15 Kasım 2012 Perşembe

Filistin ve Gazze kurtuluşu


 

 İsrail her zamanki gibi kendisince gayet normal olan Filistin’in bir bölümü olan Gazze’ye saldırısını yaptı. İsrail biliyor ki arkasındaki güçler onu her halükarda destekleyecek, kendisine sağlanan güvenlerinde hiçbir eksiklik olmayacak...

İlk günden bu yana aynı minval üzere saldırılarını sürdürüyor.

Her seferinde de ABD ve BM tarafından basit bir kınama ile iş geçiştiriliyor.

Bu kınamalar İsrail devletine, bir bakıma ‘sen yoluna devam et’ benzeri bir kınama anlayışından ileri gitmiyor.

Çünkü İsrail devleti bunun altyapısını önceden hazırlamış. Arkasına aldığı güçler ile haklılığını bütün dünyaya kabul ettiriyor.

İsrail’in bu uluslararası ortamda kendine haklılık bahşeden gerekçesi karşı tarafı terörist olarak bütün dünya kamuoyuna kabul ettirmesidir.

Bu çaresiz duruma düşen taraf bir de Müslüman olunca İsrail’in işi daha da kolaylaşmış oluyor.

Dünya insanlarının her türlü haklarını savunmak için kurulmuş olan Birleşmiş Milletler ise maalesef bu konuda gerekli ve zamanında alınması lazım gelen karaları alamıyor. Güvenlik Konseyinden çıkan kararlar baktığımızda, haktan ve adaletten yana olmayıp; hep güçlüden taraf olduğu için, netice olarak mazlum milletler; sözde insan haklarından, hukukun üstünlüğünden ve demokrasiden yana olduklarını her seferde ve fırsatta vurgulayan uluslararası toplumun desteğini yanlarına alamıyor.

Altmış yılı aşkın süredir Filistinlileri öldürerek topraklarını işgal eden İsrail devleti, bugün olduğu gibi bundan sonra da aynı insanlık dışı saldırılarına devam edecektir. Kendisi de bunu hiç kimseden çekinmeden ifade etmekte. İsrail’in nihai hedefi var, ulaşmak istediği menzili var bunu gerçekleştirmek için her türlü saptırmayı ve kara propagandayı yaparak emellerine ulaşma hayali içinde olacaktır.

Bütün Müslümanları potansiyel terörist olarak dünyaya jurnal ederek kendini haklı çıkaracaktır. Ne zamana kadar? Birleşmiş Milletlerin ve diğer uluslararası kuruluşların adil bir yapıya kavuşmasına kadar! Mevcut dünya düzeninde “bu mümkün olur mu?” sorusu akla geliyor…

İsrail’in taktiğini uygulayarak olur.

Topla tüfekle değil! Yapılacak çalışmaların uluslararası zeminde meşruiyet, hukukun üstünlüğü ve insan hakları prensipleri çerçevesinde kalarak; yoğun bir diploması faaliyeti içinde olarak İsrail’in kara propagandasının gerçek yüzü açığa çıkarılabilir.

Bu ülkenin her söylediğinin doğru olmadığı kanaatini uluslararası toplumda uyandırarak...

Müslüman ve Arap birliği ülkelerinin konuyu BM zemininde yasal gerekçelerle savunarak, dünya kamuoyunun İsrail yanındaki desteğini hakikat yönüne çevirerek olur…

Bu arada Filistin’in yapması gereken acil durum ise, uluslararası toplum nezdinde yer etmiş olan terörist imajını silmek olacaktır.

Statükocu yapı ve anlayıştan kendini elimine ederek, Filistin’in yeniden yapılanma sürecine girip bunu en kısa zamanda gerçekleştirmesi elzem hale gelmiştir.

İşin ta başından beri Filistin kendini savunmada yanlışlık yaparak bugünkü acı duruma gelmiş; gerek insan ve gerekse toprak olarak sürekli kayıp vermiştir.

