16 Temmuz 2022 Cumartesi

Ormanlar karbon emme havuzu (Yeşil Ekonomi 75)

 

FAO tarafından koordine edilen Küresel Orman Kaynakları Değerlendirmesine göre, 1990 ve 2015 yılları arasında dünya orman alanları %31,6’dan %30,6’ya gerilemiş. Ancak kayıp hızı son yıllarda yavaşlamaya başlamış.

Dünyanın kırsal fakirlerinin çoğunun geçimi ve gıda güvenliği orman ve ağaçlara bağlı. Bu rapora göre aşırı kırsal fakirlerin %40’ı yaklaşık 250 milyon insan orman ve çayır bitkilerinin bulunduğu alanlarda yaşıyor. Bu bakımdan orman ürünlerine, mal ve hizmetlerine erişim en fakir hane halkının geçimleri için hayati öneme sahip.

Ormanlar zor zamanlarında güvenlik ağı olarak görev yapıyor.

Ahşap ormanı olmayan ağaçlar özellikle kadınlar, çocuklar, arazi sahibi olmayan çiftçiler ve zayıf ortamlarda olan diğer topluluklar için dünyada beş kişiden birine gelir, gıda ve besleyici çeşitlilik sağlıyor.

Su kalitesi kırsal ve şehir topluluklarının sağlık ve hayatlarının devamı için temel olup doğrudan orman yönetimi ile ilgili.

Arazi örtüsündeki değişiklikler, kullanımı ve yönetimi bir ülkenin su arzı üzerinde ağır etkilere neden oluyor.

Araştırmalara göre, dünyanın 230 büyük su havzalarının %40’ından fazlası orijinal ağaç örtüsünün yarısından fazlasını kaybettiğini gösteriyor. 

Buna rağmen toprak ve su muhafazası için yönetilen ormanların alanı geçen 25 yılda artış sağladığı belirtiliyor.

Ormanlar dünyanın en büyük şehirlerinin 1/3’ünden fazlası için içme suyunun çoğunu sağlıyor.

Bu nedenle ormanlar su pınarlarımız olarak nitelendiriliyor.

Yoksulluk ve açlığın üstesinden gelmek, iklim değişikliğini azaltmak ve biyolojik çeşitliliği korumak için orman ve ağaçların pozitif etkisi vazgeçilmez olarak görülüyor.

Karbon emme havuzu olarak görev yapan ormanlar her yıl yaklaşık 2 milyar tona eşdeğer karbon dioksiti çekiyor.

Fosil yakıtların etkisinden sonra ormansızlaşma iklim değişiminin ikinci önde gelen sebebi ve tüm sera gazı emisyonlarının yaklaşık %20’sini oluşturan ulaşım sektörünün tamamından daha fazla olduğu biliniyor.

Turizm yönünden de ormanlar artan bir önem arz ediyor. Tabiat temelli turizm bir bütün olarak turizm sanayinden üç kat daha fazla büyüyor ve küresel pazarın %20’sine karşılık geliyor.

Artan şehirleşme ve iklim değişikliği göz önüne alındığında, ormanlar ve ağaçlar dahil tasarım, planlama ve şehir yeşil alanların yönetiminin daha erken safhada şehir planlamasına entegre edilmesi tavsiye ediliyor.

Sürdürülebilir tarım sağlıklı ve verimli ormanlara ihtiyaç duyuyor. Ormanlar ve ağaçlar toprakları ve iklimi dengeleyerek, su akışlarını düzenleyerek, gölge ve barınma alanları,  tozlaşma ve tarım haşerelerinin tabii avcıları için ortam sağlıyor. Tarım alanlarına entegre edildiği zaman ormanlar ve ağaçlar tarım verimliliğini artırıyor. Aynı zamanda milyonlarca insanın gıda güvenliğini sağlıyor.

Eğer sürdürülebilir gelişme gerçekleştirilecekse ormanlar, tarım, gıda, arazi kullanımı, kırsal ve ulusal gelişmenin eşzamanlı yapılması tavsiye ediliyor.

