13 Mart 2022 Pazar

Yeşil devrim, endüstriyel tarım (Yeşil Ekonomi 66)



Tarım ürünleri üretimi her zaman önemli olduğu gibi, olağanüstü durumlarda daha çok hayati önem arz ediyor. Savaşlar, kuraklıklar, tabii afetler gibi sıra dışı zamanlar sektörü söz konusu durumlara karşı dirençli, ihtiyacı karşılayacak oranda yeterli olmasını gerektiriyor...  

Geçtiğimiz yüzyılda tarımda verim ve üretim artışına yeşil devrim uygulaması neden oldu. Yeşil devrimin verimli büyümesi sulama, organik gübre, haşere ve yabancı ot ilaçlaması ve fosil yakıta dayalı çiftlik makinelerinin önemli oranda kullanımındaki artışa bağlı oldu.

Yeşil Devrim ilk olarak 1940’lı yıllarda Meksika’da başlamış. Meksika buğday ithal ederken, bu teknolojiyi kullanmakla buğday arzının yarısını ihraç etmeye başlamış.

Yeşil devrim teknolojilerinin dünya çapında yaygınlaşması ise 1950 ve 1960’lı yıllarda birim başına üretilen kalorilerin miktarında önemli ölçüde artış olmuş.

ABD 1940’lı yıllarda buğday ihtiyacının yarısını ithal ederken, Yeşil Devrim teknolojilerini kullandıktan sonra 1950’li yıllarda kendine yeterli olmaya başlayıp, 1960’lı yıllarda ise ihracatçı konuma gelmiş. 

Fakat toplam bitki üretiminde anlamlı kazanımlar elde edilmesine rağmen, yeşil devrimin sonuçlarının tamamen pozitif olmadığı görülüyor.

Yeşil devrimin üretim kazanımları yenilenebilir olmayan kaynak girdilerinin artan kullanımı ile yüksekçe korale olmuş ve bunların aşırı kullanımı ile önemli çevresel maliyetlere yol açmış olduğu görülüyor.

Mevcut sürdürülemez tarım uygulamaları kimyasal girdi bağlantılı.

Bu nedenle yeşil devrimin devrini tamamladığı, sürdürülemez olduğu, iyileştirilmesi gerektiği görüşünü öne çıkarıyor.   

Örneğin gübreler, verimli olmayan suluma teknikleri, fosil yakıt tüketimi ve sıklıkla yanlış arazi kullanım politikaları, ormanların ve sulak alanların çiftlik arazilerine dönüşümüne yol açması gibi…

Bu sürdürülemez uygulamalar çevre ve tabii kaynaklar üzerinde çok sayıda olumsuz etkiye yol açıyor.

Bunlar; biyolojik çeşitliliğin kaybı ve ekosistem hizmetlerinin azalması, üst toprak besin maddelerinin erozyonu ve yok olmasına, tatlı suyun artan azalmasına yol açıyor.

Rio+20 Sonuç Bildirgesinin temel bir hedefi olarak; bitkiler, besi hayvanları, ormancılık ve su kültürü dâhil daha fazla sürdürülebilir tarımı geliştirmek, genişletmek ve desteklemek konusuna önem veriyor.

Böylece gıda güvenliğini artırmak, açlığı yok etmek ekonomik olarak uygulanabilir, arazi, su, bitki ve hayvan genetik kaynaklarını, biyolojik çeşitliği ve ekosistemlerin muhafazası hedeflenirken; aynı zamanda iklim değişikliği ve tabii kaynakların esnekliğini artırmak da amaçlanıyor.

Tarım küresel olarak tatlı suyun %70’lik kısmını kullanıyor.

Kötü toprak besin maddesi yönetiminin sebep ve netice ilişkisi olarak artan su kirliliğinin meydana gelmesine zemin hazırlıyor.

Tarım faaliyetlerinin sera gazlarının yaklaşık %13-15’ine tekabül ettiği ifade ediliyor.

Bu durumun üretim öncesi faaliyetleri, tarımsal üretim faaliyetleri ve üretim sonrası faaliyetleri kapsadığı belirtiliyor. 


