1 Eylül 2022 Perşembe

BALIKÇILIK (Yeşil Ekonomi 78)

 


Klasik ekonomi işletme anlayışının ve çevre kirliliğinin zarar verdiği bir diğer hayati sektör ise insan beslenmesi ve sağlığında önemli bir yer tutan balıkçılık sektörüdür.

Balıkçılık insan beslenmesinde hayati önemi olan yenilenebilir kaynaklar arasında yer alıyor.  

Balık ürünleri mavi ekonominin en fazla ticareti yapılan ürünleri arasında yer alıyor, dünya çapında toplam tarım ürünleri ihracatının yüzde 10’unu kapsıyor. Küçük ölçekli balıkçılık yoksulluğun azaltılması ve gıda güvenliği için kilit rol oynuyor.

Konsantre protein kaynağı olarak yağ asitleri, mikro besin olan mineral ve vitaminler için önemli olup sağlıklı diyet için ayrı bir öneme sahip… 

Balıkçılık küresel ekonomide gelir, gıda ve rekreasyon için büyük bir kaynak oluşturuyor. Balık ürünleri üretimi iki ana daldan    oluşuyor:  yabani balık (deniz ve tatlı su) ve su kültürü hasadı. 

Balık üretimi gıda güvenliği için temel kabul ediliyor, 1 milyarın üzerinde insana protein ana kaynağı sağlarken 4,3 milyar insanın kişi başına yüzde 15’lik protein ihtiyacını karşılıyor.

Balık proteinleri okul öncesi yaş grubu çocuklar için ve özellikle hamile kadınlar için önemli besin kaynağını teşkil ediyor… 

Milyonlarca insan için besin ve geçim sağlayan balıkçılık denizcilik ve tatlı su ekosistemlerinin entegre elemanı olmaktan ayrı olarak, dünya nüfusunun önemli bir kesiminin hayatını idame ettirmesi ve sağlığı için hayati önem taşıyor.

Balıkçılık sektörü yaklaşık bir milyar insan için protein ana kaynağı olurken aynı zamanda tam veya yarım gün istihdamla 60 milyon insana gelir sağlamakta. Bunların yaklaşık yüzde 95’i gelişmekte olan ülkelerde bulunuyor ve toplumun fakir kesimini oluşturuyorlar.

Dünya balık kaynakları aynı zamanda istihdam seviyelerini sürdürmek ve artırmak için kilit bir role sahip. Deniz balıkçılığına sahip olan 140’ın üzerinde ülke yerel ve yabancı işçiler için istihdam sağlıyor.

Balık stoklarının azalması başlıca aşırı avlanmaya ilaveten, aynı zamanda çevresel bozulmaya ve iklim değişikliğine de atfediliyor, bu kötü gidişat sektörde çalışanların geçimlerini tehlikeye atıyor.

Sürdürülebilir yönetim uygulamaları maksimum yakalama sınırlandırmalarına saygı gösteriyor ve balık stoklarında stok iyileşmesine imkân tanıyarak azalmanın tersine çevrilmesi hedefleniyor.

Alınacak tedbirlerle sektörü yeniden daha fazla sürdürülebilir bir yola yönlendirebilmek hedefleniyor.

Rio+20 Sonuç Belgesi, balıkçı toplumunun refahını artırmak, balık kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini başarmak, balık ve balık ürünlerinde sürdürülebilir ticareti önemli gelişme hedefleri olarak yeniden onayladı.


20 Ağustos 2022 Cumartesi

Arılar ve tarım üretimi (Yeşil Ekonomi 77)

 

Çevresel olarak doğru, gıda güvenliğini artırmak ve fakir kesimin geçimini sağlamak ve sürdürülebilir ekonomik büyüme ve üretimi canlandıracak mallar ve hizmetlerin sağlanmasıyla orman ekosistemleri sürdürülebilir gelişmeye önemli katkı sağlayan sektör olarak görülüyor (Rio+20 Sonuç Belgesi).