16 Haziran 2022 Perşembe

Kapsayıcı ve sürdürülebilir gelişme için ormanlar (Yeşil Ekonomi 74)

 

 

Birleşmiş Milletler Orman Forumu (UNFF 2015), 1,6 milyardan fazla insanın geçim kaynağı, istihdam ve gelir elde etmek için ormanlara bağımlı olduğunu kabul etmekte ve ormanların en acil sürdürülebilir kalkınmanın birçoğunu ele almak için fırsatlar oluşturan çok çeşitli mal ve hizmetler sunduğunu kabul etmektedir. Ancak neticede, tüm insanlık dünyanın ormanlarına bağımlıdır.

https://www.un.org/esa/forests/wp-content/uploads/2019/04/UNFF14-BkgdStudy-SDG8-March2019.pdf

Karadaki biyolojik çeşitliliğin yüzde 80’i ormanlar ve ağaçlarda yaşıyor.

Ormanlar yeşil ve biyoekonominin önemli bir parçasını oluşturuyor. Küresel ekosistemler adına hayati önem taşıyor.

Ormanlar sağlıklı ve verimli sürdürülebilir tarım için temel teşkil ediyor. Ormanlar ve ağaçlar insan topluluklarına ve gezegene hayati katkılar sağlayıp, geçimleri destekliyor, temiz hava ve su teminine vesile oluyor, biyolojik çeşitliliği muhafaza ederek iklim değişikliğine karşı koruma görevi yapıyor. 

Biyolojik çeşitliliğe hayati katkılar sağlıyan ormanlar aynı zamanda bir dizi ekonomik faaliyetin sürdürülmesine katkı sağlıyor; gıda, ilaç ve yakıt kaynağı sağlıyor.

Çok sayıda fayda sağlayan ormanlar eşi görülmemiş baskıyla karşı karşıya kalmış.

Arazi örtüsündeki değişiklikler en baskıcı çevre konusuna neden olmuş geçtiğimiz on yıllarda. Ormansızlaşma ve arazi kullanımındaki yoğunluk özellikle toprak azalmasına ortam hazırlıyor.

FAO’nun tahminine göre dünyada toplam orman alanı 4 milyar hektardan fazla bulunuyor.

Ormanlar dünya arazi kitlesinin üçte birini kapsıyor bir diğer ifadeyle yeryüzünün üçte biri ormanlarla kaplı.

Aynı zamanda hayati öneme sahip olan tatlı suyun dörtte üçü orman havzalarından geliyor. Bu nedenle orman alanları sürdürülebilir tatlı su kaynakları açısından da hayati bir görev üstleniyor.

Ormanlar insan geçimleri için bilinenden çok daha fazla fayda sağlıyor, gıda güvenliğinde, içme suyunda, yenilenebilir enerji ve kırsal ekonomilerde önemli görevler üstleniyor.

Gelişmekte olan ülkelerde kırsal hane halkının %20’si için gelir sağlıyor, bunun yanında küresel olarak her üç kişiden birinin pişirme ve ısınma yakıtını karşılıyor.

İklim değişikliğine cevap vermeye yardım etmekte; toprağı ve suyu koruma görevi üstlenirken, ormanlar dünya karasal biyolojik çeşitliliğin üç çeyreğinden fazlasına ev sahipliği yapıyor, sosyoekonomik gelişmeye katkı sağlıyor ve özellikle kırsal alanlarda yüz milyonlarca insanın geçimi için önem arz ediyor.

Ormanlar ve ağaçlar, sağlıklı ve zengin bir gezegen için küresel olarak önemli kabul ediliyor.

8 Haziran 2022 Çarşamba

Yeşil tarım için temel olan beş alan (Yeşil Ekonomi 73)

 

ILO’nun raporuna göre, tabii kaynakların aşırı kullanımı ve artan bir şekilde yükselen kirlilik seviyeleri, sera gazlarının emisyonu dâhil gezegenin tolerans gösterebileceği sınırları aştığını gösteriyor.

Bunun bir sonucu olarak insanların geçimi için hayati öneme sahip olan tabii süreçler ve sistemler kesintiye uğruyor.

Yaklaşık bir milyar yetersiz beslenen insanın ihtiyacını karşılamak ve iklim değişikliği ile baş etmeye çalışılırken, bu yüzyılın ilk yarısında dünya nüfusunun büyümesi ve artan talebi karşılamak için mevcut alışılmış ve geleneksel tarımsal işletmelerden uzaklaşmak gerekiyor.