17 Şubat 2022 Perşembe

YEŞİL TARIM (Yeşil Ekonomi 65)

     

Tarım sektörü öncelikle çiftlik ve tabii yetişme alanlarında bitkilerin, hayvanların yetiştirilmesi ve balık hasadı ile faaliyet gösteren işletmeleri kapsamaktadır.

Bitki ve hayvan kültürlerinin uygulanması olan tarım sektörü yerleşik insan medeniyetinin yükselişinde temel bileşen olduğu ifade ediliyor. Kültüre alınan bitki türlerinin üretilmesinin oluşturduğu gıda fazlalıkları insanların şehirlerde yaşamalarına imkan sağladı. Öncelikle gıda üretiminin temel sektörü olan tarım aynı zamanda çok değişik sektörlere de ham madde sağlamaktadır. Hemen hemen insanın ihtiyaç duyduğu temel maddelerin hepsini üretecek bir kapasite ve zenginliğe sahip bir sektör.

Bu ihtiyaç maddelerini en sağlıklı bir şekilde temin etme özelliğine sahip bulunuyor. Günümüzde gelişen ve değişen şartlar karşısında gıda dışındaki ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalmıştır. Teknolojinin getirdiği kolaylıklar bu değişimde rol oynamaktadır...

Tarım sektörü içme ve kullanma suyu gibi mevcut ve gelecek nesiller için hayati öneme sahip; bu özelliği ile sürdürülebilir gelişmenin odağında bulunma zorunluluğu var.

Büyüyen nüfus ve yükselen refah sadece enerji tüketimini, mallara ve hizmetlere olan talebi artırmıyor, aynı zamanda tarımdan gıdaya, orman ve orman ürünlerine kadar olan hizmetler ve ürünlere olan talebi de artırıyor. 

Bu talebi karşılamak ise kırsal sektörlerin verimliliğinde kesintisiz artışları gerektirecek.

Bu nedenle bozulan çevre tarım üretiminde önemli handikaplardan birini oluşturuyor.

Harap olmuş bir çevrede dünya toplumlarının ekonomik ve sosyal gelişmelerini sürdüremeyeceği gibi, hayatta kalmaları da mümkün olmayacak. 

Sürdürülebilir Gelişme Hedeflerinin açlıkla ilgili kısmını karşılamak için gıda üretiminin ikiye katlanması gerektiğine işaret ediliyor. 

Kimyasal gübreler kullanarak tarımda artan verimler meydana gelirken, yoğun çiftçilik faaliyetleri ise toprak kalitesini düşürüyor.

İklim değişikliği hava desenlerini değiştiriyor, öngörülemez hava şartları tarımsal ürünlerin fiyatında oynaklığa sebep olacak en anlamlı faktör olarak görülüyor.

Gıda ve su kıtlığı, göç, işsizlik, sera gazı emisyonları, huzur ve barışın sağlanması ve ekonomik gelişme gibi küresel sıkıntılarda tarımın göz ardı edilemez rolü var.

Tarım sektörü bu problemlerin çoğuna çözümler sunuyor.

Sektöre sağlanan, uygulanan tarımsal pratiklerin sürdürülebilir bir gelişme stratejisine sahip olmasını gerektiriyor. 

Tarımın sıkıntılarıyla baş etmek kamu ve özel sektör girişimlerini kapsıyor.

Gıda ve suya, istihdama, gelire, refahın adil dağılımı gibi temel ihtiyaçlara erişimi garanti etmek amacıyla bölgesel ve küresel seviyede olan girişimleri entegre etmek, gerçekleştirmek ve sürdürmek stratejik öneme sahip. 

Nüfus büyümesi ve diyet zenginleşmesiyle gıdaya olan ihtiyaçların 2050 yılına kadar %60 artacağı tahmin ediliyor.