Sonuç belgesi aynı zamanda açlığı yok etmek ve ekonomik olarak uygulanabilir daha çok sürdürülebilir ormancılığı desteklemek ve artırma gerekliliğini yeniden teyit ederek, biyolojik çeşitliliği ve su kaynaklarını koruyup iklim değişikliğine ve tabii afetlere karşı direnci artırmaya önem veriyor.

Ormanlarda bulunan bitkiler, hayvanlar ve ağaçlar gıda güveliğini ve beslenmeyi geliştirmek için önemli bir rol oynuyor.

Ormanlar sosyal, ekonomik ve çevresel avantajlar adına değer biçilemez faydalar sağlıyor.

Arılara barınak

Ormanların bir diğer hayati faydası ise tarımsal ürünler için tozlaşmayı sağlayan arılara barınak görevini üstleniyor.

Ormanların tahrib olması ve azalması toprak erozyonuna, biyolojik çeşitliliğin ve su rejimlerinin bozulmasına büyük ölçüde sebep oluyor

Sürdürülemez orman kullanımı Asya’da birçok ülkede önemli oranda istihdam kayıplarına yol açtı.

Sürdürülebilir yönetim ve kullanım altında ormanlar ham maddenin, enerjinin ve çevre hizmetlerinin en büyük yenilenebilir kaynaklarından birini teşkil ediyor.

Sürdürülebilir orman yönetimi yetenekli ve motive işgücünü gerektiriyor…

ABD’de yapılan bir çalışmaya göre; iklim değişikliği, kirlilik ve orman alanlarının yok oluşuna dikkat çekiyor.

ABD’de üç üniversitenin yapmış olduğu bu araştırma, dünyanın yeni bir yok olma periyoduna girdiği, bunun sonucu olarak insanların ilk kayıplar arasında olacağına işaret ediyor. Omurgalılar normalden 114 defa daha hızlı yok oluyorlar. Şimdi altıncı büyük kitlesel yok olma olayına giriyoruz. Son olay büyük ihtimalle büyük bir meteorun dünyaya çarpmasıyla dinozorların yok olduğu 65 milyon yıl önceydi.

Araştırmaya göre, 1900 yılından beri 400’den fazla omurgalı yok oldu. Bilim adamlarına göre böyle bir kayıp normalde 10,000 yıllık bir periyottan fazla bir sürede görülebilir. Araştırma raporuna göre, arılar tarafından yapılan tozlaşma üç insan nesli içerisinde yok olabilir.

http://www.bbc.com/news/science-environment-33209548
Ormanların mekan tuttuğu topografya genellikle dağlık alanlar. Yeryüzünün %22 sini kaplayan dağlar dünyayı sürdürülebilir ekonomik büyümeye taşımada kritik bir rol oynuyor. Dağlar sadece küresel nüfusun %13’ünü oluşturan yaklaşık 1 milyar dağ insanına beslenme ve refah sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda milyarlarca alt kesimde yaşayanlara dolaylı olarak fayda sağlıyor. İnsanlığa sağladıkları su kaynakları, diğer mallar ve hizmetler nedeniyle dağlar ve yüksek alanlar evrensel öneme sahip. Ancak dağ ekosistemleri iklim değişikliğine yüksek oranda kırılgan bulunuyor. Aşırı hava olayları ve arazi azalması ve afetler ve şoklardan toparlanmaları ise yavaş bir seyir izliyor.

Gelişmekte olan ülkelerdeki dağ toplulukları özellikle hassas ve özel dikkat gerektiriyor, bu alanlarda yaşayan üç kişiden biri açlık ve yetersiz beslenme riski altında bulunuyor.

Kısaca ‘Gündem 2030’ olarak isimlendirilen ‘Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri’ 2020 yılına kadar dağları, ormanları, sulak alanları, nehirleri, yeraltı su kaynakları ve göller dahil su ilişkili ekosistemleri korumak ve restore etmeyi hedeflemişti.

Bu vesileyle uluslararası antlaşmaların yükümlülükleri doğrultusunda özellikle ormanlar, sulak alanlar, dağlar ve kurak alanlarda karasal ve iç alanların tatlısu ekosistemlerini ve hizmetlerinin sürdürülebilir kullanım ve muhafazası, restorasyonunun sağlanması hedefleniyor.

