4 Şubat 2020 Salı

Syrian regime commits carnage since 2011



A country where every kind of carnage has been carried out since March 2011 on behalf of protecting a tyranny administration.
For a personal advantage a man is selling the country by shedding country’s respective innocent people’s blood.
A country leader since March 2011 has been murdering his own innocent and defenseless people.
Shelling, bombing his country nearly for nine years.
Since that time war crime is committed in Syria.
Giving this country as a gift to imperialism so as to reinforce his bloody post.
What the Syrian people want is only a democratic rights, democratic elections.
But this tyranny leader does not accept the lawful rights of these territories’ real owners.
Thanks to imperialists powers, since that date when the Syrian people want to use their free democratic will in elections the Syrian despot leader killed hundreds of thousands of innocent people; millions of displaced as well.
In Syria, imperialist powers use every kind of heavy weapons against defenseless and innocent people including children, women.
The defenseless and innocent people, who have been under these heavy weapons since March 2011 in Syria, do not have regular army and weapons to defend themselves.
Activists say that war crime has been committed, human rights have been violated in Syria.
On the other hand, despite these unlawful, inhumane conditions for long years, the authorized organizations and bodies do not try to stop this carnage in Syria.
Every day the world watches the children lose their lives under heavy bombardment in Syria.
International committee, International Criminal Court, International Law and human rights body seemingly prefer to remain silent. They do not show the necessary reaction against this carnage.
An official of the UN urges international humanitarian law to be active in order to prevent the unprecedented carnage in Syria…
As long as the related humanitarian organizations remain silent and passive the human massacre is encouraged in Syria.

16 Ocak 2020 Perşembe

Unprecedented scenes in Syria




Unprecedented humanitarian tragedy.
Unprecedented carnage.
Heartbreaking views have been happing since 2011 in Syria.
Since that date humanitarian crises has increasingly deepened.
Killings and violence targeting defenseless innocent people in Idlib is a crimes against humanity’.
Since 2011, hundreds of thousands of people have been killed by the regime in Syria.
The events which have been continuing since 2011 are not only a human beings tragedy, it is frankly a massacre.
This massacre is committed in front of the entire world’s eye. This massacre is carried out in front related units of the United Nation’s eye and as well as international humanitarian organizations.
This massacre is committed in front of so-called international human rights organizations’ eye.
In this context, so that international human rights and international law have been also killed.
For this reason barbarity, atrocity, carnage, massacre are happening and every kind of buildings are being destroyed in Syria.
As known that the country needs urgently lasting peace and stability on behalf of the core values which are claimed by human beings.
As known, having every kind of external support, the Syrian regime assaults and drop heavy weapons on defenseless Syrian children and people who are the owner of the Syrian territories.
This is an unprecedented massacre which is committed by the regime in Syria. This kind of massacre maybe seen first in the world.
The question must be asked is that how long this massacre will go on?
Which international organization will interfere so as to stop killing of defenseless and innocent people in Syrian?
Currently there is no sign when this carnage would end and this means massacre will continue in Syria until international law and international humanitarian organizations starts their respective operation.
Otherwise the world will continue to watch this mercifulness, unjustness, brutality!

9 Ocak 2020 Perşembe

Diyarbakırlı annelerin feryadı!



Diyarbakırlı anne ve babalar 3 eylül 2019 tarihinde haklı bir hareket başlattılar.

Cinayetlerini, zulümlerini ve insanlık dışı emellerini gerçekleştirmek, aynı zamanda emperyalist ve sömürü dünyasına hizmet etmek için terör örgüt PKK 36 sene önce eşi ve emsali görülmemiş terör eylemi başlattı. 

Bin yıldır birlikte yaşayan bu ülke insanlarını başkalaştırmak ve birbirine düşürmek maksadıyla hak ve hukuk söylemleriyle alçak emellerini gizleyerek dış destekli terör örgütü onbinlerce masum insanın kanını döktü.

