13 Kasım 2021 Cumartesi

Su hakkı (Yeşil Ekonomi 57)

 


Birleşmiş Milletler Genel Kurulu temmuz 2010 yılında ‘su ve sanitasyon hakkı’ kavramını kabul etti. Kurul aynı zamanda (kişi başına 50 ve 100 litre arasında) her insanın kişisel ve evsel kullanımlar için yeterli suya erişim hakkını kabul etti. Bu suyun güvenli ve satın alınabilir olması gerekiyor. Bunun ölçüsünü de suyun maliyetinin hane halkı gelirinin %3’ünü geçmemesi şeklinde belirtiyor.

Ortalama olarak bir Amerikalı günlük 100 – 175 galon veya 380 – 665 litre su tüketiyor.

Yapılan analizlere göre, 2050 yılına kadar her dört kişiden biri şiddetli su darlığından etkilenen şehirlerde yaşıyor olacak.

Kapsayıcı bir su arzı verisinin eksikliği ile meselenin daha fazla komplike olduğu ve izleme sistemleri büyüyen krize cevap vermeyi zorlaştırıyor.

Sürdürülebilir Gelişme Hedeflerinin 6. maddesi açıkça sürdürülebilir su yönetimi ve sanitasyon konusunu işliyor. Su aynı zamanda aşırı yoksulluğu gidermek (SDG1), açlığı ve yetersiz beslenmeyi (SDG2) yok etmek, iklim değişikliğini hafifletmek (SDG13) gibi Sürdürülebilir Gelişmenin diğer hedefler için temel bir bileşen görevini üstleniyor.

 

Her damlayı önemsemek

“Su yaptığımız her işte mutlak bir öncelik olmalı”

11 devlet başkanı ve bir özel danışman tarafından düzenlenen bir panelde su yönetim şeklinin temel değişimi için çağrıda bulundu.

Bir rapora göre dünya nüfusunun %40’ı su kıtlığından etkileniyor. Eğer mesele ele alınmazsa 2030 yılına kadar yaklaşık 700 milyon insan su arayışı için yerini değiştirmiş olacak.

Rapora göre, kadınlar ve kız çocukları su ve sanitasyon eksikliğinden orantısız bir şekilde sıkıntı çekiyor.

Bu olumsuz durum sağlığı olumsuz etkiliyor ve çoğunlukla çalışmayı ve eğitimi sınırlandırıyor. Atık suyun %80’i işleme tabi tutulmadan çevreye boşaltılıyor. 1990 yılından beri 1000 adet yıkıcı tabii afetlerin %90 oranında su ilişkili olduğu tespit edilmiş.

Gıda güvenliğimiz, enerji sürdürülebilirliği, halk sağlığı, istihdam, şehirler gibi hayatın temelini oluşturan ekosistemler suyun mevcut yönetimi nedeniyle risk altında bulunuyor. 

12 Kasım 2021 Cuma

Yer altı su kaynakları yenilenme oranından daha çok tüketiliyor (Yeşil Ekonomi 56)

 

Dünya enerji üretimi için daha fazla suya ihtiyaç duyacak, bugün 1,3 milyar insan elektriğe erişim eksikliği yaşıyor.

Dünya Bankasının açıklamasına ilaveten, Birleşmiş Milletlerin 12 Temmuz 2017 tarihli açıklamasında, yeryüzünde her on kişiden üçü ya da 2,1 milyar insan evinde güvenli sudan yoksun bulunuyor; bu miktarın 844 milyonu ise temel içme suyu hizmetine sahip değil. 263 milyon insan akarsu ve göl gibi su kaynaklarından herhangi bir işleme tabi tutulmamış olan suyu içiyor. 

İyi sağlıklı sanitasyon tesislerine sahip olmak hastalık yayılmasını önlemek için en kolay ve en önemli etkin yollardan biri.

Yer altı su kaynakları kendini yenilenme oranından daha çok tüketiliyor.

2025 yılına kadar 1,8 milyar insan mutlak su darlığının olduğu bölge ve şehirlerde yaşıyor olacak. 