2030 yılına kadar gerçekleşmesi hedeflenen sürdürülebilir gelişme için esas olan faydaları sağlayacak kapasiteleri artırmak amacıyla dağ ekosistemlerinin muhafazası biyolojik çeşitliliğin korunmasının sağlanması gibi hedefleri bulunuyor. (Mountainsandthe 2030 AgendaforSustainable Development) http://www.un.org/en/events/mountainday/

18 Ağustos 2022 Perşembe

Ormanlar dünya tatlı suyunun %75’ini sağlıyor (Yeşil Ekonomi 76)


Tabii afetlere karşı kalkan görevi yapan ormanlar, kar yağışlarının yoğun olduğu alanlarda da ormanlar çığlara karşı korunma görevi yapıyor.

Orman alanları yamaçları sağlamlaştırdığı gibi, toprak kaymasını önlüyor ve kıyı toplumlarını tsunami ve fırtınalar gibi tabii afetlere karşı bir koruma görevi üstleniyor.

Ormanlar ekonomik gelişme ve sürdürülebilir kalkınmaya temel oluşturuyor.

Ormanlar yeşil ekonominin, sektörlerin geniş bir yelpazesi ve orman topluluklarının geçimlerini sağlaması için temel bir dayanak oluşturuyor.

Çok sayıda hayati görev üstlenen ormanlar kereste, kâğıt ve lifli ürünler için ham madde sağlarken küresel yurtiçi hâsılanın bir kısmını oluşturuyor. Orman ekosistemlerinden elde edilen kamu malları kayda değer ekonomik değere sahip olup küresel olarak trilyonlarca dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor.

Ormanlar toprakta yaşayan türlerin yüzde %50’den fazlasına ev sahipliği yapıyor.

Karbon depolamasıyla küresel iklimi düzenleyip su havzalarını koruyor.

Orman endüstrisi ürünleri çevre açısından da değer ihtiva ediyor.

Çünkü yenilenebilir, geri dönüşümlü ve parçalanabilme özelliğine sahip.

Ormanlar dünya tatlı suyunun %75’ini sağlıyor. Reçeteli ilaçların %75’nin bileşenini temin ediyor.

Ormanlar taşkınları, toprak kaymalarını, toz fırtınalarını, kum fırtınalarını ve diğer tabii felaketleri azaltırken yeryüzü ekolojik altyapısının temel parçası olarak görev yapıyorlar.

Bunca önemli görevleri olan ormanların karşılaştığı problemlerin önlenmesi için Dünya Ormanları 2018 raporu şu tavsiyelerde bulunuyor; ormansızlaştırmayı durdurmak, sürdürülebilir orman yönetimini sağlamak, azalan ormanları onarmak, gezegenimiz ve insanlar için potansiyel olarak zarar verici sonuçlardan kaçınmak şeklinde açıklanıyor. 

Orman ürünleri ve hizmetleri yeşil bir ekonominin önemli bileşenini oluşturuyor.

Sınırlı özel kazanımlar için orman varlıklarının kısa dönem azalması bu temeli tehdit etmekte ve durdurulması gerekiyor.

Yüksek ormansızlaşma oranı ve çalılık alanların azalması ağaç ürünlerine ve ilave arazi kullanımlarına olan talepten kaynaklanıyor.

Tabii ormanlara ve ağaçlandırmalara yatırımlar ekonomik faydalar sağlıyor.

İyi yönetilen ormanlar ekolojik altyapının temelini oluşturuyor. Ormanlar geri dönüşümleri için optimize edilerek bir “değer sınıfı” olarak tanınma ihtiyacında.

Orman ürünleri sürdürülebilir olarak üretebilirlerse önemli ekonomik ve sosyal faydalar oluşturmuş olacak.

Ormanlar karada yaşayan türlerin %80’ine ev sahipliği yapıyor.

Ancak yapılan gözlemler orman alanlarının tehdit altında bulunmaya devam ettiğini gösteriyor.