Farklı şekillerde ve değişen derecelerde, mevcut çiftlik sistemleri tabii sermayeyi tüketiyor ve önemli oranda küresel gazlar üreterek fakirleri orantısız bir şekilde etkilediği görülüyor.

Arazi kullanım değişimine olan talep sıklıkla ormansızlaşma ve biyolojik çeşitlilik kaybına neden oluyor. Tarımın ekonomik dışsallaşması her yıl milyarlarca dolara ulaşıyor ve artış devam ediyor.

Yeşil tarımda hedeflenen yatırımlar paketi ve politika reformları ekonomileri çeşitlendirmeyi, yoksulluğu azaltmayı yeni ve daha çok verimli yeşil işler oluşturmayı ve artan ürünlerle özellikle kırsal alanlarda, sürdürülebilir bir temelde gıda güvenliğini sağlamayı ve önemli ölçüde çevresel ve ekonomik maliyetleri bugünün sanayi çiftlik uygulamalarıyla azaltmayı kapsıyor.

Yeşil tarım büyüyen ve dünya nüfusunun daha artan talebini daha yüksek besleyici seviyelerde 2050’ye kadar besleme kapasitesine sahip olacağı öngörülüyor.

Gıda üretimi ve sosyal eşitlik için kamu, bu süre zarfında herkese yeterli kalitede besin sağlamak için özel ve sivil girişimlere tarım seviyesinde etkin geçiş ihtiyacı duyulacak.

Tarımın veriminin ve çalışanlara dönüşünün artması, ekosistem hizmetlerinin gelişmesi bu hedefleri başarmaya temel teşkil etmiş olacak.

İş oluşturmada yeşil tarımın geleneksel tarımdan daha fazla geri dönüş sağlayacak potansiyele sahip olduğu düşünülüyor.

Yeşil tarıma geçiş önemli çevresel faydaları beraberinde getiriyor.

Yeşil tarım toprak verimliliğini sürdürmek ve restore edilmesi ile tabii sermayeyi yeniden oluşturacak potansiyele sahip olduğu görülüyor.

Toprak erozyonu ve inorganik tarım-kimyasal kirliliği azalacak; su kullanım verimliliği artacak; ormansızlaşma azalacak, biyolojik çeşitlilik kaybı ve diğer arazi kullanım etkileri azalacak ve önemli ölçüde tarımsal sera gazı emisyonları azalacak.

Önemli olarak yeşillenen tarımın, tarım sektörünü büyük bir sera gazı yayıcısı olmaktan bir diğerine, net bir etkisiz şekline ve muhtemelen ormansızlaştırmayı ve tatlı su kullanımını yüzde 55 ve 35 azaltırken muhtemel sera gazı oranını düşüreceği bekleniyor.

Yeşil tarım aynı zamanda milli ve uluslararası politika reformları ve yenilikleri gerektirecek. Yeşil tarım politikası aynı zamanda bazı tarımsal girdilerin maliyetini suni olarak azaltan zararlı sübvansiyonların çevresel olarak reformuna odaklanıyor.

Bu yolla verimsiz ve aşırı kullanıma yol açacak sübvansiyonların reformu amaçlanıyor.

İlave olarak çiftçileri çevre dostu tarımsal girdi kullanımı ve çiftlik uygulamaları ve gelişmiş ekosistem hizmetleri gibi pozitif unsurları oluşturmak için politik tedbirlerin teşvik edilmesi öneriliyor.

Üretimi bozan ve ihracat sübvansiyonlarının reformlarıyla birlikte, gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanan yeşil tarım ihracatlarının yüksek gelirli ülkelerde pazarlara erişimini artıracak ticari politikalarda değişiklikler gerekli görülüyor.

Bunlar gıda üretim değer zincirlerinde yerel gıda işleme işletmeleri ve küçük ölçekli çiftçiler, kooperatifler ile daha büyük katılımı kolaylaştıracak.

Yeşil tarım için temel olan beş alan tavsiye ediliyor: toprak verimlilik yönetimi; daha verimli ve sürdürülebilir su kullanımı; bitki ve hayvan çeşitliliği; biyolojik bitki ve hayvan sağlığı yönetimi ve uygun çiftlik seviyesinde mekanizasyon uygulanması.

Bütünleşmiş toprak yönetimi ve entegre bitki besin yönetimi besin stoklarının dikkatli yönetimini gerektirmekte ve sürdürülebilen üretim ve karlılık sağlayan bir şekilde akışları gerektiriyor.