Gerilla anlayışlıyla işe koyulan ve yanlış yönlendirilen Filistin kendini bu yapıdan, bu görüntüden kurtarması gerekiyor. Bu da, BM üyesi bütün İslam ülkelerini yanına alarak, uluslararası zeminde kendisinin savunulmasını isteyerek yapılır.
Bunun için mekik diplomasisi yapması gerecek…

Bugüne kadar soba borusundan yapmış olduğu roketlerle kendisine verdiği zararlar, karşı tarafa verdiğinden çok daha fazla olmuş. Bununla kendini savunamayacağı ve savunmasını meşru zemine nasıl taşıyacağının yollarını aramalıdır.

Filistin ve Gazze yeniden yapılanmalı, bunu yaparken bütün İslam ülkelerinin ve bunların uluslararası kuruluşlarının maddi ve manevi desteğine başvurması gerekiyor. Filistin meşru zeminde ilerledikçe, İsrail bundan çok rahatsız olacaktır, Filistin, İsrail’e kendi eliyle vermiş olduğu kozu kendi eliyle almalı…
 
 
 

11 Kasım 2012 Pazar

Başkan Obama'nın yüzleşeceği sıkıntılar

 

 

İkinci defa seçimi kazanan ABD Başkanı Barak Obama’yı zor günler bekliyor. Başkan Obama için yapılan yorumlar ikinci defa kazandığı seçim sevincinin kursağında kalacağı şeklinde.

Gerek kendi ülkesinde ve gerekse uluslararası alanda dünyanın içinde bulunduğu çözüm bekleyen sıkıntılar, ABD başkanını zor günlerin beklediği şeklinde değerlendiriliyor.

Küresel ekonominin yavaşlama sürecine girmesi, ABD ekonomisindeki ağır ilerleyen iyileşmeyi tehdit ediyor.

Ülke gündeminin dışında, İran’ın nükleer programı ve Suriye’deki çatışmalar ise ABD Başkanı Obama’nın, işin kolay kısmını başardığı, fakat ikinci döneminde acılı durumlarla karşılaşacağı şeklinde yorumlanıyor.

Ülke içinde en önemli ekonomik sıkıntının mali uçurum olduğu görüşü ve bunun ülke ekonomisini durgunluğa çekeceği endişesi var.

Önceki başkan George W. Bush döneminde başlatılan vergi indiriminin, bu sene başında sona ereceği ve sosyal güvenlik ve sağlık hariç geniş kapsamlı harcama kesintisi bütün federal programı vurmuş olacak.

Harcama kesintilerinin ve vergi artışlarının yürürlüğe girmesi ise kırılgan ABD ekonomisini durgunluğa sürükleyeceği öngörülüyor.

Vergi artışlarının aynı zamanda işsizliği de körükleyeceği söyleniyor. Ancak Obama’nın Kongreye baskı yaparak vergi indirimlerini ve harcama kesintilerini 2013 sonlarına kadar erteleyeceği bekleniyor.

Obama ekonomik refahı ve ülke güvenliğine bir tehdit olan kronik federal açıkları ve borçları azaltmayı ilk öncelik olarak görüyor.

Bu arada başkan Obama orta sınıf vatandaşlar için mevcut vergi oranlarının korunması ve zenginler için senatodan geçen vergi artışı taslağının temsilciler meclisinden de geçmesi için Cumhuriyetçilere çağrıda bulundu.

Ekonominin yılsonunda karşılaşabileceği mali uçurumla nasıl baş edeceği konusunu kongre ile görüşmeye açık olduğunu ve bunun için vergi artışı ve harcama kesintisini düşündüğünü ifade ediliyor.

Obama’nın uluslararasında karışılacağı problemler ise şu şekilde sıralanıyor; Ortadoğu’daki demokratik hareket ABD için önemli bir hedef olarak görülüyor.

Bush döneminde Irak ve Gazze’de düzenlenen seçimler Beyaz Saray tarafından memnuniyetle karşılanmıştı.

ABD’ye karşı Ortadoğu’daki kamuoyunun, ABD çıkarları ve dış politikası açısından önemi vurgulanıyor. El kaidenin Pakistan ve Yemen gibi yerlerde hala varlığını sürdürmesi, bir diğer endişe konusu.