Ticari tarımın genişlemesi dünya çapında ormansızlaşmanın önemli bir kısmına yol açıyor.

Orman sanayi bazı gelişmekte olan ülkeler için aşırı derecede önemli görülüyor.

Orman ekosistem hizmetlerinin yönetimi orman sektörü için eşsiz bir değere sahip.

Yeşil ormancılık sektörü yönetilmeyi ve topluma faydaların geniş bir yelpazesini üretecek bir varlık sınıfı olarak yatırımı gerektiriyor.

Yeşil bir ekonomide ormanların daha geniş ekonomik üretimin fabrikaları olarak (keresteden gıdaya kadar özel ürünler üretmek), ekolojik altyapı olarak (iklim düzenlemesinden su kaynaklı korumaya kadar) ormanlar biyolojik çeşitlilik için temel oluşturuyor. 

16 Temmuz 2022 Cumartesi

Ormanlar karbon emme havuzu (Yeşil Ekonomi 75)

 

FAO tarafından koordine edilen Küresel Orman Kaynakları Değerlendirmesine göre, 1990 ve 2015 yılları arasında dünya orman alanları %31,6’dan %30,6’ya gerilemiş. Ancak kayıp hızı son yıllarda yavaşlamaya başlamış.

Dünyanın kırsal fakirlerinin çoğunun geçimi ve gıda güvenliği orman ve ağaçlara bağlı. Bu rapora göre aşırı kırsal fakirlerin %40’ı yaklaşık 250 milyon insan orman ve çayır bitkilerinin bulunduğu alanlarda yaşıyor. Bu bakımdan orman ürünlerine, mal ve hizmetlerine erişim en fakir hane halkının geçimleri için hayati öneme sahip.

Ormanlar zor zamanlarında güvenlik ağı olarak görev yapıyor.

Ahşap ormanı olmayan ağaçlar özellikle kadınlar, çocuklar, arazi sahibi olmayan çiftçiler ve zayıf ortamlarda olan diğer topluluklar için dünyada beş kişiden birine gelir, gıda ve besleyici çeşitlilik sağlıyor.

Su kalitesi kırsal ve şehir topluluklarının sağlık ve hayatlarının devamı için temel olup doğrudan orman yönetimi ile ilgili.

Arazi örtüsündeki değişiklikler, kullanımı ve yönetimi bir ülkenin su arzı üzerinde ağır etkilere neden oluyor.

Araştırmalara göre, dünyanın 230 büyük su havzalarının %40’ından fazlası orijinal ağaç örtüsünün yarısından fazlasını kaybettiğini gösteriyor. 

Buna rağmen toprak ve su muhafazası için yönetilen ormanların alanı geçen 25 yılda artış sağladığı belirtiliyor.

Ormanlar dünyanın en büyük şehirlerinin 1/3’ünden fazlası için içme suyunun çoğunu sağlıyor.

Bu nedenle ormanlar su pınarlarımız olarak nitelendiriliyor.

Yoksulluk ve açlığın üstesinden gelmek, iklim değişikliğini azaltmak ve biyolojik çeşitliliği korumak için orman ve ağaçların pozitif etkisi vazgeçilmez olarak görülüyor.

Karbon emme havuzu olarak görev yapan ormanlar her yıl yaklaşık 2 milyar tona eşdeğer karbon dioksiti çekiyor.

Fosil yakıtların etkisinden sonra ormansızlaşma iklim değişiminin ikinci önde gelen sebebi ve tüm sera gazı emisyonlarının yaklaşık %20’sini oluşturan ulaşım sektörünün tamamından daha fazla olduğu biliniyor.

Turizm yönünden de ormanlar artan bir önem arz ediyor. Tabiat temelli turizm bir bütün olarak turizm sanayinden üç kat daha fazla büyüyor ve küresel pazarın %20’sine karşılık geliyor.

Artan şehirleşme ve iklim değişikliği göz önüne alındığında, ormanlar ve ağaçlar dahil tasarım, planlama ve şehir yeşil alanların yönetiminin daha erken safhada şehir planlamasına entegre edilmesi tavsiye ediliyor.