Entegre toprak yönetimi aynı zamanda mikro seviyeden makro-fauna seviyesine kadar organik madde miktarı, toprak yapısı ve toprak biyolojik çeşitliliği toprak kurtları ve termitler gibi diğer önemli yönleri ele alıyor.

Bitki verimliliğini artırmak için sentetik gübreler yerine çiftlik gübresi ve bitki kalıntılarını kullanmak veya yonca bitkilerinin kültürlerini uygulamayla havadan oksijen fiksasyonu ile nitrojen oluşturmak ve toprağa ilave etmek tavsiye ediliyor.

Üretim artışı için yağış desenlerinin düzensiz artışını ele alarak gelişmiş su hasadı, su tutma ve sulama önem arz ediyor.

5 Haziran 2022 Pazar

Gıda güvenliğini başarmak (YeşilEkonomi 72)

 

Gıda güvenliğini başarmak küresel olarak bir engel olmaya devam ediyor.

Bu endişe sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, aynı zamanda gelişmiş ülkelerde de var.

Mevcut projeksiyonlar dünyanın 2050 yılında 2000 yılına göre yüzde 60 daha fazla gıdaya ihtiyacı duyacağına dikkat çekiyor.

Eğer sektörde güçlü bir sürüm uygulanırsa söz konusu zorlukların karşılanabileceği, özellikle gelişmekte olan ülkelerde düşük çevresel etkiyle küçük ölçekli çiftçiler arasında daha verimli çiftçilik metotları uygulanabilecek.

Verimin artması ve üretim maliyetlerinin düşmesi durumunda kayda değer daha yüksek gelirler ve yoksulluğun azaltılması başarılabilecek.

Diğer sektörlerde olanlara nispeten tarımdaki gelirlerin cazip kalmasını sağlamak için uzun dönem boyunca artan mekanizasyon ve tarım işletmelerinin ortalama büyüklüğündeki artış muhtemelen gerekli olacak.

Gelişmekte olan ülkelerde bu sonucu başarmak için en önemli politik tedbirlerden biri yetenekler ve kabiliyetlerin arttırılmasında görülüyor.

Bunu yapmak için eğitim hizmetlerine yatırım yapmanın gerekli olduğu ve kırsal altyapıların tamamlanması ve çiftlik dışı kırsal ekonominin gelişmesi gerekli olacağı belirtiliyor.

Tarım sektörü aynı zamanda ormansızlaşmanın ana sebeplerinden biri olarak gösteriliyor.

Yükselen ekonomiler için emisyonların payı kayda değer oranda daha yüksek bulunuyor.

Böylece tarım, iklim değişikliği ile en fazla etkilenen sektör olurken, ona en büyük destek sağlayıcı olarak da görülüyor.

Ülkelerin kendi içlerinde ve ülkeler arasında işletmelerin tipleri ve üretim sistemlerinde tarım ve tarımsal reformun anlamlı tartışması sektörün heterojen tabiatı göz önüne alınmalı.

Çokuluslu tarım sanayileri, aile çiftlikleri ve geçim üretim birimlerinin var olduğu fakat tabii kaynakların kullanımı, arazi kullanımı, sermaye, teknoloji ve birçok diğer değişkenler, istihdam edilen insan sayısı dâhil olmak üzere önemli olarak farklılık gösteriyor.

Küçük çiftliklerdeki işletme tanımı çoğunlukla 50 dekarın altındaki, aile çiftlikleri, geçim ölçekli çiftlikler veya kaynak fakiri çiftliklere atfedilmekte.

Ancak sektörün toplam istihdamdaki payı giderek azalıyor (ILO 2012). 

Çoğu gelişmekte olan ülkelerde bu oran daha yüksek bulunuyor.

Küresel işgücünün yaklaşık üçte birini istihdam etmesine rağmen küresel yurtiçi hâsılaya katkısı yüzde 6 oranında kalıyor.

Dünyadaki bütün fakir insanların üçte ikisi kırsal alanlarda yaşamakta ve gelirlerini tarımdan elde etmekteler.

Kırsal alanlarda iklim değişikliğine adapte olma zorlukları kurak ve yarı kurak gelişmekte olan ülkelerde daha şiddetli olmaktadır. Bu durum Afrika’da önde gelen vak'a olarak görülüyor.

