13 Mayıs 2019 Pazartesi

23 haziranın önemi




Batılı anlayış ve bakış acısının üzerine bina edildiği temel yaklaşımın “kendi ne yaparsa yapsın hep doğru, kendisine muhalif olanın ya da boyunduruğuna girmeyenin her uygulaması ise yanlıştır” prensibine dayanmaktadır.
Bu yaklaşım sömürü ve emperyalist dünyasının anayasasıdır.
Doğruları, hakikatleri ters yüz etmede mahir olan bu anlayış sömürü ve Siyonist anlayışın değişmez kuralı olmuştur.
Onun için Müslüman adına, İslam adına ne söylense, hangi lehte karar alınsa onlar için yanlış ve kanunsuzdur.
Bu tür kararlar kendileri açısından hukuksuz ve demokrasiyle bağdaşmaz bulunur.
Hak ve hukuk kuralları ve sınırları onlar tarafından belirlenir ve uygulanır.
Bu anlayış nedeniyledir ki bugün yeryüzünde milyonlar ve milyarlar temel haklarından yoksun bulunuyor.
Yeri geldiğinde insan haklarından ve hukukun üstünlüğünden dem vururlar, fakat onlarda bunun esamisi bulunmaz.
Bu zihniyet sadece batı zihniyeti olmayıp menfaati icabı başka yerlerde de varlığını sürdürüyor...
İsrail devleti Müslümanları açıkça bir tehdit unsuru olarak gösteriyor.
ABD aynı şekilde işine gelmediğinde bir Müslüman ülkenin tehdit oluşturduğu kararını alarak gerekirse saldırı düzenleyebiliyor.
Kurulan paravan terör örgütleri ise İslam adına masum insanların canına ve malına göz dikiyor. Bunu da öylesine ustalıkla yapıyorlar ki bu örgütler kendilerine sempatizan bulabiliyor ve din kardeşlerine haince ve canice saldırılar düzenleyebiliyor.
Bir kısım İslam ülkesinin lider kadrosu makam ve menfaatleri gereği emperyalist güçlerin süfli oyunlarına çanak tutuyor.
Emperyalistler için demokrasi ve hukukun üstünlüğü kendi menfaatleri olduğunda gündeme geliyor.
Kapsayıcı bir insan hakları ve hukukun üstünlüğü anlayışından uzaklaşan bir batı dünyasının varlığı artık su götürmez bir şekilde anlaşılır olmuş.
Kendilerine yalaka olacak birilerini bulunca olanca güçleriyle desteklerini veriyorlar.
İstanbul’da yenilenecek seçime karşı çıkışlarının temel nedeni de bu.
Kullanacakları birinin seçilmesini istemeleri bu yüzden.
Bu acı gerçeğin ortada olmasına rağmen seçimin yenilenmesine karşı çıkanlar ya bu işte menfaati olan bir azınlık kesim ya da memleket ve millet sevgisinden bihaber olanlar.
Yeri geldiğinde dürüstlük ve doğruluktan dem vuranlar, hilelerle dolu bir seçime göz yumulmasını istiyor…
Daha 31 mart seçiminin neticesi belli olmadan kameralar karşısına geçip de ‘İstanbul'a da bahar gelecek’ diye açıklama yapanlar, neticenin kendileri lehine önceden organize edilmiş olduğu izlenimini veriyordu. Nitekim seçim sonrasında ortaya çıkan hile ve yanlışlıklar millet iradesini hiçe sayan organize işlerin yapıldığı belgelerle ortaya konuldu.
Bu ortaya çıkarken söz konusu partinin seçim geçmişi hafızlarda tazelendi.
Yani millet iradesinin hiçe sayılıp baskıcı bir usulle seçimlerin nasıl organize edildiğini hatırlattı...
Son seçimde yapılan hileler, bu  güruhun iş başına geldiğinde nasıl bir icraat yapacağının da işaret fişeği olmuştur.
Bu da 23 haziran İstanbul seçiminin ülkenin menfaati açısından ne denli önem arz ettiğini gösteriyor.
Temennimiz millet iradesinin gerçekleri görmesi ve bu yönde tecelli etmesidir.