İşte Diyarbakırlı annelerin feryatları:

"Çocuklarımızı istiyoruz"

Kürt, Türk meselesi yok burada. Sadece kendi makam derdi için gençleri öldürtüyorlar.”
“Bu Kürt Türk davası değil.”
“Kızımı dağa götürenler lüks otellerde eğleniyor”
"Kardeşim için buraya geldim. Kardeşimi istiyorum. Kardeşimi HDP götürüp PKK'ya verdi. HDP'den kardeşimi istiyorum. Sorumlu HDP'dir. Kardeşim gelmeden buradan kalkmayacağım."
"Günlerdir anneler ve babalar olarak buradayız. Tüm yavrularımızı geri versinler. Ne istediniz garibanlarımızdan? Yavrularımızı istiyoruz, onlar için buradayız." 
"Kızım için geldim, kızımı almadan buradan gitmiyorum. Ha PKK ha HDP hiç fark etmez."
"Kızım, sesimi duyuyorsan gel. Hiçbir şeyden hiç kimseden korkma.
“Çocuğumu almadan bu eylemden vazgeçmeyeceğim”
“Türk bayrağı altında doğduk Türk bayrağı altında da öleceğiz”
“Oğlumu hayalinden, geleceğinden ettiler”
“PKK’nın Kürtlere yaptığı bu zulüm artık yeter”
“Bizim yüreklerimizi yakmak için parti kurmuşlar”
“Oğlum getirilinceye kadar buradan ayrılmıyorum”
“Çocuklarımızı bizden çalıp götürdüler”
“Çocuklarımızı almadan buradan gitmeyiz”
“Yavrumun eli silah tutmayacak kalem tutacak”
“Oğlumun gençliğini, hayallerini çaldılar”
“Ölürüm de oğlum gelmeden gitmem”
"Bayrağımız, vatanımız, toprağımız var. Bu toprak hepimizin, bu vatan hepimize yeter. Neden bu zalimlik? 5 yıldır hiçbir zaman ümidimi kesmedim. Allah'tan ümit kesilmez. Her an, her dakika, her saniye bekliyorum. Hiçbir zaman ümidimi kesmedim. Anneler inşallah bu çocukları onların elinden kurtaracak. O zalimlere de kalmayacak bu dünya." 
"Ciğerimizi kopardılar bizden. Birisi çıkıp 'Niye burada bekliyorsunuz?' dedi mi? Üstelik hakaret ettiler bize. 'Bunlar para için burada oturdular'. Hangi evlat parayla satılır? Onlar kendi evlatlarını parayla satıyorlar mı? Niye fakir, fukara, garibanın evladını parayla satıyorlar? Bizden ne istediler?"
Nöbetteki babalardan, “Burada demokrasi yok, burada alçaklık var. 5 yıldır ben oğlumdan haber almıyorum. Diğer ailelere de sesleniyorum. Gelin bunların kirli yüzünü görün, gelin bakın çocuklarınızı dağa kaçırıyorlar. 12 yaşındaki, 14 yaşındaki çocukları dağa kaçırıyorlar. Gelin bunların kirli yüzünü görün. Utanmazlar yeni bir kapı açmış ve kim bilir burada ne kadar insanın kanına girmişler, kaç çocuğun kanına girmişler, utanmalılar. Mecliste bazı vekiller konuşup duruyor, gelin bunların kirli yüzünü görün.. Ben buradan devletime sesleniyorum, artık bunların kirli yüzünü görsünler ve bunlara maaş vermesinler. Bu aldıkları maaşla bizlere zulüm yapıyorlar.”