Bazı ülkelerin 2020 yılına kadar yağmurla beslenen tarımsal verimlerinde %50’ye kadar azalma görebileceği tahmin ediliyor.

Bundan dolayı iklim değişikliğiyle bağlantılı olan diğer zorluklar ise su stresi, tarımsal üretim, kırsal geçim ve gıdaya erişimin muhtemelen şiddetli tehlikeli olacağı ve yetersiz beslenmeyi kötüleştireceği yönünde bir beklenti var.

Gerek bilinen ve gerekse geleneksel tarım farklı şekillerde de olsa çevre üzerinde önemli baskı oluşturuyor.

Endüstriyel tarımın fosil yakıtlara, su ve diğer girdilere olan bağımlılığını azaltma ihtiyacı var.

Ülkemizin yenilenebilir enerji potansiyeli göz önünde bulundurulursa, bu potansiyelin fosil yakıtları değiştirmeye yönelik önemli katkıları olacak.

Gerek büyük ve gerekse küçük çiftlikler toprak verimliliğini geliştirecek ve sürdürecek; yeşil gübreleme kültürü, gübre sağlayan hayvancılık ile yeniden entegre olarak besin maddeleri geri dönüşümlü çiftlik üzerinden fayda sağlanabilecek.

Çiftlik hayvancılığı, kuş gübresi, solucan gübresi yeşil tarım için giderek önem kazanarak bu dönüşümde büyük rol oynayacak.

Bu faaliyetler bir taraftan yeşil tarımı desteklerken diğer taraftan yeni istihdam alanları oluşturacak.

Tarım sektörünün yeşillenmesiyle çiftçiler için artan kârlar ve gelirler dâhil bir dizi fayda üreteceği umuluyor.

Tarımı kuraklığa, ağır yağmur düşme olaylarına ve sıcaklık değişimlerine karşı daha dayanıklı hale getirmek, daha çok çiftlik biyolojik çeşitliliği ve gelişmiş toprak organik maddesini geliştirmekle yakından bağlantılı görülüyor.

Tarım ürünleri açısından yeşil ekonomi sürekli kontrol ve takibi gerektirmektedir. Bu tarla sürümünden hasat döneminin belirlenmesine, hasat ve sonraki safhalar kadar geçen bir zaman dilimini kapsıyor.

24 Mayıs 2022 Salı

Küresel iş gücünün yaklaşık her üç çalışandan biri tarımda (Yeşil Ekonomi 71)

 

Yağış değişiklikleri yağmurla beslenen tarım üretimini olumsuz etkilerken, aynı zamanda yer altı sularının ve su havzalarının şarj oranını da aksi yönde etkiliyor.

İklim Değişikliği Hükumetler arası Panelin dördüncü değerlendirme raporu birçok gözlenen aşırı değişikliklere, çok sık olarak meydana gelen ağır yağış olayları, uzun ve daha yoğun kuraklıklar iklim değişikliğinin küresel ısınmayla korele olduğuna işaret ediyor.

Su stresi şartlarının devam eden kötüleşmesi tarımsal üretim maliyetlerinin artışını kademeli olarak etkileyeceği bekleniyor.

Açıkçası bu trendi hafifletecek, su kullanım etkinliklerini arttıracak uygulamaların gerekliliği üzerinde duruluyor.

Ülkeler olarak su kullanımında ve sınır boyunca artan koordinasyon ihtiyacının önemine de dikkat çekiliyor.

Daha ileri oranda yüksek ormansızlaşma riski, gelişmekte olan ülkelerin işlenebilir arazi miktarını yoğun genişletme arayışı yerine, eş-zamanlı olarak verimlilik artışı ve tarımlarını yeşillendirme uygulamaları ile gıda tedarik açıklarını karşılama ihtiyacı duyacaklar.

http://www.fao.org/docrep/015/i2490e/i2490e01b.pdf

Hasat sonrası bozulma

Dünya çapında üretilen gıdanın önemli miktarları hasat sonrasında kayıp veya israfa maruz kalıyor. FAO’nun tahminlerine göre her yıl küresel olarak insan tüketimi için üretilen gıdanın üçte biri yaklaşık olarak 1,3 milyar tonluk kısım kayıp ve israfa maruz kalıyor.

Yeşil tarım paradigmasının önemli bir tarafı ise israf ve verimsizliği azaltmaya yönelik olması.