Suyun içinde bulunduğu bu şartlar nedeniyle su giderek tartışmalı bir meseleye dönüşüyor.

Dünya Bankasının mayıs 2016’da yayınlanan bir raporuna göre iklim değişikliği ile kötüleşen su darlığı bazı bölgelerde milli gelirin %6’sına kadar maliyet oluşturacak, göçü teşvik edecek ve ihtilaflara yol açacak.

Su arzı daha çok düzensiz ve belirsizliğe doğru giderken, nüfus büyümelerinin kombine etkileri, artan gelirler ve genişleyen şehirler nedeniyle su talebinin katlanan bir artış oluşturacağı tahmin ediliyor.  

Su darlığı ortak bir algıya dönüştü. Nispeten su ile zengin olan alanlarda bile su krizi endişesi görülüyor. 

Su uluslararası toplantılarda önemli bir gündem maddesi olarak yer alıyor.

Büyümeyi artırmak, yoksulluğu gidermek, çevreyi sürdürülebilir kılmak, temiz ve yenilenebilir enerji üretimini sağlamak gibi faaliyetlerde su kaynaklarının hayati bir görevi var.

Su kaynaklarının giderek azalma eğilimine girmesine karşılık suya olan talep artarak yükseliyor…

Geçtiğimiz yüzyıl dünya nüfusunun üç kat artmasına karşılık küresel su talebi altı kattan fazla artmış. Nüfus artışı, gelişen ve yaygınlaşan teknoloji, artan ve çeşitlenen sanayi kuruluşları suya olan talebi artırıyor. Bu gelişmeler aynı zamanda suyun kirlenmesini de artırıyor.

Su hayatın her alanında önemli bir bileşen; eğitim, sağlık, gıda güvenliğine ilaveten özellikle kadın ve çocuklar su kıtlığından çok daha fazla etkileniyor.

Su temin etmek için günde 3 saat yolculuk yaparak bidonlarla bataklıklar, göller ve nehirlerden su alıp dönüyorlar.

6 Kasım 2021 Cumartesi

Suyun artan önemi (Yeşil Ekonomi 55)

 

Yeryüzündeki toplam suyun %97.5’i tuzlu su, %2.5’lik kısmı tatlısu bunun da %2’lik kısmı buzullarda bulunuyor, geriye sadece %0.5’lik kısmı tarım, sanayi ve kişisel kullanım için elverişli bulunuyor.

Bir başka değerlendirmeye göre ise, dünya su kaynaklarının %3 veya 4’ü tatlı sudan oluşuyor. Sadece bunun %1 ya da %0.5 insan tüketimi için güvenli bulunuyor.

Kirlilik nedeniyle su kaynakları tehdit altında bulunuyor.

1,2 milyar insan su darlığı bulunan yerlerde yaşıyor. Bunlar güneybatı Amerika, İspanya, kuzey Afrika, Avustralya ve Kuzey Çin.

Günümüzde yaklaşık 1 milyar insan temiz içme suyundan yoksun bulunuyor. Bu durum hemen hemen bütün dünyada kendini gösteriyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde alt sahra Afrika’sı, Güneydoğu Asya ve Latin Amerika yeterli temiz sudan mahrum bulunuyor.

Yapılan hesaplara göre, 1,300 litre su ile 1 kg buğday üretiliyor.

3,400 lt. su ile 1 kg pirinç, 15,500 lt. su ile 1 kg biftek üretiliyor.

Araştırmalara göre, 2,1 milyar insan güvenle yönetilen içme suyu hizmetlerine erişim noksanlığı çekiyor. (WHO/UNICEF 2017)

4,5 milyar insan güvenli sanitasyon hizmetlerinden mahrum bulunuyor. (WHO/UNICEF 2017)

Beş yaşın altında 340,000 çocuk her yıl ishal hastalığından ölüyor. (WHO/UNICEF 2015)

Su darlığı hâlihazırda 10 kişiden 4’ünü etkiliyor. (WHO)

Bütün tabii felaketlerin %90’ı su ilişkili bulunuyor (UNISDR).

Atık suların %80’i işleme tabi tutulmadan ekosistemlere geri dönüyor (UNESCO, 2017).