Sürdürülebilir tarım sağlıklı ve verimli ormanlara ihtiyaç duyuyor. Ormanlar ve ağaçlar toprakları ve iklimi dengeleyerek, su akışlarını düzenleyerek, gölge ve barınma alanları,  tozlaşma ve tarım haşerelerinin tabii avcıları için ortam sağlıyor. Tarım alanlarına entegre edildiği zaman ormanlar ve ağaçlar tarım verimliliğini artırıyor. Aynı zamanda milyonlarca insanın gıda güvenliğini sağlıyor.

Eğer sürdürülebilir gelişme gerçekleştirilecekse ormanlar, tarım, gıda, arazi kullanımı, kırsal ve ulusal gelişmenin eşzamanlı yapılması tavsiye ediliyor.

16 Haziran 2022 Perşembe

Kapsayıcı ve sürdürülebilir gelişme için ormanlar (Yeşil Ekonomi 74)

 

 

Birleşmiş Milletler Orman Forumu (UNFF 2015), 1,6 milyardan fazla insanın geçim kaynağı, istihdam ve gelir elde etmek için ormanlara bağımlı olduğunu kabul etmekte ve ormanların en acil sürdürülebilir kalkınmanın birçoğunu ele almak için fırsatlar oluşturan çok çeşitli mal ve hizmetler sunduğunu kabul etmektedir. Ancak neticede, tüm insanlık dünyanın ormanlarına bağımlıdır.

https://www.un.org/esa/forests/wp-content/uploads/2019/04/UNFF14-BkgdStudy-SDG8-March2019.pdf

Karadaki biyolojik çeşitliliğin yüzde 80’i ormanlar ve ağaçlarda yaşıyor.

Ormanlar yeşil ve biyoekonominin önemli bir parçasını oluşturuyor. Küresel ekosistemler adına hayati önem taşıyor.

Ormanlar sağlıklı ve verimli sürdürülebilir tarım için temel teşkil ediyor. Ormanlar ve ağaçlar insan topluluklarına ve gezegene hayati katkılar sağlayıp, geçimleri destekliyor, temiz hava ve su teminine vesile oluyor, biyolojik çeşitliliği muhafaza ederek iklim değişikliğine karşı koruma görevi yapıyor. 

Biyolojik çeşitliliğe hayati katkılar sağlıyan ormanlar aynı zamanda bir dizi ekonomik faaliyetin sürdürülmesine katkı sağlıyor; gıda, ilaç ve yakıt kaynağı sağlıyor.

Çok sayıda fayda sağlayan ormanlar eşi görülmemiş baskıyla karşı karşıya kalmış.

Arazi örtüsündeki değişiklikler en baskıcı çevre konusuna neden olmuş geçtiğimiz on yıllarda. Ormansızlaşma ve arazi kullanımındaki yoğunluk özellikle toprak azalmasına ortam hazırlıyor.

FAO’nun tahminine göre dünyada toplam orman alanı 4 milyar hektardan fazla bulunuyor.

Ormanlar dünya arazi kitlesinin üçte birini kapsıyor bir diğer ifadeyle yeryüzünün üçte biri ormanlarla kaplı.

Aynı zamanda hayati öneme sahip olan tatlı suyun dörtte üçü orman havzalarından geliyor. Bu nedenle orman alanları sürdürülebilir tatlı su kaynakları açısından da hayati bir görev üstleniyor.

Ormanlar insan geçimleri için bilinenden çok daha fazla fayda sağlıyor, gıda güvenliğinde, içme suyunda, yenilenebilir enerji ve kırsal ekonomilerde önemli görevler üstleniyor.

Gelişmekte olan ülkelerde kırsal hane halkının %20’si için gelir sağlıyor, bunun yanında küresel olarak her üç kişiden birinin pişirme ve ısınma yakıtını karşılıyor.

İklim değişikliğine cevap vermeye yardım etmekte; toprağı ve suyu koruma görevi üstlenirken, ormanlar dünya karasal biyolojik çeşitliliğin üç çeyreğinden fazlasına ev sahipliği yapıyor, sosyoekonomik gelişmeye katkı sağlıyor ve özellikle kırsal alanlarda yüz milyonlarca insanın geçimi için önem arz ediyor.

