16 Haziran 2019 Pazar

Çölleşme ve kuraklık





Özellikle Afrika kıtasında etkisini gösteren çölleşme arazi alanlarının küçülmesine neden oluyor. Yapılan araştırma ve incelemelere göre başta insan faaliyetleri olmak üzere iklim değişimlerinin etkisiyle meydana geliyor.
Çölleşmelerin aşırı sömürülen ve uygun olmayan arazi kullanımına kırılgan olan dünya arazi alanlarının üçte birini kapsayan kurak arazi ekosistemleri nedeniyle oluşuyor.
Yoksulluk, küresel politik istikrarsızlık, ormansızlaşma, aşırı otlatma ve kötü sulama uygulamaları arazi verimliliğini zayıflatıyor.
Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü ile her yıl çölleşmeyle mücadele için uluslararası çabaların insan farkındalığının gelişmesine destek sağlaması hedefleniyor.
Bu nedenle Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü arazi küçülmesi probleminin çözüm yoluyla başarılabileceğinin herkese hatırlatılması açısından önemli bir gün olarak görülüyor.
Bunun yanında güçlü toplum katılımı ve bütün seviyelerde işbirliğinin rolü bu hayati tehlikenin üstesinden gelinmesi için önemli olduğu hatırlatılıyor.
Bu yılın teması “Geleceği Birlikte Büyütelim."
2019 yılında 25. Yıl kutlanırken, gelecek 25 yıl için yoksulluğu azaltacak, su ve gıda güvenliğini sağlayacak bir dünya tahayyül ediliyor.
Bu yılın toplantısı 17 haziran 2019 günü ülkemiz ev sahipliğinde Ankara’da yapılıyor…
Toplantının temel konuları ise Arazi ve Kuraklık, Birleşmiş Milletlerin açıklamasına göre, 1,8 milyar insan 2025 yılına kadar mutlak su darlığı çekecek ve dünyanın 2/3’ü su stresi altındaki şartlarda yaşıyor olacak.
Bir diğer konu Arazi ve İnsan güvenliği, 2045 yılına kadar 135 milyon civarında insan çölleşme neticesinde yerinden olmuş olacak.
Mevcut küçülmüş arazinin rehabilitasyona tabi tuutlmasıyla arazi küçülmesini başarmak, sürdürülebilir arazi yönetim ölçeğini yükseltmek ve restorasyon inisiyatiflerini hızlandırmak herkes için daha fazla direnç kazanma ve güvenliğe gidecek yol olacağı bekleniyor
Arazi ve İklim konusu ile azalan ekosistem alanlarının iyileştirilmesiyle yıllık olarak 3 milyar ton karbonun depolanma potansiyeline sahip olduğu öngörülüyor.
Açıklamaya göre, arazi kullanım sektörü toplam küresel emisyonların yaklaşık %25’ini temsil ediyor.
Sürdürülebilir Gelişme için Gündem 2030’un gezegenimizi bozulmaktan korumak için  kararlı olduğu gözleniyor.
Bu çerçevede sürdürülebilir tüketim ve üretim, tabii kaynakların sürdürülebilir yönetimi ve iklim değişiminde acil eylem planı öngörülüyor. Böylece mevcut ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarının desteklenmesi hedefleniyor.
Su, tarım ve orman ekosistemlerinin korunması, rehabilitasyonu ve geliştirilmesi mevcut ve gelecek nesiller için hayati önem arz ediyor.