Dünyanın sınır aşan nehirlerinin yaklaşık üçte ikisi ortak yönetim çerçevesine sahip bulunmuyor (SIWI).

Küresel su çekilmesinin %70’i tarım üretiminde kullanılıyor (FAO).

Sanayinin kullandığı suyun kabaca %75’i enerji üretiminde kullanılıyor (UNESCO, 2014).

Her gün dünyada yaklaşık 10 milyar ton tatlı su tüketiliyor.

Mevcut durumda 2,4 milyar insan gelişmiş sanitasyon hizmetlerinden yoksun bulunuyor, bunların bir milyarı açık alanları kullanıyor.

Bunun sonucu olarak her yıl 5 yaşın altında 361 bin çocuk kötü sanitasyon ve kirli su nedeniyle ishal, kolera, dizanteri, hepatit A ve tifo gibi hastalıklarla hayatını yitiriyor. Bir başka ifadeyle temiz suya ve elverişli sanitasyona erişim eksikliği nedeniyle her gün 5 yaşın altında 1000 çocuk hayatını kaybediyor (WHO, 2015, Dünya Bankası 2015).

502 bin insan ishal, kolera, dizanteri, tifo ve çocuk felci gibi hastalık taşıyan su içiyor.

Sağlıksız sanitasyon, su ve hijyen yılda 675 bin prematüre ölümlere yol açıyor.

2 milyardan fazla insan dışkı ile kirlenmiş su içiyor, 844 milyon kişi temel içme suyuna sahip değil. Her bir dakikada bir çocuk ölüyor.

Nüfus artışı ve ekonomik büyüme suya eşi görülmemiş baskı yapıyor. Mevcut nüfus, nüfus artışı ve mevcut su yönetim uygulamalarının devam etmesi halinde gelecekte dünyanın 2030 yılına kadar talep ve mevcut su arzı arasında %40 oranında noksanlık olacağı tahmin ediliyor.

2050 yılına kadar 9 - 10 milyar insanı beslemek için tarım üretiminin %60 büyümesi gerektiği, dolayısıyla kaynaklardan suyu çekme oranında %15 artış bekleniyor.

28 Mayıs 2021 Cuma

“SU TEMİZDİR TEMİZLEYİCİDİR” (Yeşil Ekonomi 54)

 

 

Her şeyi olumlu yönde değiştiren suya değer biçilemiyor!

Çünkü su hayattır, canlılıkla özdeşleşmiş. Suyun olmadığı yerde başta insan olmak üzere, diğer bütün canlıların hayatlarını sürdürmeleri mümkün değil.

Küresel iklim değişimi, temiz suya erişim, yeni ve yeniden ortaya çıkan hastalıklar insanoğlunun bugün yüzleştiği ürkütücü zorluklardan birkaçı olarak yorumlanıyor…

Geleneksel ekonomik modelin en fazla zarar verdiği ve hayati öneme haiz tabii kaynaklardan biri de su kaynakları ve su ekosistemleri.

Su dünyanın en önemli ekonomik, sosyal, çevresel, kültürel, yasal ve politik konularından biri olarak ön planda yerini koruyor.

Canlıların yaşaması, sürdürülebilirliğin korunması temel tabii kaynaklara bağlı, su ise bunlardan en önde gelen konumunda bulunuyor!

Su açıkça tarım ve gıda ile kırsal gelişmeyle, sağlıkla, eğitim ve diğer hususlarla özdeşleşmiş, vazgeçilmez hayati bir nesne olarak dünya gündemindeki yerini muhafaza ediyor. 

21. yüzyılın en acil küresel konularından biri olarak sürdürülebilirliği sağlayacak uygun kaliteli suyun yetersiz duruma gelmiş olması endişeyle takip ediliyor.

Konuyu politik ve yönetimle ele alma açısından yüksek kaliteli bilgiye erişim hayati önem arz ediyor.

Sahip olduğu eşsiz özellikleri nedeniyle su en değerli kaynak olarak görülüyor.