ABD güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi, Irak’ta istikrarın sağlanması ve İsrail/Filistin durumuna istikrar teşvik etme, terörizmle mücadele, enerjiye erişim sağlama ve nükleer çoğalmayı önlemek gibi önemli husular gündemin diğer konuları.

ABD’nin İran’a yönelik olarak görüşü ise, bu ülkenin nükleer emellerinin gizli olmadığı, bu nedenle bu durumun ABD’yi baskıcı müeyyideleri uygulamaya zorladığı kanaati var.

Suriye’de ise ayaklanmanın başladığı tarihten bugüne kadar net ve açık bir şekilde nelerin olduğu insan hakları ihlallerinin hangi boyutlara ulaştığı net bir şekilde bilinmediği biryana; 30 bin kişiden fazla insanın öldüğü, ölümlerin aralıksız devam ettiği, kış şartlarının başladığı ve bu insanlık dramının nasıl sona erdirileceği konusunda kesin bir çözüm ve tarih söylemek mümkün görünmüyor.

Suriye’de yaşanan insanlık ayıbı Arap Baharının son büyük silahlı ihtilafı olarak görülüyor. Uluslararası toplumun Beşar Esat’a hoşgörü göstermeye devam etmesini tahayyül etmenin zor olduğu vurgulanıyor. Uluslararası toplumun bundan sonra konuya çok daha duyarlı bir şekilde yaklaşması gerekiyor.

Gerek içerde ve gerekse uluslararası ortamda çözüm bekleyen çok sayıda problem var, dileyelim bu sıkıntılara samimi ve çözüm amaçlı yaklaşılsın...
Bunların içinde en acil çözüm bekleyen ise Suriye! 

 

 

 

 

4 Kasım 2012 Pazar

On yıl önce on yıl sonra


 
 

On yıl önce Ak Parti 3 Kasım 2002 yılında seçimi kazanarak iktidara gelmişti.

O günden bugüne kısa bir değerlendirme yapıldığında ülkemizde çok şeylerin değiştiğine şahit oluyoruz.

Ülke kalkınmasının önünde aşılmaz bir kale gibi duran anlamsız tabuları ve statükocu anlayışı saf dışı bırakarak, Ak Parti hükümetlerinin bu süre zarfında sadece hizmet etmeyi kendine düstur ederek çalışmalarını sürdürdüğünü görüyoruz.

Geçen on yıllık süre içerisinde ülkenin kalkınması, gelişmesi ve büyümesi önceki yıllarda yapılanlarla kıyas kabul edilmeyecek bir oranda olduğuna şahit oluyoruz.

Yakın çevremiz ve dünyada yaşanan pek çok olumsuz gelişmelere rağmen, ülkemiz ekonomisinde olumlu gelişmeler oldu.

İçerdeki ve dışarıdaki kan içicilerin hain ve çirkin emellerine hizmet eden ve otomatik bir düğmeye bağlanan terör ise Ak Parti iktidarında kazınılan olumlu gelişmeleri engellemek ve ülkede huzur ve güveni bozmak ve özellikle de doğu ve güneydoğu bölgemizin kalkınmasını engellemek için yeniden sahneye konuldu!...

Bu on yıllık dönemde ülkemiz istikrar ve güvene kavuştu. Bu istikrar ve güvenin olumlu sonuçlarından biri de Türk parasını değerlenmesi ve para piyasalarının istikrarlı seyir izlemesi idi.

On yıl önce Merkez Bankası 4 kasım 2002 tarihli 1 ABD doları satış kuru 1,678 TL’den işlem görmüş.

On yıl sonra, 2 kasım 2012 itibariyle Merkez Bankası kaynaklarına göre 1 ABD doları döviz satış kuru 1,79 TL. Arada kayda değer bir farkın olmadığını görüyoruz.

Bu rakamlar istikrar ve güvenin hâkim olduğu bir yönetim becerisini gösteriyor.
 
On yıllık dönemde döviz kurunda meydana gelen çok küçük bir artış olması, Türk parasının değer kazandığının tescili oluyor. 

