sürekli gündemde tutularak gerek ülkemiz gerekse diğer İslam ülkeleri asıl olması gereken gündemden hep uzak tutulmuş...

Mısır’a baktığımızda bu ülke üzerinde hain emelleri olanlar var. Fakat o gösterilere katılanlar bu inceliğin farkında değil.

Nil nehri bu ülke ve nehrin geçtiği diğer İslam ülkeleri için hayat kaynağı. Zaman zaman bu hususta Nil nehrine sınır olan ülkeler arasında gerginlikler ve sözlü atışmalar yaşanıyor.

Ama Nil nehri üzerinde asıl hain ve çirkin emeli olan bir başka devlet var. “Nil’den Fırat’a” arzu ve emelini gerçekleştirmek isteyen bu devlet bu hain emelinden vaz geçmeyecektir. Bugün Mısırda yaşananlar aslında bu hain emelin bir tezahürüdür. Bu durum ülkemizi de yakından ilgilendiriyor. Çizilen sınırın bir tarafı ülkemizde bulunuyor. Nil’den Fırat’a kadar olan bu kısım bazılarının rüyalarından çıkmıyor.

Bunun için ülkemizde bugün 30 yılı aşan bir zaman süresince devam eden çatışmanın barışla neticelenmesini gerek içerdeki birkaç işbirlikçi ve gerekse hain dış güçler istemiyor.

Çünkü hayalleri boşa çıkıyor ve temennimiz de böyle olmasıdır. Fırat bölgesinde bugüne kadar yaşananlar, çekilen acı, maddi ve manevi kayıplar hep o hain emelleri olanların işine yaramıştır. Hep onları sevindirmiştir.

Yaşanan barış sürecinin tamamlanması ile söz konusu bölgemiz her bakımdan çok daha iyi bir duruma gelecektir.

Sürecin başlamasının hemen akabinde yatırımların artış eğilimine girmesi bunun açık bir göstergesidir. Süreç tamamlandığında bu gelişmelere göre, bunun tabii sonucu olarak yatırımlar daha da artacaktır…

Bu inceliği öncelikle bölge halkının iyi anlaması, iyi fark etmesi gerekiyor… ki bu olumlu gelişmeler kendileri açısından çok daha hayırlı ve yararlı neticelere yol açacaktır…

 

Netice olarak Mısır’daki gösterilerin asıl amacı belli, birilerinin değirmenine su taşımaktan başka bir amaç gütmüyor. Bu inceliği de hem o gösterilere katılanlar ve hem de muhalefetin iyi anlaması ve kavraması gerekiyor. Ülkelerini her geçen gün zaafa düşüreceklerine demokrasinin kurum ve kurallarına saygılı olarak isteklerini bu çerçeve içerisinde diyalog yolunu çalıştırarak dile getirmeleri gerekiyor…

Suriye’de ise ülkenin zalim lideri yakıp yıkarak insanlarını öldürmeye devam ediyor, arkasına aldığı güçlerle vahşetini sürdürüyor…

Irak’ta patlamalar 10 yıldır devam ediyor, bu ülkenin yetersiz, dar görüşlü lideri yıllardır ülkesini bu kaostan kurtaramadı.

Anlaşılan o ki şer güçlerin hile ve oyunları bulunduğumuz bölgede bitmek bilmeyecek gibi görünüyor. Huzurun, refahın tesisi ve sürdürülebilir olması ise olaylara at gözlüğü ile değil de, geniş bir açıdan derinlemesine bakarak analiz etmeyi gerektiriyor. Yoksa maddi ve manevi olarak anlamsız takıntılara takılıp kalma fayda yerine zarar getirecektedir!

2 Temmuz 2013 Salı

Millet iradesine saygısızlık


 

 
 

Uluslararası toplum, malum batı zihniyeti yaklaşık bir asırdır İslam ülkelerinde açık bir şekilde demokrasi istemiyor.