Su tarım faaliyetlerinde vazgeçilmez bir role sahip, böylece gıda güvenliğine ve yoksulluğun giderilmesine doğrudan katkı sağlıyor.

Hayatın sürdürülmesi, gıda yetiştirmek, enerji üretmek, çevreyi yönetmek ve iş üretmek için su ekonomi ve sosyal gelişmenin merkezinde yer buluyor.

Paha biçilmez bir kaynak olmasının yanında, su bazı durumlarda en tehlikeli bir vaziyet de alabiliyor.

Taşkınlar, fırtınalar, kuraklıklar su ilişkili tehlikeleri oluşturuyor ve 10 tabii felaketin 9’undan sorumlu tutuluyor. İklim değişiminin bu riski artıracağı, aynı zamanda su temini üzerine büyük stres bırakacağı tahmin ediliyor.


17 Mayıs 2021 Pazartesi



#PALESTINIANLIVESMATTER





An Israeli police man strangles a Palestinian Child to death on Saturday during the protest of US embassy move to the Jerusalem. The innocent boy even read Kalima e shahadat before dying.

 

18 Nisan 2021 Pazar

Petrol çağının sonu mu? (Yeşil Ekonomi 53)

 

 

Uluslararası Para Fonunun (İMF) bir raporuna göre, ulaşım devrimi devam ediyor, gelecekteki on yıllarda petrol piyasası tamamen değişime uğrayacak.

2014 yılında 100 doların üzerinde bulunan petrol fiyatları aniden yarı yarıya düştü. İMF’nin çalışmasına göre şeyl ve yeni teknolojilerin öne çıkması gibi şartlar petrol fiyatlarının daha uzun süre düşük kalmasında temel faktör olabilecek.

Yine bir başka çalışmasına göre elektrikli arabaların ve güneş enerjisi üretimi gibi diğer yeni teknolojilerin yaygınlaşması petrol piyasasını ve uzun vadeli petrol talebini daha derinden etkileyecek.

İMF’nin raporuna göre, bugün dünyada otomobiller petrol tüketiminin %45’ini oluşturuyor. Elektrikli araçların ve yenilenebilir enerjinin artışı ile bir yüzyıl önce enerji teknolojisinin petrolün kömürü dönüştürdüğü yol gibi bugün de dünya ulaşımda bir devrimin eşiğinde bulunuyor…

1917 yılında Ford toplu üretim satışı yaptı, bu satın alınabilir araçların ulaşımda bir dönüm noktasıydı. Günümüzde elektrikli araçlar çok daha düşük bakım ve yakıt maliyetleriyle aynı dönüşümü oluşturma yolunda ilerliyor…

IMF’nın raporuna göre, 2040 yılına kadar ileri ekonomilerde elektrikli araçlar yüzde 90’lık kısmını ve gelişmekte olan ekonomilerde yarı kısmını teşkil edecek.

Elektrikli araçların şarjında ihtiyaç duyulacak elektrik ise yine petrole bağımlı olmadan yenilebilir enerji kaynaklarından elde edilecek.

2008 yılından beri güneş gücünden üretilen elektrik maliyeti %80 düşmüş ve rüzgar enerjisinde ise %60 düşüş meydana geldiği belirtiliyor.

Sübvanse edilmeyen güneş ve rüzgar enerjisi 30 ülkede rekabetçi durumda bulunuyor gelecek birkaç yıl içinde kömür ve doğal gazdan %60’dan fazla daha ucuz olacağı bekleniyor. Gelecek 20 yıl içinde yenilenebilir ve elektrikli araçlar tahmin edildiği gibi hızlı yayılırsa önemli ölçüde petrole olan talebi dışlayacağı tahmin ediliyor.

Ve eğer iklim değişim endişeleri yoğunlaşırsa dünya petrol piyasasının dönüşümü daha hızlı olabilecek. 2040 yılına kadar petrol fiyatları çok daha ucuz olacak. 

Birçok otomotiv üretim firması yoğun olarak elektrikli araç teknolojisine yatırım yapıyor. Şimdiden bazı firmalar önümüzdeki yıllardan itibaren sadece elektrikli araç üretimi yapacakları yönünde açıklama yapıyor.