Döviz kurlarında çok önemli bir değişiklik olmamasına rağmen, ihracatta yaklaşık dört katlık bir artış olmuş.

Türkiye’nin 2002 yılı ihracatı 36 milyar dolardı.

Ekim ayı sonu itibariyle ihracat bu yılın ilk 10 ayında 124,8 milyar, 12 aylık dönem itibariyle 148,3 milyara ulaşmış. Buna göre yılsonu ihracat rakamının sene başında belirlenen rakam olan 150 milyar civarında olacağı öngörülüyor.

10 yılda ihracat artışı 4.1 kat olmuş.

Bu artış oranı gelecek 10 yılı için önemli bir referans olacak.

Gelecek 10 yıllık dönemde ihracat oranlarındaki yıllık artış oranı geçtiğimiz 10 yıldaki gibi bir seyir izlediği takdirde, 2023 yılı için hedeflenen rakam tutturulmuş olacak.

 

 

 

 

3 Kasım 2012 Cumartesi

Gazze ve Suriye’nin stratejik önemi


 

 

İsrail Gazze’ye kimseyi yaklaştırmıyor.

Bu tutumu ise ona verilmiş önemli görevmiş gibi bir algı oluşturuyor dünya kamuoyunda.

Bugüne kadar işgal ederek, öldürerek, söz konusu toprakların asıl sahiplerinin her türlü haklarını hiçe sayarak kesintisiz zulüm ve baskı politikasıyla bu işi yürütmüş.

Bunun arkasında duran asıl amaç ise Gazze’nin batı dünyası için stratejik öneminden kaynaklanıyor.

Daha doğrusu Filistinlileri batıya potansiyel terörist olarak jurnalleyerek kendisine haklı bir zemin oluşturmuş oluyor. 

Çünkü Gazze abluka altında ve insanı yardım amacıyla yapılacak bütün yardımlar akıl almaz bahanelerle durduruluyor.

Açık bir şekilde Birleşmiş Milletlerin her fırsatta temsil ettiği ve sahip çıktığı insan hakları ihlal ediliyor.

Birleşmiş Milletler de bu duruma arkasında duran güçlerle göz yumuyor.

Batı için Gazze stratejik öneme sahipse, Rusya ve Çin için de Suriye önem taşıyor.

Bu iki ülke Suriye’de yaşanan birbuçuk yılı aşan süre zarfındaki zulme anlamsız bahanelerle ilgisiz kalarak, zulmü uygulayan zalim devlet başkanını destekliyor.

Elbette zalim bir lideri korumak istediğinden değil, mevcut yönetim marifetiyle kendi çıkarlarını sürdürmek, böylece Batının Gazze stratejisine karşı Akdeniz’de kendi üstünlüklerini korumak ve sürdürmek için böyle bir destek içinde bulunuyorlar.

Suriye’nin zalim lideri kendi şahsi menfaati için ülkesini yakıp yıkmaktan öte, kendi halkına en acımasız silahlarla çoluk çocuk, kadın erkek demeden saldırarak katlediyor.

Ne uluslararası toplumun ve ne de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bu zulme dur diyecek kararlı ve açık bir tavrı yok, zaten konsey adil olmayan yapısı gereği böyle bir kararı almaya da üyelerin menfaatleri nedeniyle yanaşmıyor.

Her fırsatta insan hakları savunuculuğunu yapan BM ve uluslararası toplum Suriye’de iki yıla yakındır yaşanan katliamlara seyirci kalıyor.

Suriye’de ne yazık ki acımasız bir şekilde çatışmalar devam ediyor.

İki taraftan her gün onlarca insan hayatını kaybediyor.

Bu arada BM muhalif güçlere yönelik bir açıklamada bulundu!

Suriye’deki muhalif güçlerin esir aldığı Esat’ın askerlerini öldürmesi nedeniyle savaş suçu işlediklerini açıklıyordu.

Bu insanlık dışı savaşı başlatan ise Suriye’nin zalim lideri idi.

Elindeki en güçlü silahlarla savunmasız insanların üzerine silahlarını boşaltarak otuzbin masum vatandaşının ölümüne neden oldu.