Ne zaman bir İslam ülkesi çağımızın geçerli yönetim biçimi olan demokratik bir yolla iş başına gelmiş ve malum zihniyet de bunu kendi menfaatine uygun bulmamışsa uluslararası derin güçler yerli işbirlikçileri ile devreye girmiştir.

Bunun geçmişte yaşanan örneklerini gerek ülkemizde ve gerekse, özellikle Ortadoğu coğrafyasında bulunan diğer İslam ülkelerinde görmek mümkün.

Bu malum zihniyet bu ülkelerin insanlarının iradesini karşı hep saygısız davranmış, hiçe saymış.

Bu ülkelerin hür iradeleriyle iş başına gelen yönetimleri çeşitli bahanelerle alaşağı etmenin yolunu planlamış ve uygulamışlardır.

Çünkü tek adam yönetimi hep işlerine gelmiş. Böylece istedikleri gibi sömürü düzenini kurarak söz konusu ülkelerin gelişme kalkınmalarını önlemiş fakir kalmalarına zemin hazırlamışlardır.

Bunun en bariz ve en canlı örneği Mısır…

Bu ülkede seçimle işbaşına gelmiş bir yönetimin iş yapmasına izin verilmiyor.

Eğer bugün işbaşında olan yönetim yerine, karşısında bulunan muhalefet iş başında bulunmuş olsaydı, be defa diğer tarafı kışkırtarak iktidarı suçlatacaklardı. Yani her hâlükârda kaos…

Tek adam döneminde bu tür ayaklanma falan olmuyordu. Çünkü yönetim kendi istedikleri türden biriydi!

Suriye’de uzun yıllardır dikta rejimi var, halkın demokrasi isteklerine yüz çeviren mevcut zalim yönetim üç yıldır sözde demokrasi yanlısı, insan hakları savunuculuğu yapan uluslararası güçlerin gözleri önünde katliamlarını sürdürüyor…

Irak’ta eski diktatörün devrilmesinin üzerinden yaklaşık on yıl geçmesine rağmen bir türlü ne demokrasi ve ne de huzur geldi her gün onlarca insan hayatını yitiriyor, geçtiğimiz haziran ayında hayatını kaybedenlerin sayısı 1500 kişinin üzerinde olmuş.

Bu hain güçler gerek Libya ve gerekse Tunus’ta fırsat kolluyor, bu ülkeleri karıştırmak için.

Demokrasilerinin daha çok küçük ve hassas olması nedeniyle yaşatmak ve geliştirmek için gerekli özeni göstermeleri gerekiyor.

Bugün bu ülkelerin bir başka tecrübesizliği ise, söz konusu ülkelerin demokratik rejime alışkın olmamaları her türlü provokasyona, kışkırtmaya potansiyel oluşturuyorlar.

Böyle bir ortamın varlığı, yönetim zafiyeti söz konusu ülkelerin rahat ve huzur bulmasına, gelişmesine önemli bir engel teşkil ediyor.

Bu kırılgan yapıdan kurtulmak ise başta liderleri olmak üzere at gözlüğünü çıkarıp gerçekleri görecek bir vizyona sahip olmaları gerekiyor.

Bu ülkelerde yaşanan toplumsal gerginliklerin, ayaklanmaların meydana getirdiği kayıplar sadece bu ülkeler için değil, bu hareketler nedeniyle duran ekonomilerinin aynı zamanda küresel ekonomiye de büyük zararlar verdiğini uluslararası toplumun artık görmesi gerekiyor.

Ortadoğu’da sürekli olarak gerginlik ve karışıklığı gündemde tutmak sadece ve sadece bu bölge üzerinde hain emelleri olanların arzu ve isteklerinden başka bir şey değil.

Ortadoğu’da hastalıklı yönetim yapısının sürdürülebil bir şekilde kalması, malum çirkin emelleri olan özellikle bir ülke ve onun arkasındaki destekçilerinin istek ve aruzlarından başka birey değil!