21 Nisan 2019 Pazar

Zengin kaynakların fakir bekçileri





Üretim ve ulaşımda önemli bir girdi olan petrol fiyatları her zaman merak konusu oluyor.
Bölgemizde ki Orta doğu ülkeleri zengin petrol rezervlerine sahip.
Bir kısım petrol üreticisi olan ülkelerde iç savaş var, bir kısmında ise yaptırım uygulaması var.
Açıkça sömürü dünyası bu ülkelere sen üretmeyip satmayacaksın diyor!
2003 yılında Saddam Hüseyin’in devrilmesinden beri Irak’ta istikrar sağlanamadı.
Suriye’de 2011 yılından beri savaş devam ediyor.
Iran’a yıllardır yaptırım uygulanıyor.
Son zamanlarda aynı şey önemli bir petrol üreticisi olan Venezuela için geçerli.
Libya yine 2011 yılından beri iç savaş halinde bulunuyor.
Petrol ülkelerindeki bu olumsuz duruma rağmen petrol fiyatları 2014 haziran ayında 100 doların üzerinde iken geçtiğimiz yıllarda 30 dolarlara kadar geriledi.
Zaman zaman inişli çıkışlı dönemler olduysa da fiyatlar 2014 yılındaki 100 doların üzerine tekrar yükselmedi.
Bugünlerde Brent petrolün varil fiyatı 71 dolar civarında, ABD batı teksas ham petrolü ise 63 dolar civarında seyrediyor.
OPEC petrolünün varil fiyatı da yaklaşık 71 dolar civarında.
Iran, Irak, Libya, Venezuela petrol zengini ülkeler.
Ancak bu zenginliklerin bu ülkelerin insanlarına faydası olmaması için küresel güçler her türlü entrikaya başvuruyor.
Yıllardır süren bu durum aslında petrol zengini diye bilinen ülkelere bu zenginliğin gerçek sahibi olamadığını gösteriyor.
Petrol rezervlerine sahip olan ülkelerin bu zenginliğine aslında sömürü dünyası, sömürü güçleri hakim.
Söz konusu petrol ülkeleri bu kaynakları topraklarında barındırsalar da, bu kaynaklara sahip olsalar da bu kaynakları yöneten ve sömüren sömürü güçleri.
Aldıkları haksız kararlar ya da arka planda oluşturdukları entrikalarla ya iç savaşla ya da bu ülkeleri birlerine düşürerek ya üretim yapılamıyor ya da bu kaynaklar başka alanlara aktarılıyor.
Bu zenginlikler söz konusu ülkelerin kalkınması ve refah seviyelerinin yükselmesine faydası olmuyor.
Petrol üreticisi olan ülkelerin birkaç tanesi hariç durum bundan ibaret.
Ancak enerji piyasasında ki yeni gelişmeler ise bu ülkelerin bu kaynaklardan yeterince faydalanmadan devreden çıkacağını hatırlatıyor.
İklim değişikliği, küresel ısınma ve çevre kirliliği fosil enerji kaynakları yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının giderek uygulamaya alınması ile gelecekte bu kaynakların piyasa değeri bugünkünden çok daha düşük olacağına işaret ediyor.
Sömürü dünyası bunun planını, hesabını çok iyi yapar.
Umulmadık bir zamanda artan bir oranda devreye girecek olan yenilenebilir enerji kaynakları ve bu enerjiyle uyumlu sanayinin artan bir şekilde piyasaya girmesiyle fosil kaynaklı enerji türlerinin piyasa değeri çok daha düşebilir.

13 Nisan 2019 Cumartesi

Sudan halkının Demokratik arzusu mu?