1 Nisan 2021 Perşembe

Uzayıp giden yürüyüş yolları (Yeşil Ekonomi 52)


 

Gezegenimizin içinde bulunduğu şartlar gereği ulaşımın çevresel sürdürülebilirliği destekler nitelikte olması küresel iklim, ekosistemler, halk sağılığı ve tabii kaynakların korunması açısından önem taşıyor.

Çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması yeşil taşımacılık çeşitlerinin tercih edilmesini gerektiriyor.

Bir kişinin kendi aracıyla ofisine veya alışverişine gitmesi daha rahat ve uygun olmasına rağmen, ancak dünya vatandaşlığı sorumluluğu gereği herkes için erişim kolaylığı sağlayan yeşil taşıma modunun tercih edilmesi öneriliyor.

Bu nedenle mümkün olduğu kadar, zaruret olmadıkça tek yolcuyla araç kullanımından kaçınılması, toplu taşıma vasıtalarının kullanılması tavsiye ediliyor.

Yine bu kapsamda kişilerin okula, işe ve bakkal alışverişlerinde yürümeyi tercih etmeleri tavsiye ediliyor.

Yürüyüş ücretsiz olduğu gibi, aynı zamanda iyi bir form elde etmek amacıyla sağlıklı bir beden için egzersiz imkânı sağlıyor. Bu nedenle yürüyüş yollarının güvenli ve kesintisiz olması gerekiyor.

İşe gidiş gelişlerde bisiklet kullanmak bir diğer yeşil taşıma modu olarak öngörülüyor.

Yürüyüşten daha hızlı olması ve daha az düşük maliyet ve sağlıklı bir egzersiz sunması nedeniyle bisiklet bir tercih sebebi olarak öneriliyor.

Bu durumda ulaşım yolları projelenirken sadece ulaşımın geleneksel formlarını değil, aynı zamanda kesintisiz, güvenli bisiklet ve yürüyüş yollarını da ihtiva etmesini gerektiriyor.

Kesintisiz ve güvenli yürüyüş yollarının yapılmasının sağlayacağı bazı faydalara gelince;

Sağlıklı bir toplum oluşturmak

Stress atmak

Trafik yoğunluğunu ve sağlığa zararlı gazların azalmasına yardımcı olmak

Temiz çevre ve hava kirliliğinin azalmasına katkıda bulunmak gibi bazı temel faydalar sağlamakta.

Bunlara ilaveten sağlıklı toplum oranının artışını sağlarken, hastanelerin yoğunluğunu ve sağlık masraflarını azaltmış olacak…

Yeşil ulaşım seçenekleri olarak hibrid ve yakıt etkinlikli çevre dostu taksiler öneriler arasında bulunuyor.

Bu uygulamayla elektrikli taksilerin şehir içi kısa mesafeli ulaşımlarda kullanılması aynı zamanda temiz enerjili araçların yaygınlaşmasını teşvik edecek.

Ülkemizdeki şehirlerde çok sayıda taksi bulunuyor, sayı itibariyle yüksek bir rakama tekabül ediyor.

Şehir içi kargo ve benzeri taşımalarda kullanılan çok sayıdaki hafif ticari araçların elektrikli versiyonunun üretilmesi de sektörün bu dönüşümüne büyük katkı sağlamış olacak.

Büyük şehirlerde şehir içi hava kirliliği ve emisyon oranlarının düşürülmesinde bu yeşil araçlar kritik rol oynayacak.

Elektrikli taksiler aynı zamanda ulaşım maliyetinin düşmesine de büyük katkı sağlayacağı için tercih nedeni olacak.

Çok sayıda elektrikli taksi üretilmesi ülke ekonomisi için de olumlu sonuçlar sağlayacağı gibi, gerek istihdam ve gerekse yeni iş dalı olarak yurtiçi hâsılaya kayda değer katkı sağlayabilecek.

Ülkemizin bir otomobil markası oluşturma çabasındaki hedefinin gerçekleşmesinde elektrikli taksilerin piyasaya girmesi bu hususta lokomotif bir rol oynayacak.