31 Ocak 2022 Pazartesi

Su arz ve talebini dengelemek (Yeşil Ekonomi 64)

 

Öne çıkmakta olan su darlığının şiddetini anlama teşebbüsünde, 2030 Su Kaynakları Grubu su için küresel talebi projelendirmiş ve farklı senaryolar altında muhtemel arz ile karşılaştırmada bulunmuş.

Bu değerlendirmeye göre, eğer su kullanım etkinliğinde gelişme olmazsa 2030 yılında suya olan talep, arz miktarını %40 kadar geçebileceği tahmin ediliyor.

Barajlar ve tuzdan arındırma tesislerinin yapımı ile arzdaki artışların artan geri dönüşüm sayesinde açığın kapatılması düşünülüyor.

Altyapı yatırımlarına yapılacak yatırımları ve su kullanım etkinliğini geliştirecek su-politikası reformlarından oluşmasına işaret ediliyor.

Su arzı problemlerini çözümde en yaygın yaklaşımlardan biri yağmur ve kar sularını tutmak için büyük barajların inşası düşünülüyor.

Bunları yapmak önemli maliyet gerektirirken, aynı zamanda birçok insanın yerinden olmasına ve çok sayıda aksi çevresel problemlere mal olacağı da ifade ediliyor.

Dünya nüfusu artarken çoğu alanlarda evsel ve sanayi amaçlarına yönelik olarak daha fazla suya ihtiyaç duyulacak; daha fazla gıda ithal edilecek veya daha az su ile daha fazla gıda üretilecek.

Bitki verimlerini artırmak ve küresel gıda güvenlik krizinden kaçınmak için önemli ölçüde fırsatlar var.

Sonuç olarak dünyanın birçok bölgesinde su kalitesi azalıyor. Gıda güvenliğimiz, enerji sürdürülebilirliği, halk sağlığı, istihdam, şehirler gibi hayatın temelini oluşturan ekosistemler suyun mevcut yönetim şekliyle risk altında bulunuyor.

Su kaynaklarını daha etkin yönetmek ve yeşil ekonomiye geçmek maksadıyla topluluklar için fırsatların genel hatları belirleniyor. Bu dönüşümü yaparken toplumların Sürdürülebilir Gelişme Hedeflerini başarması gerekiyor…

Musluktan su akmayınca, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere su getirmek için çok zaman harcamak veya çok pahalı su almak zorunda kalıyor.

Temiz suya erişim eksikliği fakir toplulukların diğer aktivitelerde bulunma kabiliyetlerini yok ediyor. Çocuklar sutaşıma işi ile uğraştıkları zaman yeterince okula devam etme fırsatı bulamıyor, dolayısıyla fakirlikten kurtulacak eğitimi alamıyorlar.

Kadınlar sutaşıma zorunda kaldıkları zaman başka yerde istihdam elde etmek için daha az şansa sahip oluyorlar.

Yeterli suya sahip olamamanın doğurduğu olumsuzlukların maliyeti yönetimlere de yansıyor.

Hükumetler açısından su ve sanitasyon hizmetleri elverişsiz olduğundan, gelirin büyük miktarları sağlık üretmek yerine hastalık etkileri ile baş etmek için harcanıyor.

Temiz su ve sanitasyon hizmetlerine erişim herkes ve her evin geleceği için hayati önem taşıyor.

Su açıkça gıda üretimi ve ekosistem hizmetlerinin sağlanması için temel bileşen olduğu gibi, sanayi üretimi ve enerji üretimi için de hayati önem taşıyor.

Dünya suyunu daha etkin kullanmak için bir yol bulmak ve uygun bir maliyette herkese sağlamak görüşü önem kazanıyor.

Araştırmalara göre, su sektörü dâhil yeşil sektörlere yatırım yapmakla, daha fazla iş ve daha fazla refah oluşturulabilecek.

Su kıtlığının bulunduğu bir yerde mevcut su kaynaklarının gelişmesi ve aşırı kullanılmasını önleyecek yönetim düzenlemeleri önem taşıyor.

Tarımda daha iyi su yönetimi ana konulardan biri olarak değerlendiriliyor.