Ormanlar ve ağaçlar, sağlıklı ve zengin bir gezegen için küresel olarak önemli kabul ediliyor.

8 Haziran 2022 Çarşamba

Yeşil tarım için temel olan beş alan (Yeşil Ekonomi 73)

 

ILO’nun raporuna göre, tabii kaynakların aşırı kullanımı ve artan bir şekilde yükselen kirlilik seviyeleri, sera gazlarının emisyonu dâhil gezegenin tolerans gösterebileceği sınırları aştığını gösteriyor.

Bunun bir sonucu olarak insanların geçimi için hayati öneme sahip olan tabii süreçler ve sistemler kesintiye uğruyor.

Yaklaşık bir milyar yetersiz beslenen insanın ihtiyacını karşılamak ve iklim değişikliği ile baş etmeye çalışılırken, bu yüzyılın ilk yarısında dünya nüfusunun büyümesi ve artan talebi karşılamak için mevcut alışılmış ve geleneksel tarımsal işletmelerden uzaklaşmak gerekiyor.

Farklı şekillerde ve değişen derecelerde, mevcut çiftlik sistemleri tabii sermayeyi tüketiyor ve önemli oranda küresel gazlar üreterek fakirleri orantısız bir şekilde etkilediği görülüyor.

Arazi kullanım değişimine olan talep sıklıkla ormansızlaşma ve biyolojik çeşitlilik kaybına neden oluyor. Tarımın ekonomik dışsallaşması her yıl milyarlarca dolara ulaşıyor ve artış devam ediyor.

Yeşil tarımda hedeflenen yatırımlar paketi ve politika reformları ekonomileri çeşitlendirmeyi, yoksulluğu azaltmayı yeni ve daha çok verimli yeşil işler oluşturmayı ve artan ürünlerle özellikle kırsal alanlarda, sürdürülebilir bir temelde gıda güvenliğini sağlamayı ve önemli ölçüde çevresel ve ekonomik maliyetleri bugünün sanayi çiftlik uygulamalarıyla azaltmayı kapsıyor.

Yeşil tarım büyüyen ve dünya nüfusunun daha artan talebini daha yüksek besleyici seviyelerde 2050’ye kadar besleme kapasitesine sahip olacağı öngörülüyor.

Gıda üretimi ve sosyal eşitlik için kamu, bu süre zarfında herkese yeterli kalitede besin sağlamak için özel ve sivil girişimlere tarım seviyesinde etkin geçiş ihtiyacı duyulacak.

Tarımın veriminin ve çalışanlara dönüşünün artması, ekosistem hizmetlerinin gelişmesi bu hedefleri başarmaya temel teşkil etmiş olacak.

İş oluşturmada yeşil tarımın geleneksel tarımdan daha fazla geri dönüş sağlayacak potansiyele sahip olduğu düşünülüyor.

Yeşil tarıma geçiş önemli çevresel faydaları beraberinde getiriyor.

Yeşil tarım toprak verimliliğini sürdürmek ve restore edilmesi ile tabii sermayeyi yeniden oluşturacak potansiyele sahip olduğu görülüyor.

Toprak erozyonu ve inorganik tarım-kimyasal kirliliği azalacak; su kullanım verimliliği artacak; ormansızlaşma azalacak, biyolojik çeşitlilik kaybı ve diğer arazi kullanım etkileri azalacak ve önemli ölçüde tarımsal sera gazı emisyonları azalacak.

Önemli olarak yeşillenen tarımın, tarım sektörünü büyük bir sera gazı yayıcısı olmaktan bir diğerine, net bir etkisiz şekline ve muhtemelen ormansızlaştırmayı ve tatlı su kullanımını yüzde 55 ve 35 azaltırken muhtemel sera gazı oranını düşüreceği bekleniyor.

Yeşil tarım aynı zamanda milli ve uluslararası politika reformları ve yenilikleri gerektirecek. Yeşil tarım politikası aynı zamanda bazı tarımsal girdilerin maliyetini suni olarak azaltan zararlı sübvansiyonların çevresel olarak reformuna odaklanıyor.