Bir Müslüman ülke daha kaosa sürüklendi.
Ne yazık ki emperyalist güçler İslam ülkeleri üzerindeki antidemokratik planlarını bir bir hayata geçirmeye devam ediyor.
Kimisine yaptırım uygulayarak, kimisini iç savaşa sürükleyerek, bir kısmında da askeri darbe plan uygulamasıyla İslam ülkelerinin geri kalması, kalkınmaması, birbirine kırdırılması için her türlü hain planları kurup uygulamaya alınıyor.
Sudan’da yapılan askeri darbe sonrasında görevden alınan Sudan devlet başkanı Ömer el Beşir’in Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmasının söz konusu olduğu BM sözcüsü tarafından ifade ediliyor, BMGK daha önce almış olduğu karar gereği!
BMGK uygulamalarına baktığımızda adil ve insan hakları prensiplerine uygun olmadığı görülüyor.
Her kimi kafalarına takarlarsa bir yolunu bulup o ülkeyi ve yönetimini nahak yere dünya kamuoyuna suçlu gösterip sürüklüyorlar.
Karayı ak akı kara göstermede mahir oldukları için.
BM yüklenmiş olduğu asıl işinin tersine bir anlayışla tıpkı bir nevi engizisyon mahkemesi yaklaşım uygulaması yapıyor.
BMGK’nin üzerine gitmesi gereken o kadar çok insani mesele var ki bunlara bir çare bulacağına İslam ülkelerinin başına yeni gaileler açma çabasında.
Emperyalist güçler ve BM kendilerine teslim olmayan İslam ülkelerine karşı her türlü hileyi deniyor.
Hiçbir zaman gerçek misyonuyla uyumlu bir politika uyguladığı yok…
2011 yılından beri demokratik haklarını isteyen Suriyelilerin bu talebini görmezlikten gelip bu ülkeyi iç savaşa sürüklemiştir.
Suriyeliler de ülkelerinde demokratik hak talebiyle gösteri yapmıştı fakat bu talepleri karşılık bulmadığı gibi yüzbinlerce masum Suriyeli vatandaş hayatını yitirdiği gibi milyonlar da ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Irak'a demokrasi ve özgürlük getireceğim diye işgal hareketi yapan ABD ve koalisyon güçleri 16 senedir bu ülkede de yüzbinlerin hayatını kaybetmesine, göçlere ortam hazırladı.
Filistin toprakları 70 yılı aşkın süredir işgal altında, bunların haklarını koruyacak hiçbir olumlu karar çıkmadı ya da çıktıysa da uygulaması olmadı.
Myanmar’da Müslümanların evleri yakılıp yıkılıp öldürülürken uluslararası toplum ve BM sessiz kaldı.
Yargılanması gerekenler, İsrail devleti, Suriye'nin zalim yönetimine insanlık adına utanç duyulacak zülümlerine rağmen Uluslararası Ceza Mahkemesine sevk edilmediler.
Mevcut BM’den adalet beklemek mümkün değil, aksine adaletsiz uygulamalarıyla bugün yeryüzünde her geçen gün artan huzursuzluk ve çatışmalara ortam hazırlamaktan başkası da beklenemez intibasını uyandırıyor.
Halkın gösterileri ve talepleri neticesinde Omer el Beşir’in göz altına alındığı belirtiliyor.
Avrupa’nın göbeğinde Fransa’da aynı gerekçelerle ‘sarı yeleklilerin’ sokak gösterileri aylardır devam ediyor, ne Uluslararası Ceza Mahkemesi ve ne de başka bir güç Fransa devlet başkanına bir şey söylemiyor.
Ufak bir kınam bile yok uluslararası kuruluşlardan ve insan hakları kurumlarından..
Hedef aynı, mesele bir Müslüman ülkeyi daha kaos ortamına sürüklemek. Hedef kendilerine boyun eğmeyen İslam ülkelerini dize getirmek.
Sudan halkının Demokratik arzusu mu, yoksa emperyalist güçlerin kaos arzusu?