Su kıtlığı, yetersizliği, kirliliği ve buna bağlı olarak gıda yetersizliği ve fiyatların yükselmesi küresel olarak uzun yıllardır dünyanın gündeminden düşmüyor. Bu nedenle ilgili bütün kurum ve kuruluşlardan, fert bazına kadar herkesin suyun hayati önemini iyi kavraması ve suya karşı olan hassasiyetlerini ve davranışlarını yeniden düzenlemesi gerçeğini göz önünde bulundurması gerekiyor.

Sadece tarımsal alanda değil, bütün sektörlerde suya ihtiyaç var. Mal ve hizmet üreten bütün sektörler farklı oranlarda su kullanıyor. Bu nedenle su kaynaklarının korunması ve devamlılığının sağlanması noktasında herkes ve her kesimin farkındalık kazanması ve hassasiyet göstermesi problemin çözümüne katkı sağlayacak.

Çözüm için sadece bir noktaya odaklanıp kalmak sorunun hallini geciktireceği gibi, başarıyı tam olarak sağlamada da engel oluşturabilir. Araştırma ve gözlemler 2050 yılına kadar her dört kişiden birinin şiddetli su darlığından etkileneceğini gösteriyor.

Eğer konu ele alınmazsa 2030 yılına kadar 700 milyon kadar insan su arayışı için yerini değiştirmiş olacak.

İki milyardan fazla insan güvensiz su içmeye zorlanacak ve 4,5 milyar insan güvenle yönetilen sanitasyona sahip olamayacak.  


18 Ocak 2022 Salı

Su kıtlığı (Yeşil Ekonomi 63)

 

Su kaynakları aşırı sömürülmeye maruz kalmış. Sanayileşmenin ve teknolojinin gelişip yaygınlaşması bir yandan su kullanımını artırırken diğer yandan mevcut su kaynaklarının kirlenmesine yol açmış.

Dünya çapında yer altı su kaynaklarının kayda değer oranı ve nehir sistemleri aşırı bir şekilde kullanılıyor. Dolayısıyla dünya çapında bulunduğumuz yüzyılda su kıtlığı kendini göstermeye başlayacak.

Uluslararası Su Yönetim Enstitüsü su kıtlığı tanımını iki şekilde yapıyor: bunu fiziki darlık ve ekonomik darlık şeklinde sınıflandırıyor.

Fiziki darlık suyun sürdürülebilir arz limitine ulaşılmış olduğu durum. Bir diğer tanıma göre, fiziksel veya mutlak su kıtlığı, bir bölgenin talebinin o bölgede bulunan sınırlı su kaynaklarını geride bırakmasının sonucunda ortaya çıkıyor. 

Ekonomik darlığın olduğu bölgelerde ise gerekli finans kaynaklarını artırarak, bu vesileyle su arzlarını artıracak imkânın var olduğunu gösteriyor.

Uluslararası su yönetim enstitüsü (IWMI) Afrika alt sahrasında ve güney ve güney-doğu Asya bölgelerinde ekonomik darlığın yaygın olduğuna işaret ediyor.

OECD’ye göre dünya nüfusunun yarısı (4 milyar insan) 2030 yılına kadar şiddetli su stresi altında yaşıyor olacak.

Bu insanlar temel ihtiyaçlar için, sanayi ürünleri ve gıda yetiştirmek için daha fazla suya ihtiyaç duyacaklar.

Artan yaşam standartları; ülkelerin gelişip ve insanların geliri arttıkça daha fazla su kullanmaya ve et ürünleri gibi su yoğunluklu ürünleri tüketmeye yönelecekler.

Tabii sermayenin paha biçilmez hayati bir ürünü olarak yaratılan su, ekosistem hizmetlerine yeri doldurulamaz katkıda bulunuyor.

Ekosistemlerin azalması ise su teminini olumsuz şekilde etkiliyor; yapılan gözlemler geçen elli yıl boyunca ekosistemlerin öncekinden çok daha hızlı bir şekilde bozulma sürecine girmiş olduğunu gösteriyor.