1 Ocak 2020 Çarşamba

BM huzur ve güveni gençlerle sağlayacak



Dünya huzur, barış ve güvenliğini sağlamak için kurulmuş olan Birleşmiş Milletleri 2020 yılında 75. Yılını kutluyor.
Ancak bütün dünyanın huzur ve güveninin teslim edildiği beş güç yüklendiği bu hayati görevi yerine getirme konusunda yetersiz kaldığı gibi adil de hareket etmiyor.
Sözde huzur ve güveni sağlamak şöyle dursun, yeryüzünde nehirler gibi mazlum kanı akıyor.
Savunmasız insanlar eşi görülmemiş bir şekilde zalimlerin katliamına maruz kalıyor.
Günümüzde ya iç savaş, ya da terör olaylarıyla acımasızlık, zulüm ve katliam zirve yapmış durumda.
20’inci asrın son on yılları ve bu asrın ilk iki on yılı terör ve iç savaşların zirve yaptığı yıllar oldu.
Ayrıca geçtiğimiz yüzyılın son on yılı Sovyet Blokunun çöktüğü, insan fıtratıyla bağdaşmayan komünizm teorisinin ve tehlikesinin ortadan kalktığı bir dönem oldu.
Komünizm tehlikesi ortadan kalkmıştı, fakat yerine terör ikame edilmişti.
Terör vahşeti ağırlıklı olarak, özellikle bazı İslam ülkelerinde on yıllardır etkisini sürdürüyor…
Son olarak Mogadişu’da 2 Türk vatandaşıyla 81 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırı terör devletinin yeni bir vahşetini gösteriyor.
Terör istisnasız olarak İslam ülkelerinde en vahşi bir şekilde etkisini sürdürüyor.
Suriye’de tükenme noktasına gelmiş olan rejim dış desteklerle yaklaşık sekiz yıldır savunmasız insanların üzerine en ağır silahlarla vahşet saçıyor.
İnsanlık suçu işleyenlerin cezasız kalmaları bu vahşeti yapanları cesaretlendiriyor.
Açıkça bu durum vahşete göz yuman bir uluslararası hukuk sisteminin varlığını ve çalışmadığını ve insan hakları organizasyonlarının görev yapmadığını gösteriyor.
1945 yılında uluslararası barış ve güveni sağlamak maksadıyla kurulan bu insani teşkilat artık asli görevini yerine getirme melekesini kaybetmiş.
İşte dünyanın huzur ve güvenlik görevini üstlenen BM’nin bu önemli görevinde ya çaresiz ya da üstlendiği görevi yerine getirme kabiliyetinden yoksun bulunmasından dolayı yeni bir uygulama başlatıyor.
Çünkü bu kurumu yönetenlerin eli ve kolu bağlanmış sadece demeç vermekle yetinebiliyorlar. Bu nedenle mevcut yapının dünyaya huzur ve güven getiremeyeceğini iş başında bulunanlar çok iyi anlamış bulunuyor.
İşte BM dünyanın birçok yerinde etkisini sürdüren açlık, yoksulluk en önemlisi de terör ve iç çatışmalara çare bulmak için kurumun 70. Yılında yeni bir uygulama başlatıyor.
Bunun için 2020 yılında bütün dünya genç nüfusunun katılacağı ve görüş belirteceği bir oturum, bir nevi dünya milletleri meclisi şeklinde olacak bir oturum düzenleyip dünyanın içinde bulunduğu çıkmaza çare bulma hedefleniyor.
Böylece küresel huzur ve güveni üstlenen BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi yerine dünyanın genç ve sağduyu sahiplerinin hak ve adaletten yana görüşlerini bütün dünyaya duyurarak mazlumlara bir çıkar yol bulması umuluyor.
Eğer bu katılım adil ve özellikle zulme maruz kalan ülkelerin sesine ağırlık verirse, mazlumların kanını akıtmaktan çekinmeyen zalimler uluslararası hukuk önünde hesap verebilirler.