10 Nisan 2019 Çarşamba

Hindustan




Hindistan dünyanın ikinci büyük nüfusuna sahip.
Nisan ve mayıs aylarının sıcaklığı bizim ülkemizde temmuz ve ağustos aylarındaki sıcaklık derecelerinin birkaç derece üstünde seyrediyor.
Çoğunluğunu Hindulardan oluşan nüfusun yanında Müslümanlar da hatırı sayılır bir orana sahip.
Çok az miktarda Hristiyan ve Yahudiler de ülkede bulunuyor.
Hindistan'ın gelecekte dünyanın bir numaralı ekonomik büyüklüğüne ulaşacağı tahmin ediliyor.
Ülkede fakir nüfusun payı yüksek.
Her ne kadar Türkiye’de şaşaalı düğünler yapan zenginler olsa da fakir kesimin ağırlığı dikkat çekiyor…
Hindistan'da Nisan ve Mayıs aylarında genel seçimler var.
İki parti yarışıyor; biri iktidarda olan Narendra Modi’nin partisi, diğeri ise Rahul Gandi’nin partisi olan Congress.
Müslüman kesim Modi’nin uygulamalarından memnun değil.
Müslümanların da partisi var fakat kazanma şansının olmadığı söyleniyor.
Müslümanlar Gandi’nin partisi olan Congress’in kendilerine bakışının daha iyi olduğu kanaatindeler…
Hindularda garip bir inanç var, bu da ineklere bu ülkede ayrıcalık tanınması.
Bu hayvanlar ana caddelerde, sokaklarda başıboş dolaşıyorlar.
Belediye hizmetlerinin yetersiz olduğu ülkede, ineklere tanınan bu özgürlük ve ayrıcalık nedeniyle sokak ve caddelerde istenen ve olması gereken temizliği görmek mümkün değil.
Kendilerine atfedilen kutsallıktan haberdar olmayan bu hayvanlar, hemcinslerinin sahip olduğu mera ve otlakların temiz ve besleyici avantajına sahip değiller.
Bu yanlış inanış hem bu hayvanları ve hem de çevre temizliğini olumsuz etkiliyor.
Mesele bir bakıma insan ve hayvan hakları konusunu gündeme getiriyor.
Gerek Dünya Sağlık Teşkilatı ve gerekse hayvan hakları savunucularının bu konuyla ilgilenmesi gerekir diye düşünüyor insan…
Ülkede toplu taşıma araçları olan otobüsler bir hayli eski.
Bu hususta gelişmiş teknolojilerle üretim yapan ülkemiz burada gerek Pazar ve gerekse üretim tesisi kurmak için görüşme ve inceleme de bulunmuşlar mı? 
Ülke büyük bir Pazar potansiyeline sahip.
Ulaşımda metro hattı da var.
Ancak bunların yanında toplu taşıma hizmetinde görev alan üç tekerlekli dört beş yolcu kapasitesine sahip çok sayıda araç bulunuyor.
Dolayısıyla şehir trafiği oldukça yoğun.
Trafikte İngiliz sistemi hakim bütün araçlar sağdan direksiyonlu, trafik seyri de bizim ülkemizdeki gibi sağdan değil sol taraftan yapılıyor...
İngilizler işgal hareketine ülkeye ticaret bahanesiyle girmişler.
Fitne çıkarmada maharet sahibi olan İngilizler ülke yönetiminde söz sahibi olan liderlerin bir kısımını kendi saflarına çekerek kendilerine karşı olanlarla mücadele etmiş ve hakimiyeti ellerine almışlar.
İngilizlerin işgali altında olan ülke istiklaline 15 Ağustos 1947 yılında kavuşmuş.