Tatlı su ekosistemleri, sulak alanlar veya ormanlar tarafından yapılan tabii su arıtma sistemleri en çok tehdit altında bulunan alanlar oluyor ve bu alanlar en acımasız bir şekilde tahribe maruz kalmış bulunuyor.

Ters iklim değişimi; kurak arazi üzerindeki üretim iklim değişiminin olumsuz etkileri ile kombine olduğu zaman toplam tarım veriminde önemli bir azalma olacağı bekleniyor.

Nüfus arttıkça ve hava koşulları daha öngörülemez ve aşırı hale geldikçe fiziksel su kıtlığından etkilenen insan sayısının artması bekleniyor.

28 Aralık 2021 Salı

Su muhasebesi (Yeşil Ekonomi 62)

 


Bir çok ülke artan su darlığıyla karşılaşıyor, bu nedenle uluslararası bir çerçevede tanınan ve kabul edilen net bir terminoloji kullanarak su kaynaklarını standart bir bağlamda tanımlamanın bir ihtiyaç olduğuna işaret ediliyor.

Su muhasebesi; su kaynakları ile ilgili bilgi iletişim süreci ve aynı zamanda bir coğrafi alandaki tüketim kullanımından üretilen hizmetleri kapsıyor.

Su muhasebesi su arzı, talebi, erişilebilirliği ve kullanımındaki mevcut durum ve eğilimlerin sistematik olarak incelenmesi şeklinde açıklanıyor... Su muhasebesi sağlam su yönetim kararlarının temelini sağlıyor. Suyun kaçak tabiatını göz önüne alınca su yönetiminin büyük bir zorluk olarak görüldüğü bu nedenle 'bilmediğiniz işi yönetemezsiniz' deniyor

Özellikle tarımda suyun kullanım miktarını belirlemenin zor iş olduğu, tarım sektörünün küresel olarak suyun yüzde yetmişini çekmesi büyük önem arz ediyor.

Arazi ve su kaynaklarının darlığını göz önüne alarak gıda üretimini artırmaya yönelik küresel stratejiler birim kaynak başına üretimi artırmaya yönelik çabalara odaklanmayı gerektirmektedir.

Su muhasebesiyle ilgili hizmetler bir nehir havzası, bir ülke veya bir arazi kullanım sınıfı gibi bir coğrafi alandaki tüketim kullanımından, politikacılara, su otoriterlerine ve yöneticilere, kullanıcılara kadar su kaynaklarıyla ilgili üretilen bilgi ve hizmetlerin haberleşme sürecini kapsıyor. Bu nedenle su muhasebesine ihtiyaç duyuluyor.

Ekonomik, çevresel ve sosyal sürdürülebilirliği sağlayacak olan uygun miktar ve kaliteli su kıtlığı 21. yüzyılın en baskıcı küresel konularından biri olarak görülüyor.

Artan su darlığı ile karşılaşan birçok ülkeyle net bir terminoloji kullanarak standart bir bağlamda uluslararası su kaynaklarını tanımlamaya, tanınan ve kabul edilen bir çerçeveye acil ihtiyaç olduğuna dair bir iddia var.

Ancak dünyanın çoğu kesimlerinde faal olan su kaynağı değerlendirme ve raporlama sistemlerinin bebeklik çağında bulunduğu belirtiliyor.

Bu eksikliği gidermeyi ele alarak tutarlı açık kaynak verisine dayalı, düzenli kaliteli, standart kullanarak, doğrulanabilir veri kazanım metodolojileri; farklı sektörler içerisinde yöneticiler ve politika yapıcılar için anlaşılabilir formatlar ve standart terimlerde raporların bu hususta yararlı olacağı düşünülüyor.

Politika ve yönetimle konuyu ele alacak yüksek kaliteli bilgiye erişimin kritik öneme sahip olduğu görülüyor.

Yatırım ve yönetimi geliştirecek en önemli hususlardan biri suyu etkin bir şekilde yönetecek bir anlayışla veri oluşturmak ve bir bölgenin performansını diğeri ile doğru olarak kıyaslamak hedefleniyor.