28 Kasım 2019 Perşembe

Suyun hayati önemi



Suyun gündeme gelmediği gün yok.
Çünkü başta insan olmak kaydıyla, bütün canlılar için hayati önem taşıyor.
İnsanlar için içme, kullanma, temizlik ve her türlü üretimin ayrılmaz bir parçası.
Su kaynaklarının ortalama yüzde yetmişi zirai üretimde kullanılıyor. Oran ürüne ve ülkeye, suyun verimli kullanılma şartlarına göre değişiklik gösterebiliyor.
Yüzde otuzluk kısmı ise evsel kullanım ve sanayi üretiminde kullanılıyor.
Su sanayi üretimi için de önemli bir bileşen.
Teknolojinin ilerleyip çeşitlenmesi insan hayatına artan bir şekilde girmesi ve şehirleşmenin her geçen gün artış göstermesi bir yandan su tüketimini artırırken, diğer taraftan ise su kaynaklarını kirleterek zararlar veriyor.
Su kaynakları sadece sanayi ve şehirleşmenin olumsuz etkilerine maruz kalmıyor, aynı zamanda iklim değişikliği ve küresel ısınma bu hayati kaynağa olumsuz etkiler bırakıyor...
Sınıraşan su yollarının zaman zaman ülkeler arasında ihtilaflara neden olduğu ve bu vesileyle artan ve devam eden ihtilaflarda uzlaşmaya varılamaması ise su savaşlarının olacağı ihtimalini gündeme getiriyor.
Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin altıncı maddesi su konusu. Bu madde herkes için temiz suya ve sanitasyona erişmeyi hedefliyor.
Herkes için temiz, erişilebilir su içinde yaşadığımız dünya için temel olduğu ve gezegende bunu başaracak yeterli suyun bulunduğu ifade ediliyor.
Ancak kötü ekonomiler veya yetersiz altyapı nedeniyle uygun olmayan su arzı, sanitasyon ve hijyen nedeniyle çocuklar dahil, her yıl milyonlarca insan ölüyor.
Aynı  zamanda su kıtlığı, kötü kaliteli su ve uygun olmayan sanitasyon gıda güvenliğini, geçim tercihlerini ve fakir aileler için eğitim fırsatlarını dünya çapında olumsuz etkiliyor.
BM’nin açıklamasına göre mevcut durumda 2 milyardan fazla insan tatlı su kaynaklarının azalan erişim riskiyle yaşıyor ve 2050 yılın kadar dört kişiden biri muhtemelen kronik ya da tekrarlanan tatlı su yetersizlikleriyle yaşıyor olacak. Kuraklık ise dünyanın fakir ülkelerinin bazılarında spesifik sıkıntı olup açlık ve yetersiz beslenmeyi kötüleştiriyor.
BM’nin açıklamalarına göre, geçen on yılda yapılan gelişme nedeniyle dünya nüfusunun yüzde 90’ı halihazırda içme suyu kaynaklarına ve sanitasyona sahip.
İçme suyu ve sanitasyonu geliştirmek için alt sahra Afrikası, Orta Asya, Güney Asya, Doğu Asya ve Güneydoğu Asya'daki gelişmekte olan ülkelerde tatlısu ekosistemlerinin ve sanitasyon tesislerinin yönetiminde yatırım artışına ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.
2017 verilerine göre;
785 milyon insan temel içme suyu hizmetlerinden yoksun bulunuyor.
Yine dünya genelinde 5 kişinin 2’si sabunla el yıkama tesisinden ve evinde sudan yoksun bulunuyor.
2030 yılına kadar 700 milyon insan su kıtlığından dolayı bulunduğu yeri değiştirmiş olacak.
Bazı ülkelerde 2 milyar insan yüksek su stresi yaşıyor.
Küresel nüfusun yüzde 9’unu oluşturan 673 milyon insan tuvalet ihtiyacını açık alanlarda gideriyor, bunların çoğunluğu güney Asya’da bulunuyor...
Bu hususta BM’ye önemli görev düşüyor, sadece bu hayati eksiklikleri tespit etmekle kalmayıp bir an evvel bunların giderilmesi için ilgili ülkelerle çalışma başlatması gerekiyor.
Söz konusu ülkelerin BM kürsülerinde bu hayati konuları laf üreterek geçiştirme yerine bu alanlara yatırım ve eğitim seferberliği başlatmaları kaçınılmaz görünüyor.
Aynı zamanda Dünya Bankasına ve benzeri kuruluşlara da bu alanlara yatırımları finanse etmede önemli görevler düşüyor.