8 Nisan 2019 Pazartesi

Terör örgütü ve ittifak yapanlar




Zaman zaman PKK terör örgütünden kaçanlar maruz kaldıkları insanlık dışı muameleleri itiraf ediyor.
Malumun ilamı…
Terör örgütünün sözde hak adına alçak, aşağılık ve her türlü ihanet ve hainlik dolu hareketini nasıl başlattığı biliniyor...
Birliğimize, beraberliğimize, istiklal ve istikbalimize yönelik atılmış en hain ve kalleş bir hareket.
Bu örgüt bilindiği gibi bin yıldır bir arada yaşamış; acısıyla, tatlısıyla birbirlerine destek olmuş bu milleti birbirlerine düşürmek ve emperyalistlere peşkeş çekmek adına kurulmuş hain bir tuzak.
Her fırsatta sözde kürtlerin haklarını savunma gayesiyle başlatılan bu ihanet hareketi aklıselim sahibi herkesin bildiği gibi en büyük zararı bu kesime vurmuştur.
Telafisi olmayacak bir şekilde yapılan bu ihanet aynı zamanda ülkemize ve ülkemize sadakatle bağlı olan canını, kanını feda edenlere yapıldı.
Kalkınmamıza, gelişmemize karşı yapıldı…
Emperyalistlerin ülkemiz üzerindeki alçak ve hain planlarını gerçekleştirmek için gözünü kırpmadan bu işin uşaklığına soyunanlar tarafından yapıldığı inkar edilemez bir gerçek.
Bu hainler bu ihanetlerini gizlemek için de ‘haklar’ kılıfını kullandılar.
Bu fitne tohumları 41 yıl önce atıldı.
Başta kahraman silahlı kuvvetlerimizin mensupları olmak üzere bütün güvenlik güçlerimiz ve masum sivil vatandaşlarımız bu hain örgütün çirkin emelleri karşısında can siperane mücadele ederek şehit düştüler.
Hepsini rahmetle anıyoruz.
Şehitlerimiz her gün milyonlar tarafından rahmetle anılıyor.
Emperyalist güçler adına kimisi kandırılarak, birçoğu da baskı ile örgüte katılanlar ise pisipisine hayatlarını kaybetti.
Bunlar kaybederken kazananlar ise emperyalist güçler oldu.
Ancak bu kadar ihanete ve bu kadar itirafa rağmen acı olduğu kadar hainlikle dolu olan gerçeği göremeyenlerin var olması da işin üzücü yanını gösteriyor.
Emperyalist güçlerin besleyip büyüttüğü bu terör örgütünün siyasi uzantısını Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıyan da bugünün ana muhalefet partisinin o zamanki temsilcisi oldu.
O gün bugündür terör örgütünün partisi değişik isimlerle mecliste yerini aldı.
Ülkemizin askerine, polisine ve diğer güvenlik güçlerine tuzak kuran, emperyalistler adına kurşun atan bu örgütün siyasi uzantısı ile son seçimde sözde milliyetçi, vatansever olduklarını iddia edenler ittifak yaptı.
Bu sinsi planı göremeyenler ne yazık ki bunlara destek verdi.
Bu örgütün itirafçılarının örgüt üyelerine ne gibi iğrenç alçaklıklar yaptıklarını yıllardır basından takip ediyoruz.
Anlatılanlardan büyük insanlık suçu işledikleri, uluslararası hukuk ve insan hakları nezdinde ağır cezai müeyyideye uğratılmaları gerektiği gerçeğine rağmen, basireti bağlanmışlar bu şer ittifakına destek verdi…
Nefis ve benliklerine yenik düştüler…