Su muhasebesi nehir havzalarındaki su tüketiminden sonuçlanan hizmetleri ve yönetilen su akışlarını, arazi kullanımıyla hidrolojik süreçleri entegre etmekte. Su muhasebesi bütün su kullanıcıları için adil ve şeffaf su yönetimini ve bir sürdürülebilirlik dengesini başarma gayesini güdüyor.

Kullanıcılar belli sürecin değerlendirmelerini ve en iyi tahminleri temsil eden açık erişim kaynaklardan toplanmış varsayılan veriyi değiştirecek daha doğru veri setlerini sağlayabilecek.

Bilinen kalite standartlarıyla standart bir veri toplama sistemi ve net terminoloji kullanarak standart bir bağlamda su kaynaklarını tanımlamaya ihtiyacı olduğu üzerinde duruluyor.

Hedef bütün su kullanıcıları için adil ve şeffaf su yönetişimi ve sürdürülebilir bir su dengesini başarmak doğrultusunda çaba göstermeyi kapsıyor.

27 Aralık 2021 Pazartesi

Yeşil ekonomiye yönelik gelişme tedbiri (Yeşil Ekonomi 61)

 

Suyun elverişli miktarının temini ve kalitesinin yeterli seviyede olması ekosistemlerin oluşturulması ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasıyla ilgili.

Su kıtlığı, aşırı su bolluğu ve kalitesi açısından ekosistemleri yönetmek, yatırım yapmak  su güvenliği açısından önem arz ediyor.

Su-bağlantılı ekosistemlerde yatırımın hızlanması su altyapısı ve su yönetiminde yeşil bir ekonomiye geçişi hızlandıracağı bekleniyor.

Yeşil yatırım senaryoları altında teklifleri modelleyerek küresel su kullanımının sürdürülebilir sınırlar içinde tutulabileceği ve böylece su açısından Binyıl Gelişme Hedeflerinin de başarılabileceği umuluyor.

Küresel su temin problemlerini çözmek ağırlıklı olarak geliştirilecek tarımsal su kullanım modellerine bağlı görülüyor.

Konuyla ilgili kaynaklar ülkelerde nehir havzalarının su depolama kapasiteleri, yapılan altyapıların durumu ve su temin performansı ve sanitasyon sektörü üzerine güvenilir veri eksikliğine işaret ediyor.

Nehir havzalarının ıslah ve genişletme çalışmaları neticesinde yağmur ve kar sularının daha fazla oranda tutulmasına yardımcı olacak.

Yine bu ıslah çalışmaları ve baraj bölgelerinde suyu tutacak gerekli teknik çalışmaların yapılması yağan yağmur ve kar sularının azami ölçüde tutulmasına ortam hazırlamış olacak.

Özellikle kar ve yağmur düşüşlerinin fazla olduğu bölgelerin tespit edilerek çalışmaların bu kapsamda yapılması durumunda faydalılık oranı artmış olacak.

Yağış düşüşlerinden mümkün olan azami bir ölçüde faydalanmak için gerekli altyapıların ve tedbirlerin alınması su tasarrufu, suyun tutulması açısından büyük önem arz etmektedir.

Dünya su kaynaklarına erişim ağırlıklı olarak su hayat devresinin tabiatına bağlı görülüyor.

Kesif bir su miktarı arzın yüzeyine ulaştığında atmosfere geri dönmeden önce çok azı yaklaşık %40’ı yolunu derelerde, nehirlerde, yer altı suyunda, sulak alanlarda, göller ve rezervlerde buluyor.

İnsani amaçla kaynaklardan çekilen suyun yaklaşık olarak:

%70’i tarım ürünlerinin üretimi için kullanılıyor,

%20’si (enerji üretimi dâhil) sanayi tarafından kullanılıyor

%10’u doğrudan insan tüketiminde kullanılıyor.

Sulanan arazi dünya gıda ihtiyacının % 40’ını üretiyor ve nüfuslar büyüdükçe bu suyun önemli oranının şehir, ticari ve sanayi kullanımlarına transfer edilme ihtiyacını ortaya çıkarıyor.