Bu yolla verimsiz ve aşırı kullanıma yol açacak sübvansiyonların reformu amaçlanıyor.

İlave olarak çiftçileri çevre dostu tarımsal girdi kullanımı ve çiftlik uygulamaları ve gelişmiş ekosistem hizmetleri gibi pozitif unsurları oluşturmak için politik tedbirlerin teşvik edilmesi öneriliyor.

Üretimi bozan ve ihracat sübvansiyonlarının reformlarıyla birlikte, gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanan yeşil tarım ihracatlarının yüksek gelirli ülkelerde pazarlara erişimini artıracak ticari politikalarda değişiklikler gerekli görülüyor.

Bunlar gıda üretim değer zincirlerinde yerel gıda işleme işletmeleri ve küçük ölçekli çiftçiler, kooperatifler ile daha büyük katılımı kolaylaştıracak.

Yeşil tarım için temel olan beş alan tavsiye ediliyor: toprak verimlilik yönetimi; daha verimli ve sürdürülebilir su kullanımı; bitki ve hayvan çeşitliliği; biyolojik bitki ve hayvan sağlığı yönetimi ve uygun çiftlik seviyesinde mekanizasyon uygulanması.

Bütünleşmiş toprak yönetimi ve entegre bitki besin yönetimi besin stoklarının dikkatli yönetimini gerektirmekte ve sürdürülebilen üretim ve karlılık sağlayan bir şekilde akışları gerektiriyor.

Entegre toprak yönetimi aynı zamanda mikro seviyeden makro-fauna seviyesine kadar organik madde miktarı, toprak yapısı ve toprak biyolojik çeşitliliği toprak kurtları ve termitler gibi diğer önemli yönleri ele alıyor.

Bitki verimliliğini artırmak için sentetik gübreler yerine çiftlik gübresi ve bitki kalıntılarını kullanmak veya yonca bitkilerinin kültürlerini uygulamayla havadan oksijen fiksasyonu ile nitrojen oluşturmak ve toprağa ilave etmek tavsiye ediliyor.

Üretim artışı için yağış desenlerinin düzensiz artışını ele alarak gelişmiş su hasadı, su tutma ve sulama önem arz ediyor.

5 Haziran 2022 Pazar

Gıda güvenliğini başarmak (YeşilEkonomi 72)

 

Gıda güvenliğini başarmak küresel olarak bir engel olmaya devam ediyor.

Bu endişe sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, aynı zamanda gelişmiş ülkelerde de var.

Mevcut projeksiyonlar dünyanın 2050 yılında 2000 yılına göre yüzde 60 daha fazla gıdaya ihtiyacı duyacağına dikkat çekiyor.

Eğer sektörde güçlü bir sürüm uygulanırsa söz konusu zorlukların karşılanabileceği, özellikle gelişmekte olan ülkelerde düşük çevresel etkiyle küçük ölçekli çiftçiler arasında daha verimli çiftçilik metotları uygulanabilecek.

Verimin artması ve üretim maliyetlerinin düşmesi durumunda kayda değer daha yüksek gelirler ve yoksulluğun azaltılması başarılabilecek.

Diğer sektörlerde olanlara nispeten tarımdaki gelirlerin cazip kalmasını sağlamak için uzun dönem boyunca artan mekanizasyon ve tarım işletmelerinin ortalama büyüklüğündeki artış muhtemelen gerekli olacak.

Gelişmekte olan ülkelerde bu sonucu başarmak için en önemli politik tedbirlerden biri yetenekler ve kabiliyetlerin arttırılmasında görülüyor.

Bunu yapmak için eğitim hizmetlerine yatırım yapmanın gerekli olduğu ve kırsal altyapıların tamamlanması ve çiftlik dışı kırsal ekonominin gelişmesi gerekli olacağı belirtiliyor.

Tarım sektörü aynı zamanda ormansızlaşmanın ana sebeplerinden biri olarak gösteriliyor.