14 Mart 2019 Perşembe

Avrupa parlamentosunun görüşmeleri askıya alması




Avrupa parlamentosu Türkiye'nin AB’ye giriş görüşmelerinin askıya alınmasını istedi.
Avrupa parlamentosu buna gerekçe olarak da insan hakları, hukukun üstünlüğü, basın hürriyeti gibi hususları ileri sürüyor.
Parlamento oylamasında karar lehinde 370 oy, 109 karşı ve 143 oy da çekimser kalmış, karşı ve çekimser oylara baktığımızda 252 adet yapıyor bu da ülkemiz lehine bir hayli parlamenter olduğunu gösteriyor.
Bu arada Parlamento 15 temmuz darbe girişimi nedeniyle uygulanan olağanüstü halin geçtiğimiz yıl kaldırılmasını memnuniyetle karşılamış.
Suriye’deki savaş nedeniyle Türkiye'nin göstermiş olduğu fedakarlığı da takdir ediyor.
Fakat parlamento Türkiye'nin başkanlık sistemine geçişine de karşı çıkıyor.
Bir yandan demokrasi havariliği yapıp diğer taraftan Türkiye'nin halkın hür idaresiyle yeni sisteme geçişini de hazmedemezken çelişkiye düşüyor.
Kısıtlı hürriyet ve insan hakları konusu Avrupa Parlamentosunun ileri sürdüğü diğer gerekçeler alınan kararda yer alıyor.
Çok sayıda aktivist, gazeteci ve insan hakları savunucularının hapishanede olması da parlamento kararının gerekçesi olarak gösteriliyor.
Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyelik görüşmeleri bu hususlar çerçevesinde askıya alınmış.
Bunlara rağmen parlamento iradesinin Türk vatandaşlarının arkasında olduğunu, politik ve diyaloga açık olduğunu ifade ediyor.
AP Gümrük Birliği modernizasyonunu da yukarıdaki şartlara bağlı görüyor.
AB fonlarının Ankara vasıtasıyla değil de sivil toplum kuruluşlar aracılığıyla yapılması gerektiğinin lüzumu belirtiyor.
Birlik bunu da demokratik hakların korunup gelişmesi için yaptığını ifade ediyor…
Avrupa Parlamentosunun almış olduğu bu karar aslında şaşırtıcı değil.
Aklı nasıl eserse o şekilde hareket ettiği biliniyor.
Nabza göre şerbet misali tutum sergiliyor.
Bilinen bir gerçek var ki o da Avrupa Parlamentosunun söz konusu değerlere sadık olmadığı, bu hususta istismar unsurunu iyi biliyor.
Birlik bu değerlere samimi olarak inanmış olsa, özellikle Suriye’de 8 yıldır uygulanan vahşete göz yummazdı.
Suriye en belirgin ve en çarpıcı örnek, bu hususta başka çok örnek var!
Söz konusu değerler bütün insanlığa teşmil olduğuna göre Suriye’de 8 yılı aşan bir süredir yapılan vahşeti her türlü temel insan haklarının ihlali olduğunu görmek istemiyor.
Mısır’da darbeyle iş başına gelen yönetimin binlerce insanı katlettiğini ve haksız idamlarını hiç görmek istemiyor.
Yine başka İslam ülkelerinde yıllardır devam eden temel insan hakları ihlalleri, hayatta kalma hakkını hiç dile getirmek istemiyor.
Zalimlere göz yumup bu ülkelerdeki mazlum insanların uğradığı haksızlıklar ve vahşetten bahis açmıyor.
İşine geldiği zaman bu değerleri gündeme getirmesi de bu değerlere olan samimiyetsizliğini gösteriyor.
Gazetecilik kisvesi altında veya benzer unvanlar altında suç işleyenlerin mazur görülmesini istiyor.
Avrupa Birliği ve batı bu çarpık anlayıştan kurtulmadıkça ülkemize olan bakış açısı değişmeyecek, değişmediği gibi söz konusu değerlerin tam manasıyla yer yüzünde uygulanması da zor olacak.
Kaldı ki Türkiye bu değerlere saygılı ve uygulanmasından yana olan demokratik hukuk devletidir. Teröristlerin değil, mazlum ve mağdurların her platformda savunucusu olmuştur.