Bu kişi hakkında ve buna destek verenler hakkında BM’nin savaş suçlusu olduğuna dair bir açıklaması var mı?

 

BM’nin öncelikle Güvenlik Konseyini oluşturan sağlıksız yapıyı eleştirmesi gerekiyor. Bu haksız ve hukuksuz yapıyı genel kuruluna taşıyıp, tartışıp adil bir yapıya kavuşturmasının zamanı gelmiştir.

Kendisini adil bir yapıya kavuşturursa; kendi işi kolaylaştığı gibi, savunuculuğunu yaptığı insani değerlerin de yeryüzünde yaygınlaşmasına ve kalıcılığına katkıda bulunmuş olacak.

Gerek Suriye’de ve gerekse Filistin ve Filistin’den koparılmış Gazze’de insanların haksız yere ölmelerini önlemek ve kalıcı barışın sağlanması ise Güvenlik Konseyinin alacağı tarafsız ve adil kararlara bağlı.

 

2 Kasım 2012 Cuma

Economic crisis continues to exist


 

Of course there are many crucial issues have been waiting for solution on the agenda, such as unrest in Syria that exceeded 20 months, Muslim population whose homes have been fired and obliged to exile from their own territories in Myanmar and so on across the world.

In addition, another crucial issue that has been on the top of the agenda is the global economic crisis persists its weight across the world since 2007 – 2008.

The observers commented that global economy has experienced a continuous deceleration since the beginning of the year.

Despite the prevailing weakness in the world economy, the slowing momentum is expected to reach the low point later this year. It is forecast that a slowdown in the manufacturing sector might fertilize through the rest of the economy and affect employment.

Regarding downward tendency, global growth was revised to 3.1 percent from 3.5 percent at the beginning of this year for 2012.

The growth is forecast to accelerate somewhat to 3.6 percent from 2013-2016, and then show a further slowdown to 2.7 percent from 2017-2025.

In 2013, the global growth is projected to be slightly higher at 3.2%, compared to a downwardly adjusted performance of 3.1% for this year.

The US economy is regarded to show a relatively better performance than the other major developed economies, although growth is expected to slow from 2.2% for this year to 2.0% in 2013.

One of emerging economies, China which spearheads the world economy is predicted to expand by 7.6% in 2012 and 8.0% in the coming year. As for India, it is forecast to grow by 5.7% this year and 6.6% in 2013.

The EU and the US are China’s two largest export markets, it is foreseen weak demand in these two major regions will continue to weigh on the growth prospects of the export sector and the economy as a whole.

Growth for the Euro-zone is expected to be 0.1% in 2013, following a contraction of 0.5% this year.

Emerging Asian economy has become increasingly dependent on the Chinese economy and a slowdown in China’s growth would deteriorate prospects for economic growth in the emerging markets of the region, according to the analysts.

Following the slowdown in the Latin American region in 2011, a further slowdown is expected for this region in 2012, in a context of Euro-zone contraction.

As for the Middle East and North Africa Economic growth, it would be constrained in 2012 by weak economic growth in some countries.

In North Africa, exports of goods and services (tourism, in particular) will be constrained by weak demand in Europe.

Regional growth will pick up slightly in 2013, boosted by massive ongoing infrastructure development programmes in Saudi Arabia and other oil exporting countries of the region.

OPEC forecasts stronger economic growth in the 2H13 as hydrocarbons output continues to rise, oil prices stabilize at a high nominal level and some of the large infrastructure projects in the region start to come on-stream.

Euro area is regarded as the starting point of the economic crisis, thereby it is cited the need to restore confidence to euro area by completing its duties and assignments such as reducing of government debts and deficits in a way that supports growth; implementation of structural reforms and clean-up of the banking sector.

Seemingly recession in the global economy might maintain its effects.

The key question might be how policymakers will manage the automatic budget cuts that would be implemented in the next year.

It is assumed that a compromise will be found and that the budget cuts would be alleviated and spread over the coming years, accordingly the negative growth impact will be limited.