8 Haziran 2019 Cumartesi

Gıdanın geleceği sempozyumu



Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonun gıdanın geleceği hakkında bir sempozyum düzenliyor…
Organizasyona göre, obezite ve diyet ilişkili hastalıklar bütün ülkelerde yükselirken, yetersiz beslenme de varlığını sürdürüyor.
Gıdanın üretildiği, işlendiği ve nakledildiği şeklin sağlığımızı etkilediği belirtiliyor.
Gıdanın geleceği gıda sistemlerimize bağlı, mevcut gıda sistemlerinin sağlıklı diyetler için elverişli olmadığı ve sınırlı tabii kaynaklara bedel ödetiyor.
Büyüyen ve şehirleşen insanlığın, artan diyet ilişkili sağlık problemleri, iklim değişimi ve tükenen tabii kaynakların zorluklarıyla karşı karşıya kalan gıda sistemlerinin değişmesinin lazım olduğu; bu nedenle fertlerden şirketlere ve hükumetlere kadar herkesin üstleneceği bir rolün olacağı hatırlatılıyor.
Küresel olarak açlık ve yetersiz beslenme en büyük zorluklardan bir olamaya devam ediyor.
Ancak yetersiz beslenme bazı ülkelerde varlığını sürdürürken obezite ve diyet ilişkili bulaşıcı olmayan hastalıkların da düşük ve orta gelirli ülkelerde beklenmedik bir şekilde yükseldiği gözleniyor.
Bu nedenle mevcut gıda sistemini dönüştürmek için küresel bir çağrı var.
İhtiyaç duyulan sağlık ve iyi diyetleri sağlamak için adil olmayan hususları ele almak ve tabii kaynakların yok olmasını durdurmak hedefleniyor.
Gezegen sınırları içinde nesiller boyu sürdürülebilecek optimum sağlık için besleyici diyetler nasıl sağlanabilir sorusu politika yapıcılar ve araştırma topluluğu için yüksek önceliğe sahip görülüyor.
Hızlı büyümekte olan dünya nüfusu, hızlı şehirleşme, değişen diyetler, iklim değişimi ve dünyanın birçok bölgesindeki uzatmalı krizler dolayısıyla küresel gıda sisteminin yüzleştiği zorlukları göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Yapılan bir araştırmaya göre, eğer önemli hafifletici tedbirler alınmazsa düşük ve orta gelirli ülkelerde diyet değişiminin hızlanması çevre üzerindeki gıda sisteminin etkisini artıracağı bekleniyor.
Milli sınırı aşacak gıda sistemleri için etkin bir yönetim uygulamasına acil ihtiyaç olduğu, resmi ve resmi olmayan organizasyonları kapsayacak küresel ve lokal olarak bütün seviyeleri kapsayıcı olması hedefleniyor...
Politik yükümlülük, liderlik, hesap verebilirlik ve politik tutarlılık etkin yönetim için temel faktörler olarak görülüyor, bunlara ilaveten etkin eylem almak için veri, beceri ve kapasite gelişim hususları göz önünde bulunduruluyor.
Bunun için alışılmış iş sisteminin Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri olarak hedeflenen Gündem 2030’u başarmak için bir tercih olmadığına dikkat çekiliyor…
Gıda sempozyumunun gerek gıda ve gerekse diğer olumsuzluklar karşısında üzerinde durulması gerek en önemli husus ise bugün dünyanın birçok bölgesinde devam eden çatışma bölgelerinin ve terörün bir an önce durdurulması için gerekli tedbirlerin alınması olduğu; bu olumsuzluklar bertaraf edildiği zaman sempozyumun diğer sıkıntıların da daha erken ve kolay bir şekilde giderileceğini göz önünde bulundurması söz konusu hedeflerin başarılmasında önemli rol oynayacak.