Gelişmekte olan ülkelerde su yönetimi ve yatırımı tipik olarak yoksulluğu azaltmaya yönelik ve ekonomik gelişmeye imkân tanıyacak şekilde hazırlanıyor.

Gelişmiş ülkeler öncelikle altyapıyı sürdürülebilir olmaya ve makul maliyette suya erişimi sağlamaya yöneliyor.

Başta gıda üretimi olmak üzere bütün üretim dallarının farklı oranlarda suya olan ihtiyacı konunun ne denli hayati olduğunu gösteriyor. 

16 Aralık 2021 Perşembe

Su yetersizliği (Yeşil Ekonomi 60)

 

Yeşil bir ekonomiye geçişte ihtiyaç duyulan hususlar; kötü performansı en iyi performansa dönüştürmek, girdi kaynaklarının sürdürülebilir bir karışımına doğru değişimi, teknolojik verimlilikleri geliştirmek ve suyu daha yüksek değerli kullanımlara yeniden tahsis etmek şeklinde sıralanıyor.

Su yetersizliği konusunda sıkıntıların aşılmasında karşılaşılan engelin yeterli finansman temininin olduğu belirtiliyor. 

Problemin üstesinden gelinmesinde gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin arasındaki farkın yeterli finansa sahip olmaktan ileri geliyor. 

Bir diğer önemli husus ise entegre su havza yönetiminin su sıkıntısını gidermede kritik rol oynayacağı düşünülüyor.

Su yönetiminde entegre bir sistem oluşturmak, suyu bileşik kaplar misali bir kaynaktan diğerine aktarmak şekliyle faydalılık oranını artırmak problemin çözümünde çare olarak görülüyor.

Bu durum ise gerek su havzaları ve gerekse yerleşim alanları açısından köklü değişim ve dönüşümlerin uygulamaya alınmasını gerektirecek.

Yağış rejimlerinin düzensizliği ve birkaç aylık yağışın birkaç günde düşmesi, bu hususta radikal değişimlerin yapılmasını gerektiriyor…

Su, diğer tabii kaynaklardan oldukça farklı bir faydalılık özelliğine sahip.

Suyun yönetim alanında disiplinler ve topluluklar arasında işbirliğini gerektiren temel bir problemin var olduğu üzerinde duruluyor.

Tatlı su yetersizliği dünyanın çoğu kısımlarında hâlihazırda kendisini ağır bir şekilde göstermeye başlamış.

Muhtemel su yetersizlikleri çoğu ekonomik faaliyetlerin büyümesini engelleyebileceği gibi, gıda güvenliği için de ciddi sonuçları olacak bir senaryo olarak görülüyor.

Su kıtlığına ilaveten tarım alanlarının azalması da aynı şekilde gıda güvenliği için ciddi etkileri olacak bir senaryo olarak görülüyor.

Araştırmalar ve çalışmalar dikkate alındığında su stresinin giderek yükseleceği endişesi var.

Devam eden mevcut uygulamaların suyun çekilmesi açısından küresel arz ve talep arasında sürdürülemez olduğu ve kitlesel bir açığa yol açacağı yönünde tahminler yapılıyor.

Su ve sanitasyon hizmetlerini sağlamada yetersizliklerin varlığı kayda değer sosyal maliyetler ve ekonomik yetersizlikleri üretiyor.

İnsanlar su erişimine sahip olamadıkları zaman, büyük miktardaki gelirleriyle satıcılardan su satın almak için harcama yapmak mecburiyetinde kalacaklar.

Aynı zamanda bazı bölgelerde kadın ve çocuklar zamanlarının büyük kısmını su taşımaya hasretmekteler, bu durum özellikle Afrika’da daha yaygın bulunuyor.

Sanitasyon hizmetleri elverişsiz olduğu durumlar nedeniyle, su kaynaklı hastalıklar maliyeti yükseltiyor.

Bir başka sıkıntı ise sonraki kullanımlara imkân tanıyacak atık suyu toplama ve işleme tesislerinin yetersiz bulunması...