 

 

21 Ekim 2012 Pazar

Korsan devlet anlayışı

 

 

Gazze’ye insani yardım götüren Finlandiya bandıralı Estelle gemisi İsrail deniz kuvvetleri tarafından engellenerek Aşdod limanına çekildi.

Gemide bulunan aktivistler insani yardımı Gazzelilere götüreceklerdi.

İsrail’in bu insanlık dışı tutumuna takip ettiğimiz kadarıyla hiçbir uluslararası kuruluş tenkit edici bir açıklamada bulunmadı.

Birleşmiş Milletlerin bu hususta bir açıklaması yok.

Uluslararası toplum da bu konuda yapılan yanlışlığı kınayan bir açıklamada bulunmadı.

Nobel barış ödülüne layık görülen Avrupa Birliğinin de yapılan yanlışlığı kınayan bir açıklaması olmadı.

Uluslararası toplumu ilgilendiren ciddi suçların faillerinin cezasız kalma durumunu sonlandırmak amacıyla kurulmuş Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin de bu hususu uygun bulmadığına dair bir açıklaması yok.

Filistin’de, Gazze’de 60 yılı aşan bir süredir insanlık suçu işleniyor.

Hal böyle olunca, bütün güçleri arkasına almış olmalı ki İsrail devleti bütün insani ve hukuki değerleri ayakaltına alarak korsan devlet anlayışını sürdürüyor.

Biliyor ki kendisine dur diyecek hiçbir güç yok. Uluslararası toplum ve kuruluşların bu tutumu İsrail devletine açık bir destek olmalı ki, insan haklarını ihlal eden faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor.

İsrail başbakanı açıklamasında sınırlarını korumaya devam edeceklerini söylüyor.

İsrail devleti sınırlarını hiçbir hukuk ve insani kural tanımadan kendi istediği gibi çizme hakkını kendinde görüyor.

Bugüne kadar yaptıklarına ve açık bir şekilde insanlık suçu işlemesine karşılık uluslararası toplumdan kınama görmemesi İsrail devletini bugünkü anlayışına teşvik etmiş.

Tabii kendini uluslararası dokunulmazlık zırhına bürünmüş görünce karşısında kim olursa olsun hak hukuk gözetmeden insanlık dışı davranışlarını da sürdüreceği izlenimi veriyor.

Kendi öz topraklarında her türlü insani haktan yoksun bırakılan Filistin ve Gazzelileri herhalde köle gibi görüyor.

Çünkü insani yardım yapan gemilerin hiçbirine müsaade etmiyor. Bu toprakları âdete kendi sınırları içine dâhil etmiş havası var…

İsrail’in açıklamasındaki savunmasına bakarsak; “Gazzeyi abluka etmenin amacı silah ya da askeri amaçlı diğer malzemelerin sağlanmasını önlemek” şeklinde.

Böyle gülünç, gülünç olduğu kadar akıl, mantık ve sağduyudan yoksun bir savunma şekli olabilir mi?

Sen en ileri teknolojik silahları istediğin zaman savunmasız Filistin ve Gazze halkının üzerine boşaltacaksın, fakat bu insanlar kendilerini savunmak için hiçbir şekilde karşılık vermeyecekler. Kurbanlık koyun gibi teslim olacak. İsrail meşru müdafaa (self-defence) hakkını sadece kendine has bir kural zannediyor herhalde.

Filistin ve Gazzelilerin kalkınmalarına, gelişmelerine ve kendi topraklarında bütün diğer topluluklar ve devletler gibi hür ve kendilerini savunma, koruma ve en önemlisi temel insan haklarından yararlanmalarına müsaade edilmiyor.

Bu da demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunan uluslararası toplumun çifte standart uyguladıklarının açık bir göstergesinden başka bir anlama gelmiyor.

 

20 Ekim 2012 Cumartesi

AB yeniden yapılanıyor


 

 

Avrupa’da ekonomik kriz etkilerini sürdürüyor.

Hükümetler bütçe açıklarını kapatmak için kesinti programları uyguluyor.

Birçok Avrupa ülkesinde kemer sıkma politikalarından rahatsız olan insanlar uygulanan politikaları protesto etmek için gösterilerini sürdürüyor.