Yükselen ekonomiler için emisyonların payı kayda değer oranda daha yüksek bulunuyor.

Böylece tarım, iklim değişikliği ile en fazla etkilenen sektör olurken, ona en büyük destek sağlayıcı olarak da görülüyor.

Ülkelerin kendi içlerinde ve ülkeler arasında işletmelerin tipleri ve üretim sistemlerinde tarım ve tarımsal reformun anlamlı tartışması sektörün heterojen tabiatı göz önüne alınmalı.

Çokuluslu tarım sanayileri, aile çiftlikleri ve geçim üretim birimlerinin var olduğu fakat tabii kaynakların kullanımı, arazi kullanımı, sermaye, teknoloji ve birçok diğer değişkenler, istihdam edilen insan sayısı dâhil olmak üzere önemli olarak farklılık gösteriyor.

Küçük çiftliklerdeki işletme tanımı çoğunlukla 50 dekarın altındaki, aile çiftlikleri, geçim ölçekli çiftlikler veya kaynak fakiri çiftliklere atfedilmekte.

Ancak sektörün toplam istihdamdaki payı giderek azalıyor (ILO 2012). 

Çoğu gelişmekte olan ülkelerde bu oran daha yüksek bulunuyor.

Küresel işgücünün yaklaşık üçte birini istihdam etmesine rağmen küresel yurtiçi hâsılaya katkısı yüzde 6 oranında kalıyor.

Dünyadaki bütün fakir insanların üçte ikisi kırsal alanlarda yaşamakta ve gelirlerini tarımdan elde etmekteler.

Kırsal alanlarda iklim değişikliğine adapte olma zorlukları kurak ve yarı kurak gelişmekte olan ülkelerde daha şiddetli olmaktadır. Bu durum Afrika’da önde gelen vak'a olarak görülüyor.

Bazı ülkelerin 2020 yılına kadar yağmurla beslenen tarımsal verimlerinde %50’ye kadar azalma görebileceği tahmin ediliyor.

Bundan dolayı iklim değişikliğiyle bağlantılı olan diğer zorluklar ise su stresi, tarımsal üretim, kırsal geçim ve gıdaya erişimin muhtemelen şiddetli tehlikeli olacağı ve yetersiz beslenmeyi kötüleştireceği yönünde bir beklenti var.

Gerek bilinen ve gerekse geleneksel tarım farklı şekillerde de olsa çevre üzerinde önemli baskı oluşturuyor.

Endüstriyel tarımın fosil yakıtlara, su ve diğer girdilere olan bağımlılığını azaltma ihtiyacı var.

Ülkemizin yenilenebilir enerji potansiyeli göz önünde bulundurulursa, bu potansiyelin fosil yakıtları değiştirmeye yönelik önemli katkıları olacak.

Gerek büyük ve gerekse küçük çiftlikler toprak verimliliğini geliştirecek ve sürdürecek; yeşil gübreleme kültürü, gübre sağlayan hayvancılık ile yeniden entegre olarak besin maddeleri geri dönüşümlü çiftlik üzerinden fayda sağlanabilecek.

Çiftlik hayvancılığı, kuş gübresi, solucan gübresi yeşil tarım için giderek önem kazanarak bu dönüşümde büyük rol oynayacak.

Bu faaliyetler bir taraftan yeşil tarımı desteklerken diğer taraftan yeni istihdam alanları oluşturacak.

Tarım sektörünün yeşillenmesiyle çiftçiler için artan kârlar ve gelirler dâhil bir dizi fayda üreteceği umuluyor.

Tarımı kuraklığa, ağır yağmur düşme olaylarına ve sıcaklık değişimlerine karşı daha dayanıklı hale getirmek, daha çok çiftlik biyolojik çeşitliliği ve gelişmiş toprak organik maddesini geliştirmekle yakından bağlantılı görülüyor.

Tarım ürünleri açısından yeşil ekonomi sürekli kontrol ve takibi gerektirmektedir. Bu tarla sürümünden hasat döneminin belirlenmesine, hasat ve sonraki safhalar kadar geçen bir zaman dilimini kapsıyor.