13 Mayıs 2019 Pazartesi

23 haziranın önemi




Batılı anlayış ve bakış acısının üzerine bina edildiği temel yaklaşımın “kendi ne yaparsa yapsın hep doğru, kendisine muhalif olanın ya da boyunduruğuna girmeyenin her uygulaması ise yanlıştır” prensibine dayanmaktadır.
Bu yaklaşım sömürü ve emperyalist dünyasının anayasasıdır.
Doğruları, hakikatleri ters yüz etmede mahir olan bu anlayış sömürü ve Siyonist anlayışın değişmez kuralı olmuştur.
Onun için Müslüman adına, İslam adına ne söylense, hangi lehte karar alınsa onlar için yanlış ve kanunsuzdur.
Bu tür kararlar kendileri açısından hukuksuz ve demokrasiyle bağdaşmaz bulunur.
Hak ve hukuk kuralları ve sınırları onlar tarafından belirlenir ve uygulanır.
Bu anlayış nedeniyledir ki bugün yeryüzünde milyonlar ve milyarlar temel haklarından yoksun bulunuyor.
Yeri geldiğinde insan haklarından ve hukukun üstünlüğünden dem vururlar, fakat onlarda bunun esamisi bulunmaz.
Bu zihniyet sadece batı zihniyeti olmayıp menfaati icabı başka yerlerde de varlığını sürdürüyor...
İsrail devleti Müslümanları açıkça bir tehdit unsuru olarak gösteriyor.
ABD aynı şekilde işine gelmediğinde bir Müslüman ülkenin tehdit oluşturduğu kararını alarak gerekirse saldırı düzenleyebiliyor.
Kurulan paravan terör örgütleri ise İslam adına masum insanların canına ve malına göz dikiyor. Bunu da öylesine ustalıkla yapıyorlar ki bu örgütler kendilerine sempatizan bulabiliyor ve din kardeşlerine haince ve canice saldırılar düzenleyebiliyor.
Bir kısım İslam ülkesinin lider kadrosu makam ve menfaatleri gereği emperyalist güçlerin süfli oyunlarına çanak tutuyor.
Emperyalistler için demokrasi ve hukukun üstünlüğü kendi menfaatleri olduğunda gündeme geliyor.
Kapsayıcı bir insan hakları ve hukukun üstünlüğü anlayışından uzaklaşan bir batı dünyasının varlığı artık su götürmez bir şekilde anlaşılır olmuş.
Kendilerine yalaka olacak birilerini bulunca olanca güçleriyle desteklerini veriyorlar.
İstanbul’da yenilenecek seçime karşı çıkışlarının temel nedeni de bu.
Kullanacakları birinin seçilmesini istemeleri bu yüzden.
Bu acı gerçeğin ortada olmasına rağmen seçimin yenilenmesine karşı çıkanlar ya bu işte menfaati olan bir azınlık kesim ya da memleket ve millet sevgisinden bihaber olanlar.
Yeri geldiğinde dürüstlük ve doğruluktan dem vuranlar, hilelerle dolu bir seçime göz yumulmasını istiyor…
Daha 31 mart seçiminin neticesi belli olmadan kameralar karşısına geçip de ‘İstanbul'a da bahar gelecek’ diye açıklama yapanlar, neticenin kendileri lehine önceden organize edilmiş olduğu izlenimini veriyordu. Nitekim seçim sonrasında ortaya çıkan hile ve yanlışlıklar millet iradesini hiçe sayan organize işlerin yapıldığı belgelerle ortaya konuldu.
Bu ortaya çıkarken söz konusu partinin seçim geçmişi hafızlarda tazelendi.
Yani millet iradesinin hiçe sayılıp baskıcı bir usulle seçimlerin nasıl organize edildiğini hatırlattı...
Son seçimde yapılan hileler, bu  güruhun iş başına geldiğinde nasıl bir icraat yapacağının da işaret fişeği olmuştur.
Bu da 23 haziran İstanbul seçiminin ülkenin menfaati açısından ne denli önem arz ettiğini gösteriyor.
Temennimiz millet iradesinin gerçekleri görmesi ve bu yönde tecelli etmesidir.