Avrupa Birliği sürdürülebilir kalkınma hızını son yıllarda kaybetmiş durumda.

Ancak birliği korumak için birliğin önde gelen ülkeleri yoğun bir çaba harcıyor.

Altmış yılı aşan süre içinde kıtada süren barış ve huzurun birlik sayesinde elde edildiği vurgulanıyor.

Bu nedenle birliğin dağılmasına karşı yoğun çaba gösteriliyor.

Bu yıl Nobel barış ödülünün AB'ye verilmesi de, bu yönde atılmış destekleyici bir unsur görünümü veriyor.

Avrupa Birliği uzun süredir yaşadığı ekonomik istikrarsızlık ve krizi aşmak için köklü çözümler bulup kurumsallaştırmaya çalışıyor.

IMF benzeri bir mali kuruluş olarak, 'Ekonomik ve Para Birliği'ni (Economic and Monetary Union - EMU) kurma çalışmasını yürütüyor.

Avrupa Konseyinin 18 -19 Ekim’de Brüksel’de yaptığı toplantılarda finans piyasasına yönelik kararlı tutumunu tekrarladı.

Böylece piyasanın tansiyonu düşecek, güven onarılacak, büyüme ve istihdam restore edilmiş olacak.

Konsey aynı zamanda entegre bütçe ve ekonomik politika çerçevelerini ve demokratik meşruiyet ve sorumlulukla ilgili konulara dikkat çekti.

Ekonomik ve para birliğine yönelik sürecin AB’nin Kurumsal ve Yasal çerçevesi üzerine inşa edilmesi kabul edildi.

Aynı zamanda avro bölgesi dışında kalan üye devletlere karşı da açıklık ve şeffaflık ile karakterize olacağını kabul etti ve tek pazar bütünlüğünün korunacağı belirtiliyor.

Zor problemlerle karşılaşan Avrupa ekonomisinin Avrupa Birliği için temel olanın her çabanın hızlı bir şekilde uygulamasının gerekliliğine işaret ediliyor. 

Bu çerçevede son ayalarda kabul edilen tedbirlerin büyümeyi yeniden başlatacağı; yatırım, güven onarımı ve Avrupa’yı üretim ve yatırım için bir lokasyon olarak daha rekabetçi yapma amacı güdülüyor.

İstihdam, yenilik, eğitim, sosyal muhteva ve iklim/enerji konularını kapsayan beş hedeften oluşan Birliğin 2020 stratejisi bağlamında Avrupa Konseyi büyüme ve istihdamı teşvik etmede kararlı duruyor,

Büyüme ve istihdam için oluşturulan enstrümanları ve politikaları bütün seviyelerde hareketlendirerek ulusal, avro ve AB seviyelerinde ele alıyor.

Çerçeveyi çizen bütün taahhütlerin tam ve ivedi olarak yerine getirilmesi lüzumuna işaret ediliyor.  

Bugüne kadar alınan raporlara göre önemli gelişme elde edildiğine işaret edilirken, daha çok çabaya ihtiyaç olduğu hatırlatılıyor.

Komisyon üye ülkelere büyüme ve istihdama odaklanmaları için yardım etmeye devam edeceğini ifade ediyor.

Tek pazarın etkinliğini artırmak için engelleri elimine ederek

2015’e kadar tam fonksiyonlu dijital tek pazarı başarmak suretiyle, 2020’ye kadar %4 ilave büyüme üretileceği bekleniyor.

Araştırma ve yenilikçi yapıyı geliştirerek, yeni bir AB sanayi politikası üzerine büyüme ve istihdamı destekleyecek sanayi rekabetçiliğini güçlendirmek amacıyla komisyon entegre bir yaklaşım geliştirmenin önemine vurgu yapıyor.

Avrupa Birliği son yıllarda yaşadığı finansal ve ekonomik krizden sonra birliği güçlendirmek ve sürdürmek için kararlı adımlar atamaya devam ederek birliği A’dan Z’ye yeniden yapılandırıyor. 
Avrupa Birliği krizi fırsata çevirmenin çabası içinde.