21 Kasım 2019 Perşembe

Küresel gıda kayıpları



Uluslararası Tarım Kalkınma Fonunun (IFAD) açıklamasına göre, gıda kayıpları hasat ve perakende satışlar arasında meydana geliyor. Bu aynı zamanda hasat sonrası kayıplar olarak biliniyor. Bu durum ise bir çok gelişmekte olan ülkelerde temel sıkıntı olarak gıda güvenliğini ve gelir güvenliğini tehlikeye atıyor.
IFAD kendini gıda kayıplarındaki bu olumsuz durumu hafifletmeye adamış.
IFAD gıda kayıplarını azaltmak amacıyla tavsiye ettiği hususları on madde ile açıklıyor.
1.     Finansmana erişim
Çiftçileri kayıpları azaltacak ana sıkıntılardan biri gelişmiş hasat sonrası tesisleri ve ekipmanı satın almak için finans vasıtalarının eksikliği tespitinde bulunuyor. Çiftçilere finans erişimi geliştirmek amacıyla, IFAD gıda kayıplarını azaltmak için çiftçi kooperatiflerini, küçük ve orta ölçekli işletmeleri önemli görüyor.
2.     Çiftçilerin pazarlara bağlantısını sağlamak
Eğer çiftçiler ürünlerini satıp kar elde edemiyorlarsa, gıda kayıplarını azaltmak maksadıyla yatırım yapmak için istekli olmuyorlar. Gıda kayıp faaliyetlerinde yatırımı artıracak bir diğer temel adım ise üreticileri karlı pazarlara yönlendirmek.
3.     Tahıllar için çiftlikte depolama ortamını iyileştirme
Gelişmekte olan ülkelerde tahıl kayıplarını azaltmak için geniş bir şekilde uygulanan önemli çözümlerden biri çiftlik depolama teknolojilerinde gelişme. Eğer doğru bir şekilde kullanılırsa, tercihlerde en yaygın olanı metal konteyner ve hermetik torbaların yaklaşık olarak sıfır seviyesinde tahıl kayıplarını azaltabileceği, ev tüketimi ve satış için gıda mevcudiyetini artırmak yönünde çiftçilere imkan tanıyacağı ifade ediliyor.
4.     Tahıl kurutma ekipmanının kalitesini artırmak
Tahıl değer zincirinde depolama esnasında kalite ve miktarda meydana gelen kayıpların çoğu uygun olmayan tahıl kurutma nedeniyle meydana geliyor. Kurutmada tahılların kayıplarında iki büyük sebep ise küf zararı ve aflotoksin kirlenmesinin olduğu ifade ediliyor. Bu nedenle çiftçilere ve çiftçi organizasyonlarına gelişmiş kurutma ekipmanı elde etmelerine yardım etmek, basit branda ve kapaklardan gelişmiş tahıl kurutma ekipmanına ve muhafazasına geçmek böylece yağmurdan korunarak çoğu durumlarda gıda kayıplarını azaltmak tavsiye ediliyor.
5.     Taze ürün için soğuk depolamayı sağlamak
Kayıpların en yüksek seviyesi taze ürün değer zincirlerinde meydana geliyor. Özellikle meyveler ve sebzeler, aynı zamanda balık, et ve süt bu kategoride yer alıyor. Sıcaklık taze ürünün bozulmasında önde gelen sebeplerden ve soğuk zincir ekipman ve altyapı eksikliği gelişmekte olan ülkelerde kayıpların yüksek olmasına yol açıyor. Satın alınabilir ve uygun soğutma ekipmanı elde etmede çiftçileri ve tüccarları desteklemek taze ürün kayıplarını önemli ölçüde azaltabileceği öngörülüyor
6.     Nakliyenin güçlendirilmesi
Uzak kırsal alanlarda yaşayan çiftçiler için ulaşım eksikliği belkide en büyük sıkıntı. Bu pazara erişimi engellemekte, ulaşım süresini artırmakta ve ürünün zarar görme riskini artırmakta. Ulaşım altyapısını geliştirmek gıda kayıplarının azalmasında kayda değer etki yapacağı bekleniyor.
7.     Ticari depolama inşa etmek
Kolektif depolama tesisleri ise, fiyatların artmasını bekleyen ve çiftlik depolama teknolojilerinde eksiklik çeken çiftçilerin ürünlerini güvenli bir şekilde depolamaları bir çözüm olabileceği bekleniyor.
8.     Çiftçileri eğitmek
Ekipman ve altyapı eksikliği temel bir sıkıntı olmasına rağmen küçük çiftçiler arasında kapasite ve farkındalık eksikliği hafife alınmamalı. Hasat sonrasındaki yönetme ve ürünlerin depolanmasındaki yönetim için çiftçilerin eğitimi gıda kayıplarını azaltmak için önemli görülüyor. Örneğin hasat, ürün kurutma, nem yönetimi ve güvenli depolamanın zamanlamasındaki becerilere çoğu çiftçilerin gelişmekte olan ülkelerde sahip olmadıkları hatırlatılıyor.
9.     Veri toplama
Doğru hedefleme, değerlendirme ve gıda kayıp azaltma müdahalesinin tanımlamasını engellerken, kayıpların sebepleri ve miktarlarında bir diğer önemli sınırlandırma ise doğru veri eksikliğinin olması. 
Gıda kayıplarının nicel ve nitelik analizi için değişik metodolojiler bulunuyor. En önemli yaygın olanı FAO gıda kayıp değerlendirme metodolojisi, örneğin bilinen bir değer zinciri için kritik kayıp noktalarını tanımlamaya imkan tanıması, böylece müdahalenin daha doğru bir hedeflenmesine izin veriyor olacak.
10. Politikalar geliştirmek
Gıda kayıp azaltılmasını ulusal tarım stratejilerine entegrasyonda hükumetleri desteklemek azalan gıda kayıplarını sağlamak için gereken uzun vadeli politik taahhütlerin sağlanması maksadıyla önemli görülüyor. Bu durum finansal destek ve teknik uzmanlık açısından destek gerektirebilir.
Dünya çapında bir milyara yakın aç ve yetersiz beslenen insanın bulunuyor. Bu nedenle gıda üretimi hasat sonrası kayıplara ilaveten başka engellerle karşı karşıya bulunuyor...