21 Nisan 2019 Pazar

Zengin kaynakların fakir bekçileri





Üretim ve ulaşımda önemli bir girdi olan petrol fiyatları her zaman merak konusu oluyor.
Bölgemizde ki Orta doğu ülkeleri zengin petrol rezervlerine sahip.
Bir kısım petrol üreticisi olan ülkelerde iç savaş var, bir kısmında ise yaptırım uygulaması var.
Açıkça sömürü dünyası bu ülkelere sen üretmeyip satmayacaksın diyor!
2003 yılında Saddam Hüseyin’in devrilmesinden beri Irak’ta istikrar sağlanamadı.
Suriye’de 2011 yılından beri savaş devam ediyor.
Iran’a yıllardır yaptırım uygulanıyor.
Son zamanlarda aynı şey önemli bir petrol üreticisi olan Venezuela için geçerli.
Libya yine 2011 yılından beri iç savaş halinde bulunuyor.
Petrol ülkelerindeki bu olumsuz duruma rağmen petrol fiyatları 2014 haziran ayında 100 doların üzerinde iken geçtiğimiz yıllarda 30 dolarlara kadar geriledi.
Zaman zaman inişli çıkışlı dönemler olduysa da fiyatlar 2014 yılındaki 100 doların üzerine tekrar yükselmedi.
Bugünlerde Brent petrolün varil fiyatı 71 dolar civarında, ABD batı teksas ham petrolü ise 63 dolar civarında seyrediyor.
OPEC petrolünün varil fiyatı da yaklaşık 71 dolar civarında.
Iran, Irak, Libya, Venezuela petrol zengini ülkeler.
Ancak bu zenginliklerin bu ülkelerin insanlarına faydası olmaması için küresel güçler her türlü entrikaya başvuruyor.
Yıllardır süren bu durum aslında petrol zengini diye bilinen ülkelere bu zenginliğin gerçek sahibi olamadığını gösteriyor.
Petrol rezervlerine sahip olan ülkelerin bu zenginliğine aslında sömürü dünyası, sömürü güçleri hakim.
Söz konusu petrol ülkeleri bu kaynakları topraklarında barındırsalar da, bu kaynaklara sahip olsalar da bu kaynakları yöneten ve sömüren sömürü güçleri.
Aldıkları haksız kararlar ya da arka planda oluşturdukları entrikalarla ya iç savaşla ya da bu ülkeleri birlerine düşürerek ya üretim yapılamıyor ya da bu kaynaklar başka alanlara aktarılıyor.
Bu zenginlikler söz konusu ülkelerin kalkınması ve refah seviyelerinin yükselmesine faydası olmuyor.
Petrol üreticisi olan ülkelerin birkaç tanesi hariç durum bundan ibaret.
Ancak enerji piyasasında ki yeni gelişmeler ise bu ülkelerin bu kaynaklardan yeterince faydalanmadan devreden çıkacağını hatırlatıyor.
İklim değişikliği, küresel ısınma ve çevre kirliliği fosil enerji kaynakları yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının giderek uygulamaya alınması ile gelecekte bu kaynakların piyasa değeri bugünkünden çok daha düşük olacağına işaret ediyor.
Sömürü dünyası bunun planını, hesabını çok iyi yapar.
Umulmadık bir zamanda artan bir oranda devreye girecek olan yenilenebilir enerji kaynakları ve bu enerjiyle uyumlu sanayinin artan bir şekilde piyasaya girmesiyle fosil kaynaklı enerji türlerinin piyasa değeri çok daha düşebilir.

13 Nisan 2019 Cumartesi

Sudan halkının Demokratik arzusu mu?



Bir Müslüman ülke daha kaosa sürüklendi.
Ne yazık ki emperyalist güçler İslam ülkeleri üzerindeki antidemokratik planlarını bir bir hayata geçirmeye devam ediyor.
Kimisine yaptırım uygulayarak, kimisini iç savaşa sürükleyerek, bir kısmında da askeri darbe plan uygulamasıyla İslam ülkelerinin geri kalması, kalkınmaması, birbirine kırdırılması için her türlü hain planları kurup uygulamaya alınıyor.
Sudan’da yapılan askeri darbe sonrasında görevden alınan Sudan devlet başkanı Ömer el Beşir’in Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmasının söz konusu olduğu BM sözcüsü tarafından ifade ediliyor, BMGK daha önce almış olduğu karar gereği!
BMGK uygulamalarına baktığımızda adil ve insan hakları prensiplerine uygun olmadığı görülüyor.
Her kimi kafalarına takarlarsa bir yolunu bulup o ülkeyi ve yönetimini nahak yere dünya kamuoyuna suçlu gösterip sürüklüyorlar.
Karayı ak akı kara göstermede mahir oldukları için.
BM yüklenmiş olduğu asıl işinin tersine bir anlayışla tıpkı bir nevi engizisyon mahkemesi yaklaşım uygulaması yapıyor.
BMGK’nin üzerine gitmesi gereken o kadar çok insani mesele var ki bunlara bir çare bulacağına İslam ülkelerinin başına yeni gaileler açma çabasında.
Emperyalist güçler ve BM kendilerine teslim olmayan İslam ülkelerine karşı her türlü hileyi deniyor.
Hiçbir zaman gerçek misyonuyla uyumlu bir politika uyguladığı yok…
2011 yılından beri demokratik haklarını isteyen Suriyelilerin bu talebini görmezlikten gelip bu ülkeyi iç savaşa sürüklemiştir.
Suriyeliler de ülkelerinde demokratik hak talebiyle gösteri yapmıştı fakat bu talepleri karşılık bulmadığı gibi yüzbinlerce masum Suriyeli vatandaş hayatını yitirdiği gibi milyonlar da ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Irak'a demokrasi ve özgürlük getireceğim diye işgal hareketi yapan ABD ve koalisyon güçleri 16 senedir bu ülkede de yüzbinlerin hayatını kaybetmesine, göçlere ortam hazırladı.
Filistin toprakları 70 yılı aşkın süredir işgal altında, bunların haklarını koruyacak hiçbir olumlu karar çıkmadı ya da çıktıysa da uygulaması olmadı.
Myanmar’da Müslümanların evleri yakılıp yıkılıp öldürülürken uluslararası toplum ve BM sessiz kaldı.
Yargılanması gerekenler, İsrail devleti, Suriye'nin zalim yönetimine insanlık adına utanç duyulacak zülümlerine rağmen Uluslararası Ceza Mahkemesine sevk edilmediler.
Mevcut BM’den adalet beklemek mümkün değil, aksine adaletsiz uygulamalarıyla bugün yeryüzünde her geçen gün artan huzursuzluk ve çatışmalara ortam hazırlamaktan başkası da beklenemez intibasını uyandırıyor.
Halkın gösterileri ve talepleri neticesinde Omer el Beşir’in göz altına alındığı belirtiliyor.
Avrupa’nın göbeğinde Fransa’da aynı gerekçelerle ‘sarı yeleklilerin’ sokak gösterileri aylardır devam ediyor, ne Uluslararası Ceza Mahkemesi ve ne de başka bir güç Fransa devlet başkanına bir şey söylemiyor.
Ufak bir kınam bile yok uluslararası kuruluşlardan ve insan hakları kurumlarından..
Hedef aynı, mesele bir Müslüman ülkeyi daha kaos ortamına sürüklemek. Hedef kendilerine boyun eğmeyen İslam ülkelerini dize getirmek.
Sudan halkının Demokratik arzusu mu, yoksa emperyalist güçlerin kaos arzusu?