Ürün kayıpları haşereler ve depolamada, dağıtımda, pazarlamada ve ev seviyesinde gıda israfı ile kombine olarak, insan kalorilerinin yüzde 50’sine tekabül ediyor.

Üretimden son tüketiciye kadar oluşan bu süreç zarfında kayıpları minimum seviyeye düşürmek için gerekli düzenlemelerin yapılması ve tedbirlerin alınıp uygulanması gerekiyor.

FAO’nun teklifi ise üretim ve tüketim zincirinde kayıpların ve israfın yüzde 50 azaltılması yönünde ve bu yaklaşım başarılabilir hedef olarak değerlendiriliyor.

Bir milyarın üzerindeki küresel iş gücü ile yaklaşık her üç çalışandan biriyle, tarım sektörü dünyada en büyük işveren konumunda bulunuyor.

Tarım aynı zamanda fakir insanların en yüksek yoğun orana sahip olduğu sektör olarak bulunuyor. Bunların üçte ikisi kırsal kesimde çalışıyor.

Suyun en büyük kullanıcısı olurken, önemli bir kirleticisi konumunda bulunan tarım aynı zamanda arazi ve biyolojik çeşitliliğin bozulmasının önde gelen sebebi olarak gösteriliyor.

20 Mayıs 2022 Cuma

Yeşil tarımın hedefleri (Yeşil Ekonomi 70)

 

Tarımın yeşil moduna entegrasyonuyla teknolojilerin ve bunları uygulamanın dışlanması beklenmiyor.

Eğer bir teknoloji çiftçiler için verimliliği geliştirmek için çalışıyor ve toplum zararına sebep olmuyorsa, bu takdirde çabaların büyük bir bölümünü oluşturmuş olacağı düşünülüyor.

Sürdürülebilir tarım için resmi bir tanım bulunmuyor. Ancak FAO tarafından yapılan tanıma göre (2002):

“Çevresel kaliteyi sürdürüp artırmak, gelecek nesiller için tabii kaynakları korumak ve insan ihtiyaçlarını karşılayacak tarım kaynaklarının başarılı yönetimi”, şeklinde açıklanıyor. (GreenEconomicReport UNEP 2011b)

Ekosistem hizmetlerini ve gıda teminini sürdürülebilir bir temel üzerine oturturken, çiftlik verimliliği ve karlılığını sürdürmek ve artırmak hedefleniyor.

Toprak erozyonu, inorganik tarım kimyasal kirliliği ve tarımsal sera gazı emisyonları gibi negatif dışsallıkları azaltmak ve toprak verimliliğini, su, hava ve biyolojik çeşitliliği, hayvan ve bitki-genetik çeşitlilik dahil ekolojik kaynakları yeniden inşa etmek, yeşil tarımın hedeflerini oluşturuyor.

Tabii olarak ve sürdürülebilir üretilen besin maddesi girdilerinin artan kullanımı ile toprak verimliliğini artırmak ve onarmak, çeşitlenmiş bitki rotasyonunu, hayvan ve bitki entegrasyonunu sağlamak hedefleniyor.

Toprağı koruyucu bitki kültür teknikleri ve minimum sürüm uygulanması ile su kullanımının etkinliğini geliştirmek ve toprak erozyonunu azaltmak yeşil tarım paradigmalarını oluşturuyor.


Sınırlı işlenebilir arazi ve yetersiz su

Toplam arazi alanının üçte birinden fazlası tarımda kullanılıyor.

Sulu tarım alanı işlenen toprağın yüzde 20’sine karşılık gelirken küresel gıda tüketiminin yüzde kırkını karşılıyor (FAO 2016).

Küresel olarak mevcut işlenen arazinin tarımsal verimliliği aşırı değişkenlik gösteriyor. Gelişmiş ülkelerde bitki verimleri genellikle çoğu gelişmekte olan ülkelerden açık ara daha fazla oluyor.

https://ourworldindata.org/land-use-in-agriculture/

Bu verimlilik farklılıkları gübreleme, haşere ilacı ve yabani ot ilaçlarının kullanımı; yetiştirilen bitki türlerinin kalitesi ve tohumlar; suya erişim; çiftçilerin eğitimi ve bilgiye erişim, kredi ve risk sigortası ve tarım mekanizasyon derecesi, tabii toprak verimlilik seviyeleri gibi hususlardan kaynaklanıyor…

Şehirleşme hız kazandıkça şehir çevresindeki işlenebilir verimli arazinin hızlı bir şekilde iskân ve ticari yapılaşmaya dönüşmesi sektör adına olumsuz bir gelişme oluyor.