10 Kasım 2019 Pazar

Barış ve Kalkınma Günü




Birleşmiş Milletler (BM) her yıl 10 kasımı 'Barış ve Kalkınma için Dünya Bilim Günü' olarak kutluyor. Bu vesileyle toplumda bilimin rolünü ve öne çıkan ilmi konulardaki tartışmalarda geniş katılım ihtiyacını vurguluyor.
Toplumla bilim arasında daha yakın bağ kurarak, Barış ve Kalkınma için Dünya Bilim Günü dolayısıyla vatandaşların ilimle bilgilendirilmiş olmalarını sağlama amaçlanıyor.
Aynı zamanda bütün insanlık için evimiz olan önemli ve kırılgan hale gelen gezegenimiz adına anlayışımızın artmasında ve toplumların daha sürdürülebilir olmasında bilim adamlarının rolünün önemine atıfta bulunuyor.
Barış ve Kalkınma Gününün barış ve gelişme için hükumet yetkililerinden medya ve öğrencilere kadar olan geniş bir yelpazede ilmi konuyla ilgili bütün aktörlerin harekete geçmesi için fırsat sunduğu belirtiliyor.
Barış ve Kalkınma için Dünya Bilim Gününün hedefleri ise şöyle sıralanıyor;
Barış ve sürdürülebilir toplumlar için bilimin rolü üzerinde kamu farkındalığını artırmak
Ülkeler arasında bilimin paylaşılması için ulusal ve uluslararası dayanışmayı geliştirmek
Toplumların menfaatine yönelik bilimin kullanılması için ulusal ve uluslararası taahhüdü yenilemek
Bilim ve bilimsel çaba için destek yükselterek karşılaşılan zorluklara dikkat çekmek günün hedefleri arasında yer alıyor.
Günün 2019 yılı teması ise; açık bilim, kimsenin bu alanda geride kalmamasını sağlamak...
Açık bilim sadece araştırmacı kesime açık olan konu olmayıp, açık erişim ve açık veri gibi topluma bilimi açmayı hedefliyor.
Son yıllarda yapılan gelişmeye rağmen, bilime, teknolojiye ve yeniliğe erişmeye ve onların faydalarını yaşamaya gelince farklı bölgelerde ve ülkelerde hala adaletsizliklere şahit olunduğu hatırlatılıyor.
Bu eşitsizlikleri ele almak ve açığı kapatmak, ‘açık bilim teması’ doğru yönde önemli bir adım olarak görülüyor.
İlmi veri, sonuçları, hipotezler ve görüşlerin açık iletişimi ise ilmi sürecin merkezinde yer alıyor. BM bu bağlamda ilmi araştırma ve verinin herkese erişimini sağlamak için açık bilimin büyüyen küresel bir hareket olduğunu vurguluyor.
Açık bilim bilimsel işbirliği ve keşfi önemli ölçüde artırmak ve iyi uyarlanmış teknolojilerin benimsenmesini kolaylaştırma potansiyeline sahip olduğu belirtiliyor.
Bu vesileyle “Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini” başarmak, özellikle Afrika'da, gelişmekte olan ülkelerde ve kalkınmakta olan küçük ada devletlerde başarıyı elde etmek için Açık Bilim temasının oyun değiştirici olabileceği bekleniyor...
Bilindiği gibi Birleşmiş Milletlerde çok sayıda gün var. Her biri yeryüzünde bulunan insanların karşılaştıkları zorlukları, sıkıntıları aşmak hedefini güdüyor.
Ancak beklenen sonuçları almak planlanan zamanda mümkün olmuyor.
Bu olumsuz yönüne rağmen kof işlerle uğraşmak yerine mantıklı, rasyonel ve sonuç alınacak hedefler belirlemesi insanlık adına sevindirici ve umut verici...
Zaman insanın en kıymetli varlığı.
Su gibi akıp geçen zamanı yararsız işlere harcamak akıl ve mantıkla bağdaşmıyor.
Zamanın değerini iyi bilen yüksek şahsiyetler “mümkün olsa da zaman satın alabilsem” diye bu hususa önem atfetmişler.
Atalarımız aynı zamanda “vakit nakittir” vecizesini ifade etmişler. Önemli olan zamanı en iyi şekilde kullanma sanatını öğrenmek; milyonların boş işlerle vakit geçirmesine alkış tutmak ne kalkınma ve ne de çağdaş milletler seviyesine ulaşmaya, hatta onu aşmaya fayda sağlamayacaktır.