10 Nisan 2019 Çarşamba

Hindustan




Hindistan dünyanın ikinci büyük nüfusuna sahip.
Nisan ve mayıs aylarının sıcaklığı bizim ülkemizde temmuz ve ağustos aylarındaki sıcaklık derecelerinin birkaç derece üstünde seyrediyor.
Çoğunluğunu Hindulardan oluşan nüfusun yanında Müslümanlar da hatırı sayılır bir orana sahip.
Çok az miktarda Hristiyan ve Yahudiler de ülkede bulunuyor.
Hindistan'ın gelecekte dünyanın bir numaralı ekonomik büyüklüğüne ulaşacağı tahmin ediliyor.
Ülkede fakir nüfusun payı yüksek.
Her ne kadar Türkiye’de şaşaalı düğünler yapan zenginler olsa da fakir kesimin ağırlığı dikkat çekiyor…
Hindistan'da Nisan ve Mayıs aylarında genel seçimler var.
İki parti yarışıyor; biri iktidarda olan Narendra Modi’nin partisi, diğeri ise Rahul Gandi’nin partisi olan Congress.
Müslüman kesim Modi’nin uygulamalarından memnun değil.
Müslümanların da partisi var fakat kazanma şansının olmadığı söyleniyor.
Müslümanlar Gandi’nin partisi olan Congress’in kendilerine bakışının daha iyi olduğu kanaatindeler…
Hindularda garip bir inanç var, bu da ineklere bu ülkede ayrıcalık tanınması.
Bu hayvanlar ana caddelerde, sokaklarda başıboş dolaşıyorlar.
Belediye hizmetlerinin yetersiz olduğu ülkede, ineklere tanınan bu özgürlük ve ayrıcalık nedeniyle sokak ve caddelerde istenen ve olması gereken temizliği görmek mümkün değil.
Kendilerine atfedilen kutsallıktan haberdar olmayan bu hayvanlar, hemcinslerinin sahip olduğu mera ve otlakların temiz ve besleyici avantajına sahip değiller.
Bu yanlış inanış hem bu hayvanları ve hem de çevre temizliğini olumsuz etkiliyor.
Mesele bir bakıma insan ve hayvan hakları konusunu gündeme getiriyor.
Gerek Dünya Sağlık Teşkilatı ve gerekse hayvan hakları savunucularının bu konuyla ilgilenmesi gerekir diye düşünüyor insan…
Ülkede toplu taşıma araçları olan otobüsler bir hayli eski.
Bu hususta gelişmiş teknolojilerle üretim yapan ülkemiz burada gerek Pazar ve gerekse üretim tesisi kurmak için görüşme ve inceleme de bulunmuşlar mı? 
Ülke büyük bir Pazar potansiyeline sahip.
Ulaşımda metro hattı da var.
Ancak bunların yanında toplu taşıma hizmetinde görev alan üç tekerlekli dört beş yolcu kapasitesine sahip çok sayıda araç bulunuyor.
Dolayısıyla şehir trafiği oldukça yoğun.
Trafikte İngiliz sistemi hakim bütün araçlar sağdan direksiyonlu, trafik seyri de bizim ülkemizdeki gibi sağdan değil sol taraftan yapılıyor...
İngilizler işgal hareketine ülkeye ticaret bahanesiyle girmişler.
Fitne çıkarmada maharet sahibi olan İngilizler ülke yönetiminde söz sahibi olan liderlerin bir kısımını kendi saflarına çekerek kendilerine karşı olanlarla mücadele etmiş ve hakimiyeti ellerine almışlar.
İngilizlerin işgali altında olan ülke istiklaline 15 Ağustos 1947 yılında kavuşmuş.