10 Mart 2019 Pazar

Cezayir'in hassas günleri




Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde uygulamaya konulan Arap Baharı tuzağı bu ülkelere bahar yerine kıştan beterini getirdi.
2010 aralık ayında Tunus’la başlayan sözde Arap Baharı en ağır darbesini Suriye’ye indirdi.
Bugünlerde sekizinci yılını geride bırakan Suriye’deki Arap Baharı neredeyse bu ülkeyi yerle bir etti.
Suriye’deki zalim yönetimin emperyalist işbirlikçileriyle yaptığı ortaklık neticesinde yüzbinler acımasızca hayatını kaybederken, milyonlarda ya ülke içinde yer değiştirdi ya da yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. ülkemiz zulümden kaçan yaklaşık 4 milyon Suriyeli vatandaşına ev sahipliği yapıyor.
Ülkede acımasız zulüm devam ediyor.
Sömürü güçleri menfaatleri icabı ülkede zalimin zulmünün sürdürmesi yönünde tavır takınıyor. Masum, savunmasız insanların hayatlarını kaybetmesi umurlarında bile değil!
Söz konusu güçler dünya kamuoyuna göründüğü kadarıyla Arap Baharının son halkası gibi görünen Suriye’deki kargaşanın bu ülkeyle sınırlı kalmaması yönünde izlenim veriyor.
Ne demokrasiden ve ne de monarşiden yana olmayan bu güçlerin iradesinin kargaşadan, kaostan yana olduğu aşikar.
Böyle olmasaydı bu kadar masum insan kanı akmaz, milyonlar yurdunu terk etmezdi.
Şimdi bu vahşet sahnesine bir başka Kuzey Afrika ülkesi olan Cezayir’i çekme endişesi var.
Cezayirliler 5. Defa aday olan felçli devlet başkanlarının bu adaylığından vazgeçirmek için sokaklardalar.
41 milyonluk ülkenin yüzde 70’i 30 yaşın altında bulunuyor.
Kaynaklar ülkede ekonomik durgunluk ve işsizliğin uzun zamandır sürdüğünü belirtiyor.
Ancak bir toplumsal ayaklanmanın başlaması ve sürmesiyle durumun mevcuttan çok daha kötüye gideceğini bu ülke insanlarına hatırlatmak gerekiyor.
Bırakın kurdun dumanlı havayı sevmesini, bu kurtlar menfaatleri icabı dumansız havayı da dumana çevirmesini çok iyi biliyorlar…
Mevcut devlet başkan Abdülaziz Buteflika 2013 yılından beri tekerlekli sandalyeye bağımlı, o zamandan beri felçli ve halkıyla konuşamaması nedeniyle aday olmaması isteniyor.
Her ne kadar protestoya katılanların gösterileri şiddete dönüştürmeyeceklerini söyleseler de bunu kontrolde tutmanın zor olacağı araya kışkırtıcı ajanların gireceği üzerinde de duruluyor.
Protestoların Nisan ayında yapılacak seçimden sonra da devam edebileceğine ihtimal veriliyor...
Cezayir'in ihracatının yüzde 85’ini sıvılaştırılmış doğal gaz ve petrol ihracatı oluşturuyor.
Kişi başına gelir 5 bin dolar civarında dünya genelinde ortalarda bulunuyor.
Darbeyle yönetilen Mısır’da 2600 dolar, Suriye sıralamada en alt sırada bulunuyor rakam verilmemiş.
İç savaşın sürdüğü Yemen’de 400 dolar civarında. Petrol zengini olan iç savaşa sürüklenen Libya’da 6700 dolar, yine petrol zengini olan Irak’ta ise kişi başına gelir 5600 dolar.
Bu ülkelerin hepsi petrol zengini fakat işgaller, iç savaş ve ayaklanmalar, adil olmayan yönetimler bu zenginliklerden yeterince faydalanma imkanını ellerinden almış. Bir çok İslam ülkesinde on yıllardır devam eden istikrarsızlığın, geri kalmışlığın en önemli nedeni ise bu ülkeler arasında arzulanan işbirliğinin ve dayanışma kurumunun olmaması...