Ayrıca aşırı otlatma ve uzun kuraklık dönemlerinin, kurak ve yarı kurak bölgelerde çölleşmeyi hızlandıracağı endişesi var.

Tarımın egemen formu olan yağışla beslenen çiftlik sistemlerinden bu yana, dünyanın çoğu alanlarında yaşanan tarihi yağış örneklerinin artan düzensizliği ise yine endişe verici bir durum olarak görülüyor.


14 Mayıs 2022 Cumartesi

Yeşil tarımın avantajları (Yeşil Ekonomi 69)

 

Yatırımların toplam küresel maliyeti ve politik müdahaleler yeşil tarıma doğru geçiş için 2011’den 2050 yılına kadar her yıl için 198 milyar dolarlık bir yatırım miktarını öngörüyor.

Yeşil tarımın istihdam oluşturacak net bir potansiyele sahip olduğu ve geleneksel tarımdan daha yüksek getiri sağlayacağı bekleniyor…

Bugüne kadar küresel tarım verimliliğinin nüfus büyümesinden daha fazlasını başardığı gözleniyor. Ancak, tarımsal verimlilik çalışan kişi başına ve birim arazi itibariyle ve ülkelere göre büyük farklılıklar gösteriyor.

Endüstriyel tarımla tarımdaki verimliliğinin artışına rağmen, BM’nin verilerine göre yaklaşık 1 milyar insan yetersiz besleniyor, diğer 1 milyara yakın insan ise açlıkla mücadele ediyor. Her yıl 1,3 milyar ton gıda ise israf ediliyor. Aşırı gıda tüketimi sağlığımıza ve çevreye zarar veriyor. 2 milyar insan aşırı kilolu ya da obez bulunuyor.

2000 ve 2007 yıllarını kapsayan bir araştırmaya göre, beş yaşın altındaki çocukların bir çeyreği düşük gelirli ülkelerde yetersiz besleniyor (Dünya Bankası 2010).

Dahası gıda güvenliği olmayan ailelerin yarısı kırsal hane halkını oluşturuyor.

Tarım yoksulluğu azaltmak için dev bir potansiyele sahip.

Kırsal nüfusun ve iş gücünün büyük bir oranı gelişmekte olan ülkelerde tarımda istihdam ediliyor. Gelişmekte olan ülkelerde en fakir olanların gelirlerini yükseltmek için tarımın katkısının 2,5 kat daha fazla olacağı tahmin ediliyor tarım dışı sektörlerle mukayese yapılınca…

http://www.oecd.org/tad/sustainable-agriculture/48268377.pdf

Tarım sektörünün yeşillenmesiyle çiftlik verimliliğini sürdürmek, verimlilik ve karlılığı artırmak ve sürdürülebilir bir temel üzerine gıda ve ekosistemlerin elde edilmesini sağlamak hedefleniyor.

Yeşil tarımın sağlayacağı avantajlar şu şekilde sıralanıyor:

Yeşil tarıma geçiş önemli çevresel avantajlar oluşturacak.

Yeşil tarım uluslar ve uluslararası politika reformlarını ve yenilikleri gerektirecek.

Tarım çoğu gelişmekte olan ülkelerde büyük bir istihdam sektörü ve fakirler için önemli bir gelir kaynağı oluşturuyor. 

Yeşil tarım uygulamalarıyla negatif dışsallıkları azaltmak ve kademeli olarak pozitif olanlara yol açmak ve ekolojik kaynakları (toprak, su, hava ve biyolojik çeşitlilik gibi tabii sermaye varlıklarını) yeniden inşa ederek kirliliği azaltmak ve kaynakların daha etkin kullanılması hedefleniyor.

Çevre dostu biyolojik haşere ve yabani ot yönetim uygulamaları ve entegre uygulamaları ile kimyasal haşere ilacı ve herbisit kullanımını azaltmak.

Hasat sonrası depolama ve işleme tesislerinin kullanım artışıyla gıda bozulması ve kayıplarını azaltmak.