8 Nisan 2019 Pazartesi

Terör örgütü ve ittifak yapanlar




Zaman zaman PKK terör örgütünden kaçanlar maruz kaldıkları insanlık dışı muameleleri itiraf ediyor.
Malumun ilamı…
Terör örgütünün sözde hak adına alçak, aşağılık ve her türlü ihanet ve hainlik dolu hareketini nasıl başlattığı biliniyor...
Birliğimize, beraberliğimize, istiklal ve istikbalimize yönelik atılmış en hain ve kalleş bir hareket.
Bu örgüt bilindiği gibi bin yıldır bir arada yaşamış; acısıyla, tatlısıyla birbirlerine destek olmuş bu milleti birbirlerine düşürmek ve emperyalistlere peşkeş çekmek adına kurulmuş hain bir tuzak.
Her fırsatta sözde kürtlerin haklarını savunma gayesiyle başlatılan bu ihanet hareketi aklıselim sahibi herkesin bildiği gibi en büyük zararı bu kesime vurmuştur.
Telafisi olmayacak bir şekilde yapılan bu ihanet aynı zamanda ülkemize ve ülkemize sadakatle bağlı olan canını, kanını feda edenlere yapıldı.
Kalkınmamıza, gelişmemize karşı yapıldı…
Emperyalistlerin ülkemiz üzerindeki alçak ve hain planlarını gerçekleştirmek için gözünü kırpmadan bu işin uşaklığına soyunanlar tarafından yapıldığı inkar edilemez bir gerçek.
Bu hainler bu ihanetlerini gizlemek için de ‘haklar’ kılıfını kullandılar.
Bu fitne tohumları 41 yıl önce atıldı.
Başta kahraman silahlı kuvvetlerimizin mensupları olmak üzere bütün güvenlik güçlerimiz ve masum sivil vatandaşlarımız bu hain örgütün çirkin emelleri karşısında can siperane mücadele ederek şehit düştüler.
Hepsini rahmetle anıyoruz.
Şehitlerimiz her gün milyonlar tarafından rahmetle anılıyor.
Emperyalist güçler adına kimisi kandırılarak, birçoğu da baskı ile örgüte katılanlar ise pisipisine hayatlarını kaybetti.
Bunlar kaybederken kazananlar ise emperyalist güçler oldu.
Ancak bu kadar ihanete ve bu kadar itirafa rağmen acı olduğu kadar hainlikle dolu olan gerçeği göremeyenlerin var olması da işin üzücü yanını gösteriyor.
Emperyalist güçlerin besleyip büyüttüğü bu terör örgütünün siyasi uzantısını Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıyan da bugünün ana muhalefet partisinin o zamanki temsilcisi oldu.
O gün bugündür terör örgütünün partisi değişik isimlerle mecliste yerini aldı.
Ülkemizin askerine, polisine ve diğer güvenlik güçlerine tuzak kuran, emperyalistler adına kurşun atan bu örgütün siyasi uzantısı ile son seçimde sözde milliyetçi, vatansever olduklarını iddia edenler ittifak yaptı.
Bu sinsi planı göremeyenler ne yazık ki bunlara destek verdi.
Bu örgütün itirafçılarının örgüt üyelerine ne gibi iğrenç alçaklıklar yaptıklarını yıllardır basından takip ediyoruz.
Anlatılanlardan büyük insanlık suçu işledikleri, uluslararası hukuk ve insan hakları nezdinde ağır cezai müeyyideye uğratılmaları gerektiği gerçeğine rağmen, basireti bağlanmışlar bu şer ittifakına destek verdi…
Nefis ve benliklerine yenik düştüler…